Barış ve demokrasi geçidin arıyor…

Barış ve demokrasi geçidini arıyor…

21 Mart 2013 tarihi, bundan sonraki yıllarda Türkiye ve insanlık tarihinde bugünden yerini alan bir barış tarihi oldu.

Evet, bu topraklarda otuz yıldır devam eden şiddet ve terör bir 21 Mart günü sona erdi.

Hem de, bu bölge halklarının en anlamlı günlerinden birinde güzel bir bahar gününde, Newroz’da geldi bu müjde…

Evet, gelen müjde ile silahlar artık susacak, insanlar özgürce konuşacaklar…

Bu yıl  sonuna kadar, Türkiye topraklarında bulunan PKK’nın silahlı unsurları ülke sınırları dışına çıkacaklar…

Ve artık sorunların çözümü için taraflar silahlı değil, demokratik çözümler üzerinden çare arayacaklar…

Bu tablo ve gelişmeler öncelikle anaların yüreklerine su serpti, sonra da yürekleri halen yanan anaların acılarını biraz olsun azalttı.

Öyle ya kendileri gibi başka anaların yürekleri bundan sonra yanmayacaktı.

Evet,  artık, bu son gelişmeyle Türkiye yepyeni bir döneme giriyor.

Şiddet ve terör ortamının olmadığı bir Türkiye, yaşamın her alanında yaşadığı sorunların çözümü için çok daha elverişli siyasi ve ekonomik fırsatlar yakalamış oluyor.

Düşünsenize biz, her kimlikten, her din ve mezhepten insanlara sahip rengârenk bir topluma sahip, dünyanın en şanslı ülkelerinden birisiyiz.

Düşünsenize: Bu farklı toplumsal zenginliğe sahip bir ülke, bir yandan barış içinde bir arada yaşamanın keyfini sürerken, diğer yandan kendisi için  özgürlük, refah ve güven ortamı sağlanmasının, yollarını ve çarelerini siyasi ve demokratik yollardan bulacak.

Bunun sağlanması geçmişe göre şimdi, çok daha mümkün ve çok daha elde edilebilir hale gelmiş durumdadır.

Şimdi, barış sürecinin tamamlanmasına kadar geçecek süre içersinde hemen herkese ve hepimize sorumluluklar düşmektedir.

Bu süreci çeşitli gerekçelerle sabote etmek, akamete uğratma gayretleri olacaktır ve bunları azda olsa görmekteyiz.

Bu gayretlerin ortak bir amacı var: O da, Türkiye’nin içine düştüğü bu terör belasından, bu kaostan kurtulmasını bu çevreler istememektedirler.

Memlekette kardeş kavgasının devam etmesini, toplumsal gerginliğin her türlü sorunumuzun çözümüne engel olmasını temenni etmektedirler.

Bu süreç, başta demokratikleşme ve özgürlükler olmak üzere, özellikle bölgeler arası ekonomik ve sosyal gelişmişlik farkının giderilmesi ve AB’ye tam üyelik hedefinin gerçekleşmesinin önünün açılmasına çok yaşamsal olanaklar ve fırsatlar sunmaktadır.

Barış sürecinin yürütülmesinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Öcalan’ın gösterdikleri dirayet ve tarihsel liderlik her türlü takdirin üzerinde bir övgüyü ve ödülü hak etmektedir.

Türkiye barış süreci ile demokratikleşme sürecini iç içe yaşayacak.

Başlayan barış süreci ile sürmekte olan yeni anayasa süreci üst üste düşmüş durumdadır.

Bu iki süreç barış ve demokratikleşme için hem önemli fırsatlar ve hem de beklenmedik kimi riskleri içermektedir.

Türkiye kendi barış ve demokrasi dinamikleri ile bu süreçteki riskleri, sürecin sağladığı fırsatlarla ortadan kaldırabilmelidir.

Özellikle barış ve demokrasi sürecini, bölgesel kenar etkileri üzerinden, sürecin anlamı dışında yapılan okumalara ve yorumlara mahkûm etmemek ve bilakis bu sürecin gerekleri üzerine odaklanmak herkes için daha doğru gözükmektedir.

Çünkü Türkiye, barış ve demokratikleşme sürecini beklentileri karşılayacak düzeyde çözebildiği oranda, kendi dışındaki bölgesel ve küresel konular ve sorunlar karşısında etkili bir rol oynayacağını iyi bilmelidir.

Yoksa terörle yatıp kalkan ve ikinci sınıf bir demokrasisi ile Türkiye, sadece ekonomide ki göstermiş olduğu performansla, bırakın dışta etkili bir rol oynamasını içte bile istikrarını sürdüremez durumda kalır.

Bu sefer her şey daha sahici,çözüme her zamankinden daha yakın duruyoruz.

Halkımız bu umudun gerçekleşmesinde eskiye oranla daha duyarlı ve daha istekli duruyor.

Bu da süreç içindeki dinamiklerin en önemli meşru dayanağını oluşturuyor.

Ne diyelim işimiz, aşımız ve dertsiz başımızla bu güzelim topraklarda, artık özgürce ve insanca yaşamanın keyfini çıkaracağız .

Haydi, hayırlısı diyelim…