Acı söz...

Acı söz...

AKP’nin veya daha doğrusu Erdoğan’ın, demokratikleşme, yeni anayasa ve Kürt sorunun çözümünde “güvenilir bir siyasi aktör” durumunda olup olmadığı, Gezi eylemleri ve yeni olarak da Lice olayı ile yeniden sorgulanmaya neden oluyor.

Bu seferki “güven sorunu” tartışması, eski tartışmalarla mukayese edilemeyecek şekilde daha sarsıcı bir kapsamda yapılıyor.

Dün Erdoğan veya AKP üzerinden, demokratikleşme umudu olan çok sayıda aydın, ve kimi siyasi çevreler de bu tartışmalara katılarak “eskiden daha az umutvar olduklarını” nedenleriyle anlatmaya çalışıyorlar.

Ancak AKP çevreleri ısrarla bu tartışmalarda, özellikle nesnel görüşte olanları, kendi yanlarına almaya zorlayan bir üslupla, baskıda bulunuyorlar.

Dün ve her zaman, AKP’nin bugüne kadar yaptığı doğrularına doğru, yanlışlarına yanlış diyen çevrelerden bahsediyorum.

Bu çevreleri, Gezi olayları ve son olarak Lice olayı üzerinden getirmiş oldukları eleştirilere karşı hiddetli bir şekilde “düşman” gibi tanımlayarak hiç de alicenap olmayan bir davranış sergiliyorlar, ve olan bitenler karşısında kendi maksatlı körlüklerini bu çevrelerden bekleyerek de bir o kadar etik davranmıyorlar.

Olay ve konu ne olursa olsun “göz ekranı” içine girenleri, neyse öyle görmek ve yorumlamak gibi bir vicdani ve ahlaki duruş sahibi bu kişi ve çevreleri AKP sanki kaybetmeyi göze alıyor.

AKP ve Erdoğan şimdi de bunu yapmaya çalışıyor.

Oysaki ne demiş atalarımız, “dost acı söyler”. Şimdi olanlardan Erdoğan ve herkes için çıkarılması gereken ders, “nereye gidiyoruz ve aslında nereye gitmeliydik” sorusuna inandırıcı ve reel bir yanıt vermektir.

Evet, acı söyleyecek olursak, Sayın Başbakan; Gezi olaylarının bu duruma gelmesine sizden başlayan hatalar zinciri yol açtı.. Daha sonra darbeci çevrelerce tırmandırıldı.. Diyalog ve işbirliği ile çözeceğiniz sorunu, aşırı şiddet kullanarak çözmeye çalıştınız ve provokasyonlara davetiye çıkardınız. Barış sürecine “anadilde eğitim yok”, “seçim barajı düşmeyecek”, “son PKK’lı gidene kadar gelişme olmayacak” demekle katkı yapmıyorsunuz, aksine sorunun çözümü için oluşan güven algısını yıpratıyorsunuz. Anayasa Komisyonu çalışmaları için “masayı devirmekle” yeni anayasa ihtiyacını ortadan kaldıramamakla birlikte, demokratikleşme beklentilerini tembelleştiriyor ve toplumu avutmaya çalışıyorsunuz.

Erdoğan’ın yeni, demokratik anayasa konusunda sonuç almak için, artık yeni bir süreç başlatması gerekli, bu hem demokratikleşme, Kürt sorunu için ve hem de AB sürecinin ilerlemesi için yaşamsal önemde bir sorun durumunda.

Yeni anayasa sürecinin Meclis’te işbirliğine açık olan parti veya partilerle başlatılması “örneğin BDP ile birlikte sürdürülmesi” 2015 genel seçimlerine, yeni anayasa, yeni Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Yasası ile gidilmesi hedeflenmelidir.

Diğer yandan Gezi olayları üzerinde bir darbe ortamı sağlanarak, Meclis’i kapatmak ve hükümeti düşürmek hesapları olan cuntacılara ne demeli...

Bu çevrelerde AKP ve Erdoğan karşıtlığı, klinik vaka derecesinde bir körlük hastalığına dönüşmüş durumda, Gezi olaylarının hiçbir yanının eleştirilmesine tahammül göstermiyorlar.

Örneğin provokatif hareketler derken, camide bira içilmesi, türbanlı kadına saldırı gibi kurmaca olanları demiyorum, yakıp yıkmaları hiç görmek istemiyorlar. Bu çirkinliklerin Gezi eylemleri içindeki yeni nesil eylemcilerin vermek istediği mesajlarla hiçbir ilgisi yoktu.

İnsan olarak, keşke, bu iki taraflı şiddet görüntüleri, Gezi’nin vermek istediği barışçı, çevreci ve demokratik mesajı sansürlemeseydi diyorum.

Gezi’deki yeni nesil eylemcilerinin etrafını sararak, oraya dükkân açan bu eski nesil “devirmeci” çevreler de, AKP’den pek farkı olmayacak şekilde, olaylar üzerinden bir “artık işler kötü gidiyor” algısı yaratarak, geçmişte olduğu gibi kaotik bir ortam yaratmak ve sonra da yönetime el koyulması gibi hayaller görmemizi istiyorlar.

Evet, AKP’nin, Erdoğan’ın yanlışları, hataları var diye, bunun karşılığı olarak, darbeci çevrelerin özlemleri gerçekleşmemeli. Buna Türkiye’nin yakın zaman tarihini bilen her insan karşı çıkmalıdır.

Sonuç olarak;

Her iki yaklaşımın da ortak yanı, Gezi üzerinden ortaya çıkan toplumsal enerjiyi kendi siyasi hesabına doğru konsolide etme eğilimi taşımasıdır, bu bir pragmatik davranış sorunu olarak karşımıza çıkıyor.

Oysaki, Türkiye’nin Gezi üzerinden böyle siyasi çıkarlara dayalı, pragmatik günlük hesaplara hiç ihtiyacı yok, ama yeni bir demokratik anayasaya, barış sürecinin bir kazaya uğramadan tamamlanmasına ve bunlarla birlikte toplumsal refahın adil şekilde sağlanmasına hayati derecede ve daha fazla ihtiyacı var.

Gerçek gündem de bu zaten...