Daha fazlası olmalıydı...

Daha fazlası olmalıydı...

Demokratikleşme paketi için toplumda beklentiler oldukça yükseltilmişti.

Başbakan, paketi açıkladıktan sonra demokratikleşme yolunda yükselen bu beklentiler karşılanmış olmadı.

Paketi oldukça yetersiz karşılayanların başında genel olarak Kürtler, Aleviler ve gayrimüslimler vardı.

Kürt sorununun çözüm sürecinde olduğu bir dönemde, demokratikleşme yolunda daha cesur bir paketin beklenmesinin koşulları hazırken, sadece Kürt dilinde eğitimin özel okullar üzerinden yapılması, yerleşim yerlerinin adının değiştirilmesi, okullardan andın kaldırılması, seçimlerde Kürtçe dilinde de propaganda yapılabilecek olması, beklentilerin karşılanmasında hiç de yeterli olmadı.

Oysaki Terörle Mücadele Yasası’ndaki düşünce ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan ve AİHM’de Türkiye’nin mahkûm olmasına neden olan maddeler ile Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Şartı’na konulan çekincelerin kaldırılması bu pakette olmalıydı.

Aleviler ve diğer inanç kesimleri için bu paket, tam bir hayalkırıklığı yarattı.

Bu pakette cemevlerinin statüsünün tanınması, ihtiyaçlarının görülmesi ve dedelere maaş bağlanmış olması, olsa dahi bile yanlış olurdu ki, böyle olması belki iyi de oldu.

Çünkü Türkiye, din ve din özgürlüğü alanında oldukça sorunlu bir ülke, Alevi cemaati için sadece üniversite adını değiştirerek, Heybeliada Ruhban Okulu’nu açarak ve Süryani cemaatine ait olan Mor Gabriel Manastırı’nın tapulu mallarını iade ederek, Türkiye, bu alanda sorunlarını çözmüş olamaz ve din ve vicdan özgürlüğü alanında Avrupa Konseyi konvansiyonu ile Venedik Komisyonu’nun ilgili ölçülerini de karşılamış olamazdı.

Din ve vicdan özgürlüğü demek inanç sahiplerinin din ve mezheplerinin gereği olan örgütlenme ve ibadetlerini serbestçe yapabilme, gerekli olan din eğitimi haklarını özgürce kullanabilmesinin önünde engel olmaması demekti.

Böyle bir din ve vicdan özgürlüğü sadece Aleviler ve gayrimüslimler için değil, Şiiler, Sünniler için de oldukça gerekli olan haklar diye konuya bakmak gerekirdi.

Ayrıca bu paketin seçim sistemini tartışmaya açmasını ve siyasete katılımı teşvik etmesini olumlu görmekteyim.

Seçim sisteminde yüzde 5 ülke barajı, dar bölge ve iki turlu seçim sistemi uygulanabilirse, demokratik bir seçim sistemine kavuşmuş olabiliriz diye düşünmekteyim.

Siyasi partilere Hazine yardımı yapılmasındaki yüzde 7’lik barajın, yüzde 3’e düşürülmesi, partilerin seçime katılmak için gerekli olan yasal teşkilatlanma zorunluluğundan beldelerin çıkarılmış olması, seçim propagandaları için Türkçe dışındaki dil ve lehçelerin serbest bırakılması gibi taleplerin pakette yer alması, siyasete teşvik etme bakımından kolaylaştırıcı etkisi olacak diye düşünenlerdenim.

Diğer yandan nefret suçları ile ayrımcılığın ceza yasası kapsamına alınmasını ve ayrıca bir mücadele kurulu kurulacak olmasını, paketin olumlu yanlarından biri olarak görmekteyim.

Paketin AB İlerleme Raporu öncesi açıklanması ayrı bir olumlu gelişme olarak kabul edilmelidir. Komisyon bu gelişmeyi raporda ayrıca not edecektir.

Ancak Türkiye’nin bu tür sınırlı içeriğe sahip paketlerle, demokrasi sorununu çözemeyeceğini ve esas olarak yeni, demokratik bir anayasa ile bu alanda köklü bir adım atacağını da tavsiyeleri arasına mutlaka ekleyecektir diye düşünüyorum.

Gezi eylemleri ve Mısır ve Suriye’de yaşananlardan sonra daha cesur bir demokratikleşme paketi beklentim vardı.

Olmadı.

Artık gelecek diğer paketlere umudumuz bırakacağız.