Bir psijik sorun olarak "TÜRK SOLU"

Mustafa Pacal - 13/07/2009 14:21:22 (523 okunma)



Bir psijik sorun olarak "TÜRK SOLU" 

Türkiye her alanda değişim ve yenilenme sürecine girmiş durumda olan bir ülkedir.

Bu süreç 12 eylülün sonrası kurulan Turgut Özal hükümetlerinin ekonomik reformları ile başladı.
1987 yılında AB'ye tam üyelik başvurusu ile ivme kazandı.

1991 yılında SSCB dağılınca yapılan ekonomik reformlar bakımında Türkiye "model" ülke durumuna geldi.
Bu süreç Tansu Çiller hükümetinin (DYP-SHP koalisyon hükümeti) 1995 yılında AB Gümrük Birliği anlaşmasının imzalanması ve
bir yıl sonra uygulamaya geçmesi ile hız kazandı.

Türkiye SSCB'nin dağılmasıyla birlikte dünya özellikle ekonomik alanda yaşanan bir "küreselleşme" sürecine bu reformlarla eklemlenmiş oldu. 
Bu ekonomik gelişmelerin ticaret ve siyaset üzerine etkileri halen devam etmektedir.

Yalnız bu sürecin demokratikleşme ayağı diğer yanına göre topal kaldı.
Türkiye'yi demokratikleşme sürecini iki önemli olay etkilemiştir.
Bunların başında AB'ye üyelik süreci ile demokrasi ve insan haklarına adına atılmış en etkili adım olan 1987 Kasım ayında TBKP liderleri Nabi Yağcıve Nihat Sargın'ın Türkiye'ye dönmesi olmuştur.

Bu tarihsel adımlar 12 Eylül sonrası demokratikleşme sürecinin miladı olan bir politik çıkış olmuştur.

İlk kez ideolojik devlet 141,142 ve 163. maddeleri TCK'dan kaldırmak zorunda bırakılmış ve tarihsel bir geri adım atmıştır.
Bu süreç bu gün "askerlerin askerlikle ilgili olmayan suçlardan" dolayı sivil mahkemelerde yargılanması için yapılan
yasal değişikle devam etmektedir.

Genel olarak Türkiye solunun bu süreci okuması ve anlaması buna uygun bir politik pozisyon alması, yine "TBKP Kongre Tezleri" (Kasım 1990) ile ortaya konulmaya çalışılmış ise bu çalışma hem geliştirilememiş ve de sol politik alanda yetrince farkındalık
yaratamamıştır.Ancak bu kadarı bile olsa bunun dışında Türkiye solu içinde başkaca bir değişim ve yenilenme arayışı olmamıştır.
TBKP dışındaki "sol" zaten geçmişi itibarı ile enternasyonal sol olmaktan epeyce uzak olduğundan bu süreci eski ideolojik kodlarla çözümlemeye çalışmış ve ekonomik reformları ve AB adaylığı sürecini "trene bakar" gibi izleyerek "Kahrolsun ... emperyalizmi"
diye yorumlamıştır.Bu gün AB süreciyle ilgili bir "hiç" gibi olmaları ve "Avrupa solu" ile hiç benzerlik taşımamaları bunun işaretidir.

Hele hele "Chavez" gibi bir diktatörü "sol" lider olarak başarılı görmek aymazlığına düşmek,Chavez'e bakılacağına Prodi, Zapatero gibi Avrupa solunun liderlerine
görmemek,Hrant Dink ile Türkan Saylan'ın arasındaki farkı görememek aynı nedenlerin bir sorunudur.Hatta kimi "solcu" olduğunu söyleyenlerinde "ulusalcı" çizgiye savrulması ayrı bir "feci"lik oluşturmaktadır.

Bugün "sol" da olan tartışmaları ve arayışların hiç biri bu süreci anlamak ve ona soldan müdahele etmek arka planına dayanmamaktadır.

Bu siyasi parti "inşa" çalışmaları geçmişte SBP (Sosyalist Birlik Partisi) ve ÖDP ( Özgürlük ve Dayanışma Partisi) çalışmalarının bir başka versiyonundan öte bir anlam taşımamaktadır.
İçerik olarakta bakıldığında fikirlerin veya proğramların tartışıldığı görülmemekte,kişiler ve politik kimliklerin işbirliği anlayışı öne çıkmaktadır.

Önemli olan kimin hangi kimlikle kendisini tanımlaması değil,önemli olan bugünde yarına "nasıl bir fikir ve programla" bu süreçte rol almasıdır.

Ben insanların kendilerini nasıl tanımladığından çok bu günün dünyasında olan bitenlere karşı nasıl bir fikir taşıyor yanını önemsiyorum.