1 MAYIS 2o77'de neler olacak!

 Mustafa Pacal - 31/05/2012 16:06:14 (303 okunma)



1 MAYIS 2o77'de neler olacak!

Halil Berktay’ın görüşleri üzerinden başlayan 1 Mayıs 1977 olayları tartışması bütün hızıyla devam ediyor.
Tartışma,olayların daha çok “sol içindeki gerginlik” üzerinden mi? yoksa “bir derin devlet provokasyonu” nedeniyle mi? Olduğu konusunda farklı yorumlar ve tanıklıklar yapılıyor.

1 Mayıs 1977’de olayların çıkmasına kim veya kimler neden olmuştu? 
Sorusuna verilecek cevabın net olmadığı yapılan tartışmalardan anlaşılıyor.

Bu tartışmaların 1 Mayıs 2o77 yılına gelsek bile haklı tarafının olmayacağına inanıyorum.

Çünkü ortaya atılan iddiaların bence kendine göre haklı ve doğru yanları var.

Çünkü,bir yandan NATO ülkesi olan Türkiye’de devlet içindeki “Gladio” türü örgütlenmelerin varlığı, diğer yandan sol örgütlerin içine sızan ajanlar ve aralarındaki ideolojik ve siyasi rekabetin yarattığı şiddet ortamı ve soğuk savaş yıllarının yarattığı politik durum vs. olayların ortaya çıkmasında belli başlı faktörler arasında sayılabilir.

Bu tartışmaya daha ne kadar devam edeceğiz

Yani 1 Mayıs 1977 olayları, “benim dediğim gibi oldu” diyenlere karşı, "yok hayır benim dediğim gibi oldu" tartışması içinde boğulacak mıyız?

Yoksa bu konuya sarf ettiğimiz düşünsel ve sosyal enerjiyi solun diğer sorunlarına mı harcayacağız.

Ben solun yenilenmesi ve siyasi etkinliğinin arttırılmasının hangi hedef ve programlar içinde olacağı tartışmasına geri dönülmesinden yanayım.

Bu nedenle şimdi gelin,bugünden geleceğe; 1 Mayıs 2o77 yılına bakmaya ve bir “sol fütürizm” yapmaya çalışalım.

Önce 1 Mayıs 2o77 yılına gelindiğinde bugün bu tartışmaların içindeki veya dışında kalmış olanların hemen tamamı bir mucize olmadığı takdirde hayatta olmayacaktır.

Öyleyse o gün hayatta olacak olan dünya insanlarına bırakacağımız bugünden bazı fikir ve önerilerimiz olsun istemez misiniz?

Ben istiyorum ve bugünden yarına düşüncelerimi yazıyorum.
Acil olarak çevre sorunundan başlayalım çünkü iklim değişikliği canlı neslin geleceğini tehdit ediyor.

İnsanlık eğer bugünkü gibi başta enerji olmak üzere doğal kaynakları bundan önce kullandığı gibi hoyratça kullanırsa herkes bilsin ki dünyanın sonu gelmiş demektir.

2050 yılında dünya nüfusunun 9 milyar olacağı tahmin ediliyor.

Bu nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak için şimdiki dünya kaynaklarının 1.3 yani %130 arttırılması gerekiyor.

Bu nedenle bu günden geç kalmış olsak bile doğal kaynakların “sürdürülebilir” proje ve programlarla kullanılmasına sahip çıkan bir sol/yeşil bir program ve söylem yaşamsal önemdedir.

Burada çok acil bir not düşelim

Bilindiği üzere günümüz dünyasında 1 milyara yakın insan açlık sorunu yaşamaktadır.İklim değişikliği nedeniyle buğday ve yağlık tohumlar gibi gıda emtiaları hızla ticarileşmekte ve var olan açlık sorununu daha da artmasına neden olmaktadır.

İkinci olarak şiddet, savaş ve terörün insanlığın güvenliği için hala önemli tehdit olması nedeniyle nükleer ve konvansiyonel silahlanma bütçeleri arttırılmaktadır.

Bu silahlanma bütçelerinin azaltılması ve bu kamu kaynaklarının sosyal sorunlara ayrılmasını istemek halen ve gelecekte de önemli bir sosyal politika aracı olacaktır.

Sol öncelikle her türlü sorunun savaş,şiddet ve terör yoluyla çözümlenmesine karşı çıkmalıdır.Sorunların siyaset ve diplomasi yoluyla çözümlenmesini kararlılıkla savunmalıdır. 

Sol,en önemli sorun alanlarının başında sosyal adaletsizlik ve dışlanmışlık sorununu görmelidir.

İnsan emeğinin sömürülmesi sonucu ortaya çıkan her türlü sosyo-ekonomik adaletsizliğe karşı ulusal,bölgesel ve küresel düzeyde yeni bir demokratik ve küresel bir örgütlenme modeline ihtiyaç var. Küresel yeni kapitalizmin eğilimlerini dikkate alan yeni bir sendikal program oluşturulmalı. Sosyal adaletsizlik ve dışlanmışlık sorunu, kadın sorunu başta olmak üzere her türlü ayrımcılık, LGBTT, ırkçılık, her türden nefret söylemi gibi sorunlarda ikirciksiz bir sol duruşa ve eylemliliğe her zaman olduğu gibi gelecekte de insanlığın ihtiyacı olacaktır.

Özgürlüklerin genişletilmesi mücadelesi insanlık tarihi kadar eski bir mücadele alanıdır

Bu mücadelenin siyasi, hukuki ve toplumsal alanda etkin olarak sürdürülmesi yeni yüzyıl içinde zorunlu ve gerekli bir insan hakları sorunu olacaktır.

Sol'un bir diğer uğraş alanı din, eğitim ve kültür alanında olmalıdır. Sol, din hizmetlerinin ve din eğitiminin tamamen sivil alana doğru kaydırılmasını istemeli, bu yaklaşımının dile getirirken ve uygularken çatışmacı değil,her sorunun çözümünde olduğu gibi mutabakat yolunu tercih etmeli, sekter politik yaklaşımlarından vazgeçmelidir.

Eğitim konusunda biçimlendirici değil bilgilendirici bir eğitim modeli ile kültürlerin yakınlaşması ve kaynaşması ile oluşacak ortak bir insanlık kültürünü savunmalıdır. 

Birazda 1 Mayıs 2o77 yılına gelindiğinde bugünden neleri değişeceği ve ortaya çıkacak yeni durumları anlatmaya çalışalım.

Politik ve ekonomik alanda iki eğilim bu yüzyıl içinde daha etkin şekilde gelişerek küresel alanda hakim olacaktır. Bunlar demokrasi ve piyasa ekonomisi eğilimleridir.

Bu tanımların içeriğine ilişkin tartışmalar bu yüzyıl içinde yapılacak olsa da bu iki eğilim bu yüzyılın politik ve ekonomik zemini oluşturacaktır.
Solun temsili demokrasiden çoğulcu,katılımcı ve özgürlükçü bir demokrasiye geçiş mücadelesi ile piyasa ekonomisine sosyal adaletçi bir katkı sağlaması önemli uğraş alanları olduğunu anlamalıdır.

Kapitalizm, bu yüzyıl içinde şimdiki ekonomik krizlerine benzer dönemsel krizler yaşasa da, 1 Mayıs 2o77 yılına geldiğimizde küresel etkinliğini sürdürecektir.

Burada bir duralım ve bir ideolojik saptama yapalım

Sol, yaşanan sosyalizm deneylerinden sonra, kapitalizmi ortadan kaldırıcı ideolojik stratejilerden vazgeçerek, onu her alanda vereceği veya verme ihtimali olan “zararlarına” karşı çıkarak, onun sosyal dönüşüm isteğini anlayan bir politik stratejiyi tercih etmelidir.

Çünkü solun “vahşi” Rockfeler kapitalizmine karşı geliştirmiş olduğu ideolojik, politik çözüm yaklaşımlarını,”yeni ”Bill Gates kapitalizmine karşı işe yaramayacağını artık görmesi gerekmektedir. 

Küresel politik ve ekonomik entegrasyonun en sancılı olacağı ülkeler ise Çin, Rusya ve İran’dır.

Bu ülkelerdeki otoriter rejimler ile küresel ekonomiye uyumlarında bulunan sorunların çözümü zor gibi gözükse de imkansız değildir.
Bu ülkeler içinde bir “ÇİR Baharı” yaşanacaktır.

AB, Euro bölgesinde ekonomik kriz içinde bulunsa da Fransa’da Hollande’nin seçimi kazanması ve Almanya’da SDP’nin eyalet seçimlerindeki başarısı,İngiltere’de İşçi Partisinin yerel seçimleri kazanmasının siyasi mesajları yakından bakıldığında, AB her alanda yeni bir yapılanma dönemine girdiği görülmelidir.

AB’nin, bu kriz döneminden çıkmak için aldığı mali önlemler tartışılıyor olsa da AB, yeni dönemde bir kez daha bu zor durumlara düşmemek için gerçekçi siyasi ve ekonomik önlemleri almasını bilecektir diye düşünüyorum.

Zira önceki krizlerden hatta savaşlardan sonrada böyle yapmışlardı.
AB bu yüzyıl içinde de, Avrupa Konseyine üye ülkeler kadar büyümeye devam edeceği gözükmektedir.

Türkiye’nin AB üyeliği süreci bugün hem AB,hem Türkiye’den kaynaklanan sorunlar nedeniyle durmuş gibi olsa da bunu geçici bir dönem olarak görmek ve Türkiye’nin AB’ye tam üye olmasını ısrarla savunmak lazımdır.

Asya,Güney ve Kuzey Amerika ve Afrika ülkeleri arasında var olan ekonomik yapılanmalar AB türü bir yapılanmalara dönüşecek diye bakmak gerekecektir.

Bilim ve teknoloji alanındaki inovasyonun hızı 1 Mayıs 2077 yılına gelindiğinde tabiat yasalarını değiştirecek sarsacak gelişmelere sahne olacaktır. 

Özellikle tıp alanında kanser gibi ölümcül hastalıkların çaresi bulunacak ve insan ömrü 100 yılı aşabilecektir.

1 Mayıs 2o77 yılına gelindiğinde,üretim teknolojileri alanındaki yenilikler bu hızla giderse, doğrudan üretim sürecinde olan insan sayısı toplam dünya nüfusun %10’nun altına düşecektir.

Mal üretiminde çalışan işçi sayısı,hizmet sektöründe çalışanların ancak %10’nu kadar olacağı gözükmektedir.

Ve bu nokta da mesele şu, bugünden bu gelecekte rol oynamak isteyen bir sol vizyona ve misyona sahip olmak için düşünsel ve sosyal enerjimizi harcasak daha iyi yapmaz mıyız?

“DEVLET” İLE ÖCALAN GÖRÜŞMELERİ VE KURUMSAL ENFORMASYON SORUNU

Gönderen Mustafa Pacal - 23/06/2011 23:17:01 (439 okunma)



“DEVLET” İLE ÖCALAN GÖRÜŞMELERİ VE KURUMSAL ENFORMASYON SORUNU

PKK lideri Abdullah Öcalan ile “devlet (?)” arasında yapılan görüşmelerin İmralı’da sürdüğünü herkes gibi bende biliyorum. 

Biliyorum derken tanığı olarak değil çeşitli kaynaklardan aldığım bilgiler ışığında bunları söylüyorum.

Her ne kadar sürmekte olan görüşmelerin açıklanan sonuçlarına tekzip anlamında karşı açıklamalar pek gelmese de, görüşülen konuların detayları hala esrarını korumaktadır.

Bu görüşmelerin ne zaman başladığı, nerede yapıldığı ve kimlerin katıldığı bilgileri ise tam bir muamma ve sanki hiç bilmemizin istendiği konular değilmiş gibi geliyor bana.

Gerçi günümüzde bilinmesi oldukça zor olan bilgiler Wikileaks gibi organizasyonlar tarafından deşifre edilse de aslında buz dağının ucu ile yetindiğimizi düşünüyorum.

Devlet sırrı herhalde bu, devlet bu yani…
Burada biraz devlet tanımını açalım istiyorum.
Devlet, insan için tarih boyunca zorunlu bir örgütlenme biçimi olagelmiştir. 

Yoksa devlet insan doğasına uygun bir örgütlenme biçimi değildir.
İnsanlar, bir dönem içinde yani canını, malını ve geleceğini korumak için böyle bir örgütlenmeyi tercih etmişlerdi, bugünde bu böyle.
Tabi daha sonra da kendilerini kendi kurduğu devlete karşı korumak durumunda kaldılar.

İnsanlar sonraları devleti denetlemek ve kontrol etmek için hukuk ve demokrasi yolunu bulacaklardı. 

O nedenle, orta çağ monarşileri ve ardından ulus devletler tarihinin başlaması, hem de bir yandan feodalizm’den kapitalizme geçiş ve kapitalizmin acımasız gelişmesi ile yaratılan “zenginliğin” ele geçirilmesi için yapılan savaşlar kaybedilen milyonlarca hayat ve bu akıl almaz vahşi dönemin insanlık tarihinde yarattığı katliamlar ve travmaların sonuçlarıdır aslında yaşadığımız tarihin adı.

Evet devletin denetlenmesi, kontrol edilmesi için hukuk ve demokrasi araçları önemli işlevler görmüş demokratik hukuki devlet yapıları ortaya çıkabilmiştir.

Bugün içinde Kürd sorununun ortaya çıkmasında devletin rolü ve sorunun çözümünde bu gün devletin oynayacağı rol oldukça yaşamsal öneme sahip bulunmaktadır.

Bu bakımdan Öcalan “devlet” görüşmeleri bu sürecin en önemli diyaloglarının başında gelmektedir.

Bir diğer ifade ile söylersek her bakımdan ülke gelişmesini engellemiş olan Kürd sorunu için atılan her adım ve girişim kamuoyu ve basın tarafından yüksek dikkatle izlenir olmuştur.

Bu nedenle Öcalan “devlet” görüşmelerinin içerik olarak kamuoyu ile paylaşmak önemli bir enformasyon konusu haline gelmiştir.

Ancak bu önemli enformasyonun kaynaklarına bakıldığı zaman bu duruma yeterli özenin gösterilmediğini görüyoruz.

Yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için şunu ilave etmeliyim.
Bu güne kadar görüşmeleri açıklayan kaynaklar ve kişiler yalan, yanlış bilgiler veriyorlar demeyi kastetmiyorum.

Kastettiğim şu, bu düzeyde yapılan görüşmelerin daha düzenli,daha kurumsal ve daha “açık” bir şekilde kamuoyuna derli toplu aktarılmasının altını çizmek istiyorum.

Bu aynı zamanda yurttaşların bilgilenme hakkı içinde gerekli bir durum ve aynı zamanda bu konularda olası bilgi kirliliğini de önleyecek bir uygulama olacaktır. 

Bu arada açık bilgilenme derken bir oto sansür uygulanması “gereken ve çok özel” güvenlik bilgiler için yapılabilir diye düşünüyorum.
Önerim şu,görüşmelere katılan kişi ve kurumların mutabakatı ile oluşturulacak bir “enformasyon bürosunun” kamuoyu ve basını bilgilendirilmesidir.

Bilgi çağında hem de böyle bir konuda düzgün ve sağlıklı bilgilenme talebinde bulunuyorum.

Çünkü bu yaşamsal konuda doğru bilgilendirme doğru politik sonuçların alınmasının temelidir diye düşünüyorum.