Ekonominin gerçek önceliği ne


Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan 2015-2017 dönemini kapsayan Orta Vadeli Plan’ı (OVP) geçtiğimiz günlerde açıkladı.

Babacan, bu yıl büyüme tahminini yüzde 4’ten yüzde 3,3’e çektiklerini ve 2015 büyüme tahmini ise yüzde 5’ten yüzde 4’e düşürdüklerini açıkladıktan sonra 2016 yılı için büyüme tahminlerini yüzde 5’te sabit tutarken, 2017 yılı büyüme tahminini de yine yüzde 5 olarak açıkladı.

Babacan, 2014 yılı enflasyonunun yılsonunda yüzde 9,4, 2015 sonunda yüzde 6,3, 2016 ve 2017 yıllarında ise yüzde 5 olarak tahmin ettiklerini söyledi.

Oysaki bir önceki OVP’de enflasyon tahminleri 2014 yılı için yüzde 5,3, 2015 ve 2016 yılları için ise yüzde 5 olarak açıklanmıştı.

Başbakan Yardımcısı Babacan, 2015-2017 OVP’sinin temel önceliklerinin enflasyonla mücadeleye kararlılıkla devam etmek olduğunu söyledi ve “Geçen yıl cari açığı birinci sıraya yazmıştık bu yıl enflasyonu birinci sıraya çekiyoruz” dedi.

OVP’de ikinci önceliğin cari açığı düşürmek, üçüncü önceliğin yapısal reformlar olduğunu ifade eden Başbakan Yardımcısı, yapısal reformlara hız vererek Türkiye’nin potansiyel büyümesini artırmak istediklerini de belirtti.

Bu açıklamalar ve ekonomik tahminler sonucunda Babacan2023 için koyulan 500 milyar dolar ihracat ve 2 trilyon dolar milli gelir ve kişi başına 25 bin dolarlık gelir hedeflerinin kaybolmadığını söyledi.

Öte yandan Babacan’ın basın toplantısı yaptığı saatlerde bir yandan 2014 yılı AB ilerleme raporu resmen yayınlanıyordu ve bir yandan Kobane sorunu üzerinde sokak çatışmaları yapılıyordu.

Babacan’ın basın toplantısında iki önemli ayrıntı ekonominin çoklu risk altında olduğunu anlatmaya yetiyordu.

Bunlardan birincisi “ekonomik önceliklerin değişmesi”, ikincisi “2023 hedeflerine ulaşılmasındaki iyimserlik” idi.

Babacan ekonomide önceliklerini enflasyonun düşürülmesine verdiklerini, cari açık ve yapısal reformların sırasıyla önceliğimizi oluşturduğunu söyledi.

Bu oldukça pragmatik bir siyasetçi yaklaşımı; yani “yapabilme durumu olandan başlayalım” demek bunu adı.

Bence sıranın tersinden yapılması gerekiyor.

Yani ekonomik yapısal reformlardan başlanmasıdır önemli olan; çünkü ekonomik yapısal reformların yapılması alanına girildiği zaman ister istemez hukuksal ve demokratikleşme alanına girilmesi kaçınılmaz olan bir gerçektir.

Babacan’ın dediği gibi, yapısal reformlar yapılamadığı zaman ekonominin potansiyel büyümesi sağlanamıyor.

Ekonomide yapısal reformlar pratikte hangi adımların atılmasını gerektiriyor diye baktığımızda ise mesela; Merkez Bankası’nın tam bağımsız olması, kamu ihale yasasının ve kurumunun kamu ihalelerindeki rolünün güçlendirilmesi ve Sayıştay’ın devlet harcamalarında izleme ve denetiminin tam olarak sağlanması, kamu bankalarının özelleştirilmesi, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığının sağlanması, kayıtdışı ekonominin kayda alınması, sosyal devletin geliştirilmesi gibi ekonomik ve hukuk devleti reformları gerektiriyor.

Öteden beri kredi derecelendirme kuruluşları Türkiye ekonomisi için “kırılgan” diye rapor verirken ekonominin bu yapısal sorunlarını hesaba katarak notlama yapıyorlardı.

Yani bunun anlamı Türkiye ekonomisi ekonomik şoklara karşı yapısal bakımdan güçlü bir ekonomi değil demektir.

Bunu sadece onlar söylemiyor son AB ilerleme raporu da bunu söylüyor:

Merkez Bankası tüzüğü bankanın tam bağımsızlığını güvence altına almamaktadır.

Türk ekonomisi kısa dönemli sermaye akışına yüksek derecede bağlı olunması ve yurtiçi tasarrufların düşük olması sebebiyle dış etkilere karşı kırılgan durumdadır.

Irak, Suriye ve IŞİD’in yarattığı jeo-politik sorunların hem çözüm süreci ve hem de ekonomi üzerindeki baskıları da işin çabasını oluşturuyor.