1 MAYIS 2012 VE BİRLİK GÜNÜNDE AYRILMAMALIYDIK…

Mustafa Pacal - 03/05/2012 20:06:54 (161 okunma)


1 MAYIS 2012 VE BİRLİK GÜNÜNDE AYRILMAMALIYDIK…

Sendikal hareket istenmediği halde bu 1 Mayıs’ı farklı alanlarda kutlamış olsa da hemen aynı sorunları dile getirmeye çalıştı.
Özellikle sınırlıda olsa sendikal hak ve özgürlüklerin genişletilmesine olanak tanıyan Toplu İş İlişkileri Yasasının halen Meclis’te bekletilmesi,kıdem tazminatının akıbeti,iş kazaları,işsizlik,asgari ücretin yetersizliği,taşeron işçiliğinin önlenmesi,kuralsız(de regülasyon) ve kayıt dışı çalışma sorunu,çocuk işçiliğinin önlenmesi, kadın istihdamı ve ayrımcılığına karşı önlemlerin alınması ve tabii ki yeni anayasa gibi ortak sorunlar 1 Mayıs alanlarında dile getirilen,çözümü istenen sorunların başında geliyordu.

Bu sorunların çözümünde sendikaların ayrı,ayrı toplumsal gücünün yeterli olmayacağı bilinmektedir.Etkin güçlü birliktelik her zaman gereklidir. 

14 milyon sendikalı olması gereken işçi sayısının toplamı iyimser bir rakamla 500 bini geçmiyorsa bu tablo sendikal hareketin durumunu anlamak için yeterli bir veridir.

1 Mayıs’lar dünyanın her köşesinde “birlik,mücadele ve dayanışma” günü olarak kutlanmakta olduğu bilinen gerçeklerdir.

Sadece kutlamak değil çeşitli sorunların çözümleri için tartışmaların ve arayışlarında yapıldığı çalışmalarda yapılmaktadır.

Türkiye’ye bakıldığında ise çalışma hayatı ve işçilerin devasa sorunları karşısında hükümet ve sosyal taraflar arasında etkin bir sosyal diyalog olduğu söylenemez.

2005 yılından beri Ekonomik Sosyal Konsey toplanamıyor dersem ne demek istediğimi biraz olsun anlatmış olurum diye düşünmekteyim.

Hükümet ve sosyal taraflar arasında alt düzeyde görüşmeler olsa da bu türden ilişkilerin sorunların çözümünde etkili olmadığı görülmektedir.
Ancak işin tuhaf olanı bu değildir.

İşin tuhaf olanı sorunların ezici sonuçlarını yaşayanların temsilcisi olan sendikal yapıların kendi aralarında sosyal diyalogun olmamasıdır.
Oysa ki 1 Mayıs’lar sendikal hareketin kendi arasında sosyal diyalogun kurulması ve sürdürülmesi için çeşitli fırsatlar sunmaktadır.
Bunca sorunlar yumağı içinde olan sendikal hareketin bu fırsatları diyalog ve işbirliğine dönüştürmesi beklenirdi. 
Ancak olmadı.

Herkesin 1 Mayıs’ı kendine” diyen kutlamalar tercih edildi.
Halbuki dosta düşmana,”ele, el aleme” karşı birlik,mücadele ve dayanışma gününde ayrılmamalıydık.

Ancak hepimiz bu “tuzağa düştük” ve ayrıldık.
Şimdi bu durumdan mutlu olanlar kutlamaları tasnif ediyor.
Taksim için “gerçek” toplumsal ve siyasal muhalefetin kutlaması, Ankara için hükümetin 1 Mayıs kutlamaları,Bursa kutlamalarını da “kendi halinde” diye ayırıyorlar.

Bunun yaratacağı gerginlik ve ayrılıktan beslenmek istiyorlar.
Ben böyle düşünmüyorum.

Keşke 2010 ve 2011 yıllarındaki ortak 1 Mayıs kutlamaları ile kazandığımız birlikte kutlama geleneğimizi her şeye rağmen devam ettirebilseydik diyorum.

Tabi sadece 1 Mayıs kutlamaları değil,almış başını giden pek çok sorunlarımızın çözümü için bu fırsatı diyalog ve güç birliği içinde ortak mücadele vermeye dönüştürebilseydik. 

Bu sonucun ortaya çıkmasında tüm konfederasyon yönetimlerinin kendi payına düşen sorumluluğu vardır.

Bu 1 Mayıs geride kaldı.

Ancak sorunlarımız ortada duruyor.

Özgürlükçü demokrasi sorununu gidermek için yeni anayasa talebimiz devam ediyor.Sendikal hak ve özgürlüklerin genişletilmesine azda olsa katkı sağlayan yeni yasa mecliste halen bekletiliyor.İş kazaları ölümleri durmak bilmiyor.Taşeron işçiliği zulmü hız kesmiyor.Kıdem tazminatı hakkımız ne olacak bilinmiyor.Ulusal İstihdam Stratejisi üzerinden gelecek örneğin özel istihdam büroları gibi uygulamaların neden ve sonuçlarını artık konuşmuyoruz bile vs,vs…
Ve soruyorum.

İşçiler ve emekçilerin bunca sorunları için sendikal hareket olarak 1 Mayıs’ta bir araya gelmeyeceğiz de hangi gün bir araya geleceğiz.
Yetmez, bu sorunlar için iş birliği ve güç birliği yapmayacaksak hangi sorunlar için yapacağız.

Üzüldüğüm nokta ülkenin içinde bulunduğu siyasi iklimin sendikal hareketi kuşatmasıdır.

Oysaki benim bildiğim sendikal hareketin, siyasi iklimi kendi sorunlarının çözümü için etkilemesidir. 

Sorunların sonuçlarını acımasızca yaşayanların sendikal hareketten beklentisi sendikaların kendi aralarındaki ihtilaflara ayırdıkları kaynak ve sosyal enerjiyi çalışanların sorunları için harcamasıdır.
Bu sorumluluk noktası her türden mazeretin üzerinde gelmelidir.
Artık yolun sonuna gelindiği görülmeli ve ortak,yeni bir yol haritası çizilmelidir.

İlk adım olarak sendikal hareketin ve çalışma hayatının sorunlarını değerlendiren ve ortak bir çözüm hedefleyen konfederasyonlar arası bir “Emek Çalıştayı 2012” düzenlemelidir.

Bu çalıştayın ortaya koyacağı öneriler sendikal hareketin yeni mücadele hattını oluşturmalıdır.

1 Mayıs’ta yapamadığımız birlik ve dayanışmayı bari bu öneri ile gerçekleştirmiş oluruz dileğiyle

“DEVLET” İLE ÖCALAN GÖRÜŞMELERİ VE KURUMSAL ENFORMASYON SORUNU

Gönderen Mustafa Pacal - 23/06/2011 23:17:01 (439 okunma)



“DEVLET” İLE ÖCALAN GÖRÜŞMELERİ VE KURUMSAL ENFORMASYON SORUNU

PKK lideri Abdullah Öcalan ile “devlet (?)” arasında yapılan görüşmelerin İmralı’da sürdüğünü herkes gibi bende biliyorum. 

Biliyorum derken tanığı olarak değil çeşitli kaynaklardan aldığım bilgiler ışığında bunları söylüyorum.

Her ne kadar sürmekte olan görüşmelerin açıklanan sonuçlarına tekzip anlamında karşı açıklamalar pek gelmese de, görüşülen konuların detayları hala esrarını korumaktadır.

Bu görüşmelerin ne zaman başladığı, nerede yapıldığı ve kimlerin katıldığı bilgileri ise tam bir muamma ve sanki hiç bilmemizin istendiği konular değilmiş gibi geliyor bana.

Gerçi günümüzde bilinmesi oldukça zor olan bilgiler Wikileaks gibi organizasyonlar tarafından deşifre edilse de aslında buz dağının ucu ile yetindiğimizi düşünüyorum.

Devlet sırrı herhalde bu, devlet bu yani…
Burada biraz devlet tanımını açalım istiyorum.
Devlet, insan için tarih boyunca zorunlu bir örgütlenme biçimi olagelmiştir. 

Yoksa devlet insan doğasına uygun bir örgütlenme biçimi değildir.
İnsanlar, bir dönem içinde yani canını, malını ve geleceğini korumak için böyle bir örgütlenmeyi tercih etmişlerdi, bugünde bu böyle.
Tabi daha sonra da kendilerini kendi kurduğu devlete karşı korumak durumunda kaldılar.

İnsanlar sonraları devleti denetlemek ve kontrol etmek için hukuk ve demokrasi yolunu bulacaklardı. 

O nedenle, orta çağ monarşileri ve ardından ulus devletler tarihinin başlaması, hem de bir yandan feodalizm’den kapitalizme geçiş ve kapitalizmin acımasız gelişmesi ile yaratılan “zenginliğin” ele geçirilmesi için yapılan savaşlar kaybedilen milyonlarca hayat ve bu akıl almaz vahşi dönemin insanlık tarihinde yarattığı katliamlar ve travmaların sonuçlarıdır aslında yaşadığımız tarihin adı.

Evet devletin denetlenmesi, kontrol edilmesi için hukuk ve demokrasi araçları önemli işlevler görmüş demokratik hukuki devlet yapıları ortaya çıkabilmiştir.

Bugün içinde Kürd sorununun ortaya çıkmasında devletin rolü ve sorunun çözümünde bu gün devletin oynayacağı rol oldukça yaşamsal öneme sahip bulunmaktadır.

Bu bakımdan Öcalan “devlet” görüşmeleri bu sürecin en önemli diyaloglarının başında gelmektedir.

Bir diğer ifade ile söylersek her bakımdan ülke gelişmesini engellemiş olan Kürd sorunu için atılan her adım ve girişim kamuoyu ve basın tarafından yüksek dikkatle izlenir olmuştur.

Bu nedenle Öcalan “devlet” görüşmelerinin içerik olarak kamuoyu ile paylaşmak önemli bir enformasyon konusu haline gelmiştir.

Ancak bu önemli enformasyonun kaynaklarına bakıldığı zaman bu duruma yeterli özenin gösterilmediğini görüyoruz.

Yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için şunu ilave etmeliyim.
Bu güne kadar görüşmeleri açıklayan kaynaklar ve kişiler yalan, yanlış bilgiler veriyorlar demeyi kastetmiyorum.

Kastettiğim şu, bu düzeyde yapılan görüşmelerin daha düzenli,daha kurumsal ve daha “açık” bir şekilde kamuoyuna derli toplu aktarılmasının altını çizmek istiyorum.

Bu aynı zamanda yurttaşların bilgilenme hakkı içinde gerekli bir durum ve aynı zamanda bu konularda olası bilgi kirliliğini de önleyecek bir uygulama olacaktır. 

Bu arada açık bilgilenme derken bir oto sansür uygulanması “gereken ve çok özel” güvenlik bilgiler için yapılabilir diye düşünüyorum.
Önerim şu,görüşmelere katılan kişi ve kurumların mutabakatı ile oluşturulacak bir “enformasyon bürosunun” kamuoyu ve basını bilgilendirilmesidir.

Bilgi çağında hem de böyle bir konuda düzgün ve sağlıklı bilgilenme talebinde bulunuyorum.

Çünkü bu yaşamsal konuda doğru bilgilendirme doğru politik sonuçların alınmasının temelidir diye düşünüyorum.