BAŞKA BİR IMF ve DB MÜMKÜN OLABİLİR…

Mustafa Pacal - 25/09/2009 0:10:47 (405 okunma)



BAŞKA BİR IMF ve DB MÜMKÜN OLABİLİR…

IMF ve Dünya Bankası (DB)Yıllık toplantıları bu yıl 6-7 Ekim. 2009 tarihlerinde İstanbul’da toplanıyor. 

Bu yılki toplantılar diğer yıllara göre oldukça dikkat çekiyor. 
Bunun nedeninin başında “Küresel Ekonomik Kriz” geliyor. 
Bu yılki gündemin ikinci maddesi ise, krizle birlikte ortaya çıkan “Kapitalizm bitiyor mu?” tartışmalarına karşın “Kapitalizmin yeniden restorasyonu” için yapılacak öneriler, toplantıların ilgi ile izlenmesini gündeme getiriyor. 

Bu toplantılarda IMF ve DB’ye katılan ülkelerin temsilcileri, ekonomistler ve çeşitli STK temsilcileri bu iki gün boyunca dünya ekonomisinin“kapitalizmin” gidişatını ve krizden çıkış yollarını hayli yoğun bir şekilde tartışacaklar. 

Her yıl olduğu gibi bu toplantılar da sona erecek. Ancak bir farkla, bu son bir yıldır devam eden “küresel ekonomik kriz” ve “kapitalizmin geleceği” sorunsalı bu yılki toplantılara damgasını vuracak. 
Bu yılki gündeme ve özellikle IMF üzerine yapılan değerlendirmelere ve buna ilişkin görüşlerime geçmeden önce IMF ve DB’yi biraz tanıtmaya çalışalım. 

IMF Birleşmiş Milletler bağlı uzman bir kuruluş, 1944 yılında kurulmuş, yalnız 1947 yılında faaliyete geçmiş bulunuyor. DB’da 1944 yılında kurulmuştur.

Türkiye hemen aynı yıllarda bu kuruluşlara katılmış durumda bulunuyor. 

Genel olarak 2. dünya savaşı sonrası özellikle batıda oluşan kötü ekonomik ve sosyal sonuçları iyileştirmek ve sonrasında, dünya ekonomisinin ve sosyal yaşamının “istikrarı” için ekonomik ve sosyal programları gittikleri ülkelerde uygulamak diye misyonlarını açıklayabiliriz. 

Biraz daha açarsak IMF, dünya ekonomisinin “istikrarlı” bir şekilde büyümesi ve dünya ticaretini etkinleştirmek için, DB ise, yoksulluğu azaltmak için sosyal projeler ile alt yapı projelerine faizsiz kredi sağlamak için faaliyette bulunur. Bunun yanı sıra gittikleri ülkelerin kamu maliyesini, ekonomik ve sosyal sistemlerini “serbest piyasa ekonomisinin iktisadi kurallarına” uygun duruma getirmeye çalışırlar. 

Bu kuruluşların karar alma süreçlerinde, ülkeler sağladıklar kredi oranları kadar söz sahibi oluyor. 

Bir diğer ifadeyle söylersek, gelişmiş ekonomilere sahip ülkeler bu kurumların kararlarında ve yönetiminde etkin durumda bulunuyorlar. 
Bugün IMF yönetiminin başında Fransa Sosyalist Partisinde eski politikacı olan Dominique Strauss- Kahn var. IMF başkanlığı geleneksel olarak Avrupa ülkelerinden, DB başkanlığı ise ABD’de başkanı tarafından seçiliyor. DB başkanlığına önceki başkan Bush tarafından bu dönem Robert Zoellick getirildi. Kahn’ın aksine Zoellick siyasi olarak “sağ muhafazakar” görüşlere sahip ve eski bir diplomat olarak göze çarpıyor. 

Özellikle IMF’nin küresel ekonomik regülasyonu sağlayan kurumsal bir misyonu olduğu kadar bu anlamda politik misyonu da olan bir kuruluş olarak kabul edilir. 

DB, ABD’nin dünya siyasetinde zaman, zaman kullandığı bir finansman aracı görevi de görmektedir. ABD’nin destek verdiği kimi diktatörlere ve siyasi rejimlere “alt yapı” desteği adı altında parasal kredilerin DB üzerinden aktarıldığı biliniyor. 

Özellikle 70’li ve 80’li yıllarda soğuk savaşın en yoğun yaşandığı dönemlerde Pinoceht Şili’sine, Çavuşesku Romanya’sına ve Kenan Evren Türkiye’sine yapılan yardımlar gözden kaçmayanların başında geliyor. 

Bu nedenle ABD başkanları DB’nin başına “sıkı” adamlarını getirmişlerdir. Bunlardan en ünlüleri Başkan Kennedy ve Johnson’un savunma bakanlığını yapmış olan “Vietnam savaşı mimarı” Robert Strange Mc Namara’dır. McNamara bakanlık görevlerinden sonra 1968-1981 yıllarında DB başkanlığı görevini sürdürmüştür. Bundan önceki DB başkanı’da eski bir savunma bakanı Paul Wolfowitz idi. Bu isimlerin verdiği mesaj ABD’nin DB’na verdiği siyasi önemi göstermesi bakımından yeterli olacağı kanaatindeyim. 

IMF ve DB yönetiminde etkin olan ülkelerin politik vizyonları, bu kurumların üstlendiği ekonomik ve sosyal misyonları belirlemede önemli rol oynadığı bilinir. 

Bu bakımdan IMF ve DB soğuk savaş yıllarında taraf olan yani “batı cephesi” tarafında olan bir ekonomik kuruluşlar oldu. 

Bu yanıyla IMF ve DB sol ve sendikalar tarafından “ideolojik” ve sosyo-ekonomik nedenlerle eleştirildi ve programlarına sosyal boyutu olmadığı veya ABD ve Batı güdümlü olduğu için karşı çıkıldı. 
Günümüzde bu durum genel olarak sürdürülmektedir. 

Genel olarak diyorum çünkü bu nokta da farklı yorumlar ve yaklaşımları görmek mümkün…

Çünkü bende bu günün dünyasına farklı bakanlardanım. “Batıya”, IMF ve DB’ye 70’li, 80’li yıllardaki gözle artık bakmıyorum. 
İnanıyorum ki bu alanda yalnız değilim. 

Öncelikle IMF ve DB gibi küresel kurumlar soğuk savaş sonrası ister, istemez yenilenme sürecine girdiler. 

Bugünün dünyasının ekonomik ve sosyal sorunlarına baktığımızda bu yenilenme sürecine olan ihtiyacın devam ettiğini görmekteyiz. 
Yani günümüz dünyasında kuzey ile güney yarım küre arasında ekonomik ve sosyal farklılıklarda, güney yarım küre halklarının payına yoksulluk, açlık ve yoksunluk düşüyorsa, dünya ticaretinde avantajlar gelişmiş ekonomiler sahip ülkeler lehine işliyorsa, zengin ve yoksul ülkeler arasındaki ekonomik farklılıklar kabul edilemez ölçülerde ise IMF ve DB’yi yöneten zengin ülkeler uyguladıkları mevcut politika ve programlarında sosyal adaletçi ve demokratik yenilenmeyi sürdürmek zorunda kalacaklar. 

Tersi IMF ve DB’ye soğuk savaş yıllarından kalma sloganlar içinde bakanlarında yenilenmeye ihtiyacının zorunlu olduğunu düşünüyorum. 
Örneğin kendi adıma söyleyecek olursam; Türkiye IMF ve DB ilişkileri için geçmişte sosyo-ekonomik sorunları eleştirirken önce ABD emperyalizmini birinci sıraya, IMF ve DB’yi ikinci sıraya, hükümetleri ise üçüncü sıraya koyardım. 

Türkiye ekonomisinin sorunları geçmişten farklı olsa da bugün halen devam ediyor. Yine Örneğin Türkiye hükümetleri, IMF ile 1947 yılından bugüne 22 stand-by anlaşması imzalamış durumda olmasına rağmen bu böyle…

Şimdi kendime ve herkese soruyorum; Bugüne kadar Türkiye hükümetleri IMF anlaşmalarına uygun ekonomi politikaları uyguladıkları için mi ekonomimiz iyileşmedi? Yoksa uygulamadıkları için mi iyileşmedi?

Benim görüşüm ikinci şıktan yana…

Önce Türkiye hükümetleri IMF anlaşmalarına uymadıkları için, IMF’den aldıkları kaynakları yaptıkları anlaşmalara uygun harcamadıkları için ekonomide iyileşme sağlanamadı diye düşünüyorum. 

Sonra IMF programlarının eksikliğini eleştiriyorum. 

Düşünüyorum, çünkü Kasım 2000 ve Ocak 2001 ekonomik krizi sonrası IMF ile yapılan anlaşmaları Ak Parti hükümetleri uyguladı ve en azından kamu maliyesi başta olmak üzere genel bir ekonomik iyileşme sağlandı. 

Özellikle IMF, Türkiye ilişkilerindeki olumsuzlukların sorumluluk sıralamasını şimdi şöyle yapıyorum. Birinci sıraya Hükümetleri, ikinci ve üçüncü sıralara ABD yönetimini ve IMF’yi koyuyorum. 
IMF’nin yenilenmesini IMF Başkanı Kahn’da söylüyor. ”IMF kararlarında gelişmekte olan ülkelerin etkinliği artırılmalı ve IMF mevcut yapısı küçültülmeli” diyor. 

Her kesim soğuk savaş sonrası hızlanan ekonomik küreselleşme sürecinde daha etkili bir rol üstlenmek durumda bulunuyor. 
IMF ve DB ve karşıtları bu zorlu görev karşısında soğuk savaş yıllarından kalma eski programlarla ve sloganlarla bir sonuca varamazlar. 

Onun için IMF’nin yenilenmesi ve değiştirilmesi için şimdi daha uygun bir momentteyiz. 

Küresel ekonomik kriz süreci bunun için elverişli bir tartışma ortamı sağlıyor. 

G 20 zirvesi küresel ekonomik sistemin yeniden organize edilmesini konuşuyor. 

Gündemlerinde finansal piyasalarda yapılacak reform ve düzenlemeler, ticari korumacılık ve bankalarla ilgili primler gibi konular bulunmaktadır. Bu gündemin hayata geçirilmesi global büyüme motorunun hangi ülke olacağı, ABD’nin tüketimi azaltması nedeniyle global rolde geri kalması, Çin ve Hindistan’ın bu rolü üstlenmesi gibi başlıklar yanı sıra yeni, güçlü ve güvenli bir finansman sistemi kurulması, bunun ABD dolarının yerine başka bir para birimi konulması da gündemin sıcak maddelerini oluşturuyor. 

Pittsburgh’ta G20 toplantılarının dışında başka bir G20 toplantısı daha yapılıyor. Uluslararası Sendikal Hareket G 20 toplantısı…
Emeğin gündeminde ise “Gerçek ekonomik iyileşmenin şansının tükendiğine” işaret edilerek, ”Büyüyen küresel iş krizi ve işsizliğin üstesinden gelinmesine ilişkin kararların alınması” talebi var. 

Şimdi, Sol ve Sendikalar bir yandan IMF ve DB politikalarının toplumda yarattığı sosyo-ekonomik tahribatı eleştirmeli ve karşı çıkmalı, ancak diğer yandan ise IMF ve DB politika ve programlarına alternatif öneriler getirebilmelidir.

Sadece “hayırcı” gösteriler yetmez. 

Sol ve sendikalar “hayırcı”, ”istemezükçü” bir yol izleyerek bu emeğe ve topluma karşı olan sorumluluklarından kurtulamazlar. Bunun için diyalog ve işbirliğini geliştirecek zeminler yaratmalıdırlar. 
IMF ve DB’nin İstanbul toplantılarına solun ve sendikaların vereceği “hayır”dan başka bir mesajı olmalı. 
Benim bir mesajım var!!!

İnsanlar sağlık ve özgürlükleri tam olarak sağlanırsa mutlu olurlar.
IMF ve DB politika ve programlarını bu eksende yenilemelidir. 


 ideolojik ve siyasi nedenlerle 
 birlik ve dayanışma