2011 Yılında Sendikaların Stratejisi ne olmalı?

Mustafa Pacal - 25/01/2011 23:57:45 (398 okunma)



2011 Yılında Sendikaların Stratejisi ne olmalı?

2008 yılında ortaya çıkan küresel ekonomik kriz önce finans sektöründe kendini gösterdi.Daha sonra diğer sektörleri etkisi altına aldı.Başta inşaat ve otomotiv sektörü olmak üzere tekstil ve gıda sektörleri de krizden nasibini alan sektörler arasında yerini aldı.

Kriz son üç yılda dünya ekonomisinde ciddi bir küçülme yaşanmasına neden oldu.Bunun sonucunu dünya ticaretindeki yavaşlama ile gördük.

Krizin etkili olduğu alanların bir diğeri ise kamu açıkları nedeniyle sarsılan ülke ekonomileri oldu.

AB üyesi İrlanda ve Yunanistan’ın yanı sıra Portekiz ve İspanya ekonomileri bunlardan bazıları olarak öne çıktı.Tabi ki bunların sosyal sonuçlarına bakacak olursak en ağır sonuç komşumuz Yunanistan’da çıktı. 

Bu sefer ki kriz ’30 yılların dünya ekonomik krizine benzetildi. Yani bu krize yeni yüzyılın ekonomik krizi de diyebiliriz.
Kriz daha sonra siyasi alana yansıdı.Direnişler,grevler derken,siyasi kriz Tunus’ta “yasemin devrimi” olarak ortaya çıktı

Bu krizin yarattığı sosyal tahribata baktığımızda ise önce işten çıkarmalar ve artan işsizlik oranlarını görüyoruz.ILO kayıtlarına göre 150 milyon insan kriz döneminde işini kaybetti.Dünyada işsizlik oranları ülkeden ülkeye %10 ile %20 arasında seyretti.
Küresel ekonomik krizin etkilediği bir diğer alan ise sosyal güvenlik ve sosyal koruma alanları idi.Her krizde olduğu gibi bu seferde krizin faturası daha güçsüz kesimlere çıkarıldı.Bunun anlamı işsizliğin artması,yoksullaşmanın hızlanması ve sosyal korumaların zayıflaması ve bir diğer ifade ile söylersek “sosyal damping” demektir.

Sendikalar bu bakımdan işsizliği azaltılması için istihdam arttırıcı politika ve uygulamalara destek vermelidir.

Hükümetin “Ulusal İstihdam Projesi” için önerdiği politikaya karşı stratejimiz “istihdamın teşvik edilmesine ve arttırılmasına evet, güvencesiz esnek çalışmaya ve kuralsız çalışmaya hayır” olmalıdır.

Ayrıca sendikalar kriz dönemlerinin ortaya çıkardığı sosyal ve mali faturaları krize neden olanlara çıkarılmasından yana olmalıdır.

Ancak sendikalar aynı zamanda rekabetçi küresel ekonominin işletmeler ve ülke ekonomisi üzerindeki etkilerini azaltmak için sosyal diyalog içinde üretimde güvenceli esneklik uygulamalarına destek olmalıdır.

Bunu istihdamı korumak ve arttırmak başta olmak üzere, çalışanların ücret ve sosyal haklar iyileştirmek içinde yapmalılar.
Bir diğer hedef ise şu olmalı;2011 yılında IMF küresel gelirin kriz öncesi büyüklüğe kavuşacağını tahmin etmektedir. Sendikalar bu ekonomik iyileşmeden çalışanların hakkı olan payı almak içinde mücadele etmelidir.

Çünkü kötü günlerde yapılan fedakarlıkların, iyi günlerde karşılığı alınmalıdır.

Siyasi alanda ise Türkiye halkı bu yıl demokrasi tarihinin en önemli genel seçimlerinden birisi için sandık başına gidecektir. 
Sendikal hareket bu sıcak siyasi dönemi emek ve sendikal haklar adına iyi değerlendirmelidir.

Bu dönemde özellikle sendikal hakları ILO standartlarında düzenleyen yasaların öncelik çıkarılması için genel bir dayanışma içine girmeleri sendikal hareket için yaşamsal önemdedir.
Son olarak Çalışma Bakanı ve sosyal tarafların sendikal hakları düzenleyen yasa tasarıları üzerinde bir mutabakat varmak için yaptıkları toplantıda sosyal taraflar arasında anlaşma sağlanamadı. Daha doğrusu Bakanlık, Hak-İş ve DİSK arasında yasa tasarısı için bir mutabakat sağlanmasına rağmen Türk-İş ve TİSK karşı çıkması ile ortak bir anlaşmaya varılamadı.Oysa ki ortaya çıkan yasa tasarısı ile mevcut sendikal haklarda önemli ilerlemeler sağlanmıştı.

Şimdi tüm sendikal hareket Türk-İş ve TİSK üzerinde demokratik bir baskı uygulayarak bu tasarının seçimden önce TBMM’de geçmesi için hükümet üzerinden çaba harcamalıdır.
Yine bu genel seçimler sürecinde yeni bir anayasa yapılması talebi Türkiye’nin acil öncelikli sorunlarının başında yer alacaktır.
Sendikal hareket, sivil ve demokratik bir anayasa talebini bu süreçte yükseltmeli ve yapıcı katkılarda bulunmalıdır.
Sendikalar sendikal ve sosyal hakların güvence altına alınmasının yanı sıra özgürlükçü bir demokrasinin sağlanması içinde sivil ve demokratik anayasa yapılmasına destek olan istek ve etkinliklerde bulunmalıdır.

Sendikalar Kürt sorunu gibi etnik,dini,mezhepsel alandaki temel insan hakları sorunlarımızın barışcı ve demokratik bir şekilde çözümlenmesinin demokratik,ekonomik ve sosyal alanda sağlayacağı faydalarını öngören bir yaklaşım içinde olmalıdır.
Türkiye’nin demokratikleşmesi ve ekonomik ve sosyal gelişmesine yardımcı olacak bir başka fırsatta AB’ye tam üyelik sürecini tamamlamaktır.

Son yıllarda oldukça yavaşlayan AB Türkiye ilişkilerini canlandırılması için her iki tarafı da hareketlendirecek girişimlere ihtiyaç bulunmaktadır. 

Sendikal hareket aynı zamanda bir sivil toplum örgütlenmesi olarak bu durumun ilerlemesine olumlu katkılarda bulunabilir. 

Bilinmelidir ki AB projesi bir sivil toplum projesidir. 

Dolayısıyla sendikaların bu anlamda yapacağı katkıda oldukça yerinde olacaktır. 

Bir diğer önemli konu ise bu yıl çoğunluk sendikalarımız kongrelerini yapacaklardır.

Bu toplantılarda alınacak örgütsel kararların yanı sıra,yukarıda belirtmeye çalıştığım sorunlarında değerlendirilmesi önemsenmelidir.

Son olarak,sendikal sorunlarımızın aşılması için sendikal hak ve özgürlüklerimizin elde edilmesine hayati derecede ihtiyacımız bulunmaktadır.

Bu haklara ulaşmanın yolu da özgürlükçü demokrasi için mücadele etmekten geçmektedir.

Herkese yeni yılda,yeni umutlarını gerçekleştirmesini dilerim.
Dostça selamlarımla