Devrimcilikten demokratlığa uzun ince bir yol

Mustafa Pacal - 03/02/2012 19:26:53 (417 okunma)


Devrimcilikten demokratlığa uzun ince bir yol
Bu ne kadar olabilecek bir şeydir bilemiyorum ama kendime yeni bir siyasi kimlik oluşturmak için 90’lı yıllardan beri uzun ince bir yolculukta görüyorum.

Bu zahmetli yolculuğumun hedefinde ise sadece “demokrat” olmakla yetinen bir politik amacım var.

Nasıl başaracağımı bilemiyorum ancak demokrat olmanın devrimci olmanın yanında oldukça zor ve bir o kadar da özveri istemesi zaman, zaman gözümü korkutsa da tüm bunlara rağmen bu yolculuktan vazgeçmeyi düşünmüyorum.

Demokrat olmak benim geçmişte aslında pasiflik veya sıradanlık içinde olmak anlamına gelirdi.

Öyle ya devrimciliğin yanında demokrat olmanın fazlaca anlamı ne olabilirdi.

”Bizce” devrimcilikle demokratlık arasında ideolojik,siyasi ve sosyal açılardan kot farkı vardı.

Devrimin amacı demokrasi amacından daha kutsal farklılıklara sahipti.
Demokrat olmaktan aklımıza hep “burjuva demokrasisini ve hukukunu” inanmış olanlar gelirdi.Bu inanca sahip kişilerin bizce sınıfsal konumları “sağda” idi.Ancak genel olarak onları kafamızda sağın içinde “sola” bir yerlere koymayı tercih ederdik. 

Bu yukarıdan bir bakış ve kibirli bir tutumdu.
Devrimci olmamızın temel ideolojik tezi kapitalizmin sömürü düzenin ortadan kaldırılmadıkça insanlığın hiçbir kötülükten kurtulamayacağımızı savunmaktı.

Bunun dışındaki çözümler veya öneriler küçük burjuva veya burjuva demokrat davranışlardı ve bu asla kabul edilemezdi.

Şimdi düşünüyorum da o zaman örneğin özgürlükçü bir demokrasi için mücadele etmeyi küçümsemek demek, aslında devrimci olmanın, demokrat olmanın gerisinde olmak anlamına geldiğini şimdi daha iyi anlıyorum.

Yani şöyle anlıyorum özgürlükçü demokrasi için yapılabilir o kadar çok ve farklı sosyal,politik çalışma alanı varken devrimcilik buna göre daha beklemeci, daha “pasif” bir politik tercihti,bunu anlatmaya çalışıyorum.

90’lı yıllarda demokrat,liberal görüşleri anlamak ve öğrenmek için okuma ve düşünsel çabalarım oldu.

Ancak beni en fazla etkileyen düşünce Avrupa Birliği (AB) projesi ve onu ortaya çıkaran tarihsel,siyasi ve ekonomik arka planının ortak bir insanlık yaşamını hem özgürlük ve hem güvenlik ve hem de refah üzerinden kurgulanması olmuştu.

Bugün hala her şeye rağmen AB projesi saydığım nedenlerle insanlığın özgürlük,güvenlik ve refah gibi mutluluk üçgenine en önemli insanlık projesi olarak bence özelliğini koruyor.

Yalnız bu demokrat olma yoluna girdikten sonra önceki “ideolojik saplantılar” dışına çıkmak oldukça zahmetli bir düşünsel işkenceye dönüştü.

Örneğin demokrat olmanın ölçülerinden olmazsa olmaz olan her yapılanmanın açık, katılımcı ve çoğulcu yöntemlerle demokratik şekilde yönetilmesine gerçekten inanmak ve bu görüşü savunmak ve uygulamak önceki yaklaşımlarımız ve anlayışlarımızla kafamda yoğun bir çatışma alanı oluşturdu.

Ne demek yani bu, devlet,parti,sendika,vakıf,şirket gibi yapılanmaların hesap verebilir olması için açık,katılımcı ve temsilde çoğulcu bir şekilde demokratik yönetilmesi demek oluyor.

Eee bu bizim üzerinde hiç kafa yormadığımız ve teorik olarak ta karşı çıktığımız bir konu idi.

Ne yapalım işte, demokrat olmak ile devrimci olmanın arasında böyle sarsıcı olan ve ben devrimci iken benim için fazlaca önemi olmayan, ancak demokrat olmaya karar verdikten sonra insan hayatı ve doğal hayat için şimdilik en doğru yönetim şekli olduğuna inandığım bu görüşü içselleştirmek ve savunmak benim için hiçte kolay olmamıştı.

Beni sarsan başka bir konuda hem kapitalizmin insan ve doğaya yaptığı kötülüklerini ortadan kaldırmak için işe yaramayan sosyalist uygulamaların tartışmasız referans noktası olarak kafamdan çıkarmak ve hem de bunun yerine yeni ve etkin başka bir yol bulmak olmuştu.

Üç boyutta düşünüyordum bir, kapitalizm insana ve doğaya yaptığı kötülüklerin farkında değil mi iki, farkında değilse bundan kendisinin de zararlı çıkacağını damı fark etmiyor.Üç,yada bunların farkındaysa ne tür stratejik değişiklikleri düşünüyor ve uygulamaya çalışıyor.

Baktım durum hiçte öyle değil kapitalizm dünyada sosyalizm enflasyonu olduğu dönemlerde elde ettiği deneyimlerden de yararlanarak küreselleşme sürecinde ve sosyalizm alternatifinin olmadığı bir dünyada sürdürülebilir kapitalizmin stratejik tercihleri ne olabilir diye düşünüyor, bu düşünceleri programlıyor ve uyguluyor.

Burada kapitalizm derken küreselleşmiş şirketlerden bahsediyorum. 
Küresel olduğu halde stratejik tercihlerini pek değiştirmeye ihtiyaç duymayan şirketlerde var. Bu şirketler genelde silah ve petrol üretimi ve ticaretini yapan şirketler oluyor.

Ancak dayanıklı tüketim ve hızlı tüketim alanında üretim ve ticaret yapan küresel şirketler doğa,toplumsal yaşam,emek ve tüketicilere karşı sosyal sorumluluklarını anlayan ve buna uygun şirket stratejileri ve politikaları geliştiren çevreye verdikleri “kötülükleri” en aza indirmek isteyen “devrimci”bir yol izliyorlar.

Bu süreci iyi okumak ve olumlu şekilde hızlandırmak için şimdi pek çok olanağa sahip olduğumuzu düşünüyorum.

Kapitalizmin sosyal ve insani dönüşümüne katkı sağlayacak ve bunun yanında özgürlükçü demokrasiyi, devletin demokratikleşmesi temelinde gören reformcu sol bir siyasi program veya yaklaşım çok geniş bir siyasi ve toplumsal kabul görebilir diye düşünüyorum.

Bu yolu kapitalizme karşı sınıfsal müdahaleyi örgütlemek ve kapitalizmi devrim yoluyla ortadan kaldırma tezinde daha ilerici bir yol olarak görüyorum.

Aslında ne demeye çalışıyorum.

Eski yoldan ayrılmanın vakti çoktan geçmişti, sosyalizm markasının artık yeniden sosyal ve siyasal piyasalara sürülecek cazibesinin kalmadığı anlaşılmalı, kapitalizmin sosyalleşmesini anlayan ona insani ölçülerde müdahale etmeyi sınıfsal müdahaleden daha önemli ve reel olduğunu gören yaklaşımların farkına varılmalıdır demeye çalışıyorum.

Soldan gelenlerin böyle bir stratejik yenilenmeyle bu süreçte oynayacağı role oldukça çok ihtiyaç var diye düşünüyorum.

Gelelim son yazımda değindiğim, sol demokratların sosyal ve liberal demokratlarla arasındaki temel görüş farklılıklarına, doğru söyleyecek olursak demokrasi,hukuk,piyasa ekonomisi gibi temel parametrelerde pek farklılıklarımız olduğu söylenemez.

Ancak konu devlet aygıtının yapılanmasına gelince ki bence zurnanın zırt dediği nokta da burası o zaman farklı stratejik noktalara savruluyoruz.

Devletin demokratikleşmesi,ademi merkeziyetçi yerel yönetimlerin güçlü olduğu bir idari yapılanma,demokratik,laik,hukuk devleti gibi konular üzerinde birbirimizi tamamlayacak yaklaşımlarımız aynı olabiliyor.

İş devletin idari bakımdan küçülmesi ve devletin boşalttığı alanların sivil toplum yapılanmaları ile doldurulması yani “derin” devletin tasfiyesi ve sosyal sorunlara karşı sorumlu devlet ile etkin denetim yapan devlete geldiğinde farklılıklar çıkıyor.

Yinede bu farklılıkların yarattığı görüş ayrılıklarına rağmen kapitalizmin sosyalleşmesi, özgürlükçü demokrasi sürecinde işbirliği yapmak için şimdilik engel olarak görmüyorum.
Herkese dostça selamlarımla…

“DEVLET” İLE ÖCALAN GÖRÜŞMELERİ VE KURUMSAL ENFORMASYON SORUNU

Gönderen Mustafa Pacal - 23/06/2011 23:17:01 (439 okunma)



“DEVLET” İLE ÖCALAN GÖRÜŞMELERİ VE KURUMSAL ENFORMASYON SORUNU

PKK lideri Abdullah Öcalan ile “devlet (?)” arasında yapılan görüşmelerin İmralı’da sürdüğünü herkes gibi bende biliyorum. 

Biliyorum derken tanığı olarak değil çeşitli kaynaklardan aldığım bilgiler ışığında bunları söylüyorum.

Her ne kadar sürmekte olan görüşmelerin açıklanan sonuçlarına tekzip anlamında karşı açıklamalar pek gelmese de, görüşülen konuların detayları hala esrarını korumaktadır.

Bu görüşmelerin ne zaman başladığı, nerede yapıldığı ve kimlerin katıldığı bilgileri ise tam bir muamma ve sanki hiç bilmemizin istendiği konular değilmiş gibi geliyor bana.

Gerçi günümüzde bilinmesi oldukça zor olan bilgiler Wikileaks gibi organizasyonlar tarafından deşifre edilse de aslında buz dağının ucu ile yetindiğimizi düşünüyorum.

Devlet sırrı herhalde bu, devlet bu yani…
Burada biraz devlet tanımını açalım istiyorum.
Devlet, insan için tarih boyunca zorunlu bir örgütlenme biçimi olagelmiştir. 

Yoksa devlet insan doğasına uygun bir örgütlenme biçimi değildir.
İnsanlar, bir dönem içinde yani canını, malını ve geleceğini korumak için böyle bir örgütlenmeyi tercih etmişlerdi, bugünde bu böyle.
Tabi daha sonra da kendilerini kendi kurduğu devlete karşı korumak durumunda kaldılar.

İnsanlar sonraları devleti denetlemek ve kontrol etmek için hukuk ve demokrasi yolunu bulacaklardı. 

O nedenle, orta çağ monarşileri ve ardından ulus devletler tarihinin başlaması, hem de bir yandan feodalizm’den kapitalizme geçiş ve kapitalizmin acımasız gelişmesi ile yaratılan “zenginliğin” ele geçirilmesi için yapılan savaşlar kaybedilen milyonlarca hayat ve bu akıl almaz vahşi dönemin insanlık tarihinde yarattığı katliamlar ve travmaların sonuçlarıdır aslında yaşadığımız tarihin adı.

Evet devletin denetlenmesi, kontrol edilmesi için hukuk ve demokrasi araçları önemli işlevler görmüş demokratik hukuki devlet yapıları ortaya çıkabilmiştir.

Bugün içinde Kürd sorununun ortaya çıkmasında devletin rolü ve sorunun çözümünde bu gün devletin oynayacağı rol oldukça yaşamsal öneme sahip bulunmaktadır.

Bu bakımdan Öcalan “devlet” görüşmeleri bu sürecin en önemli diyaloglarının başında gelmektedir.

Bir diğer ifade ile söylersek her bakımdan ülke gelişmesini engellemiş olan Kürd sorunu için atılan her adım ve girişim kamuoyu ve basın tarafından yüksek dikkatle izlenir olmuştur.

Bu nedenle Öcalan “devlet” görüşmelerinin içerik olarak kamuoyu ile paylaşmak önemli bir enformasyon konusu haline gelmiştir.

Ancak bu önemli enformasyonun kaynaklarına bakıldığı zaman bu duruma yeterli özenin gösterilmediğini görüyoruz.

Yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için şunu ilave etmeliyim.
Bu güne kadar görüşmeleri açıklayan kaynaklar ve kişiler yalan, yanlış bilgiler veriyorlar demeyi kastetmiyorum.

Kastettiğim şu, bu düzeyde yapılan görüşmelerin daha düzenli,daha kurumsal ve daha “açık” bir şekilde kamuoyuna derli toplu aktarılmasının altını çizmek istiyorum.

Bu aynı zamanda yurttaşların bilgilenme hakkı içinde gerekli bir durum ve aynı zamanda bu konularda olası bilgi kirliliğini de önleyecek bir uygulama olacaktır. 

Bu arada açık bilgilenme derken bir oto sansür uygulanması “gereken ve çok özel” güvenlik bilgiler için yapılabilir diye düşünüyorum.
Önerim şu,görüşmelere katılan kişi ve kurumların mutabakatı ile oluşturulacak bir “enformasyon bürosunun” kamuoyu ve basını bilgilendirilmesidir.

Bilgi çağında hem de böyle bir konuda düzgün ve sağlıklı bilgilenme talebinde bulunuyorum.

Çünkü bu yaşamsal konuda doğru bilgilendirme doğru politik sonuçların alınmasının temelidir diye düşünüyorum.