2014 kayıp yıl…


Bu yazım yeni yılın ilk günü yayınlanacak.

Bu nedenle; yeni yılın herkese özgürce ve insanca yaşamak için ihtiyacı olan demokratik, ekonomik ve hukuki olanakların artacağı bir yıl olmasını temenni ederim.

Evet, 2014 yılını artık geride bıraktık.

2014 yıl için gerçekçi bir yorum yapacak olursak özellikle demokratikleşme ve hukuk devleti alanlarında ileriye değil, geriye gittiğimiz kayıp bir yıl oldu.

Toplumsal kutuplaşma bu yıl da artarak devam etti.

Bu tespiti sadece biz yapmıyoruz.

Türkiye’ye dışarıdan ve içeriden objektif bakmaya çalışan herkesin ortak görüşü bu yönde oldu.

Diğer yandan Türkiye 2014 yılına 17-25 Aralık yolsuzlukları tartışmalarıyla girdi ve 14 Aralık’ta Zamanve STV’ye yapılan baskın ve arkasından gelen tutuklamalarla bitti dersek bütün bir yılı özetlemiş oluruz.

Bu sürecin tetiklediği siyasi gelişmelerin hemen hepsi bu sürecin etkileri sonucu orta yere çıktı.

AKP’nin yıl içersinde gündeme damgasını vuran birinci konusu 17-25 Aralık yolsuzluk sürecinin kendilerine karşı yapılmış bir “siyasi darbe” olarak algılaması oldu.

AKP “paralel yapı ile mücadele” nedeniyle, tüm siyasi tasarruflarını bu amaca yönelik yaptı.

Özellikle Yargı, Emniyet ve İstihbarat gibi devletin stratejik kurumlarında yapılan operasyonlar ve idari ve siyasi düzenleme ve atamaların, hukuki veya demokratik olup olmadığına bakılmaksızın yapılmış olmasını bu eksende yapılanlar olarak görmeliyiz.

Bu baskılar, otoriter bir yönetim ve toplumda var olan kutuplaşmayı daha da artırmış olduğu noktasında ortak bir görüş oluşturdu.

Bu durumun dışarıda etkileri ise IŞİD ve Suriye politikalarında yapılan “sekterlik” nedeniyle Ortadoğu’da “değerli yalnızlık” düzeyine gelindiği ve neredeyse Hamas’ın dışında ilişkisi kalmamış olmasıdır.

ABD ile AB ilişkilerinde ise adeta kopma noktasına yakın durduğu biliniyor.

Özellikle AB ile olan ilişkilerin son zamanlara da, bırakın müzakerelerin sürdürülmesini “artık umurumuzda değilsiniz” noktasına gelmesi ile ABD ile “stratejik ortaklıktan”, “stratejik uzaklık” pozisyonuna gelinmiş olması, dış politika bakımından da yılın özetini oluşturuyor.

Türkiye geçtiğimiz yıl iki önemli seçim yaşadı.

30 Mart’ta yapılan yerel seçimler ile 10 Ağustos’ta yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerini 17-25 Aralık yolsuzluk sürecinin tartışmaları içinde Erdoğan kazandı.

Bu sonuçlar Erdoğan’ın daha da otoriter davranmasını kamçılayan etkiler yarattı.

Siyaseten kutuplaşmanın yanı sıra mezhepçilik ve cemaatlerin kutuplaşması da bundan nasibini aldı.

Ayrıca Ergenekon ve Balyoz davalarının olası bir askerî darbenin planlarının ortaya çıkarmış olması ve askerî vesayetin geriletilmesinde oynamış olduğu rol demokratikleşme ve hukuk devleti alanında önemli gelişmeler olmuşsa da, zaman içerisinde bu davanın sanıklarının “adil yargılanma” haklarında görülen ihlaller nedeniyle tutuksuz yargılanmaları, yıl içinde dikkat çeken diğer bir manidar gelişme oldu.

Twitter’ın kapatılması ve basın özgürlüğü alanında bu yıl Türkiye için bir yüzkarası oldu. Öyle ki bu durum bizi dünyada diktatörlükle yönetilen ülkeler sınıfına soktu.

Soma, Torunlar ve Ermenek faciaları sonucu hayatını kaybeden yüzlerce işçimizin acısı bütün bir yıl yaşandı. İş güvenliği tartışmaları ve alınacak her türden önlem için getirilen öneriler halen gündemden düşmüş gözükmüyor.

Kürt sorununun çözümü için “müzakere taslağı” üzerinde bir mutabakat sağlanmış olması, yeni yılda barış ve demokrasiye olan umutları daha da artırmış oldu.

Bu yıl ekonomide hedeflerin gerisinde kaldık.

Büyüme, enflasyon ve cari açık gibi makro göstergelerde yıl tahminlerinin hemen hiçbiri tutmadı. Yeni yıl için de iyimser olunacak bir durum gözükmüyor.

Yinede mutlu yıllar dilerim.