Gelin talihimiz ve tarihimizi birlikte değiştirelim...


Mustafa Pacal - 18/06/2011 18:50:22 (373 okunma)



Gelin talihimiz ve tarihimizi birlikte değiştirelim... 

Türkiye 17. Milletvekili Genel Seçimlerini geride bırakarak demokrasi tarihine yeni bir başarı halkası daha ekledi. 

Oldukça hareketli bir seçim kampanyasında yok, yoktu.
Siyasi parti liderleri birbirlerine söylemedik söz bırakmadı.
Partilerin seçim stratejileri ve söylemleri de birbirlerinin oylarına gözünü dikmiş özellikler taşıyordu.

Örneğin Ak Parti bu seçimlerde icraatlarını anlatmanın yanı sıra ağırlıkta “milliyetçi” bir söylemi tercih etti. Elbette Ak Parti bu tercihi laf olsun diye yapmadı. Seçim süreci boyunca yapılan tüm anketlerde %10 seçim barajına takılma olasılığı bulunan MHP’nin oylarını kazanmak MHP’yi barajın altında bırakmak için bu tercihte bulundu.

Ama olmadı “kaset” olayında mağdur olan MHP’yi seçmen sandıkta mağdur etmedi. MHP, 1 puanın üzerinde oy kaybetmiş olsa da seçim barajını aşarak meclise girmeyi başardı.

Aslında bu durum Ak Parti içinde hem bir başarısızlık ve hem de bir ders oldu.

Seçim stratejisi ve söylemi bakımından başarısızlık, Ak Parti içindeki “milliyetçi damar” içinde ders oldu. Ders oldu çünkü eğer MHP baraja takılsaydı bu “milliyetçi damar” parti içinde güçlenecek ve parti “bu iş tuttu” diye bu “milliyetçi” söyleme daha da asılacaktı.

Bu sonuçtan sonra herhalde bir daha “milliyetçi” bir söylemi denemezler diye düşünüyorum.

İnşallah yanılmam…

Bunun dışında bir diğer neden ise Ak Parti doğu ve güneydoğuda Kürdlerden aldığı oyu BDP’ten rol çalarak arttıramayacağını anladığı için, bu bölgeden kaybedeceği oyları telafi etmek içinde “milliyetçi” bir seçim söylemi izlediğini söyleyebiliriz.

Oysaki Ak Parti “hizmet odaklı” bir siyasi parti olarak bu durumlara prim vermesine gerek olmadan seçimlerde sadece gerek ekonomik ve sosyal alanda gerekse siyasi alanda ve dış politikada yaptıkları icraatları öne çıkarmış olsa bence yine %50 oy alırdı.
Bu seçimlerde üzerinde en çok durulacak partilerin başında CHP, sonra BDP geliyor.

CHP tutarlı ve inandırıcı bir seçim söylemine sahip değildi. 

CHP liderleri her il'in, her bölgenin siyasi iklimine göre “politik klima” gibi “söylem programı” seçtiler. Bu nedenle iki kritik ilden tepki aldılar. 

Bu iller İzmir ve Diyarbakır. Bu illerde bu duruma seçmen oylarıyla tepki gösterdi. Çünkü Kılıçdaroğlu Diyarbakır’da söylediğini İzmir’de, İzmir’de söylediğini Diyarbakır’da söylemediği için her iki ilde de istediği oyları alamadı.

Aynısı “Aile Sigortası” önerisi içinde oldu. 

Fikir olarak doğru bir öneri olmasına karşın bu sigortanın kaynağı ne diye soranlara “benim adım Kemal” yanıtı seçmeni ikna etmeye yetmedi.

CHP için bir başka eleştirimde göstermiş olduğu adaylar için olacak.
Bu konu çok konuşuldu ancak bir sözde ben söyleyeceğim.
Hem sosyal demokrat partiyim diyeceksiniz ve hem darbecilere, cuntacılara ve hem de Demirelgillere kucak açacaksınız. 
Bu durumu bırakın seçmenleri, bu yapılanı dünya/ alem kimseye anlatamazsınız.

BDPye gelecek olursak BDP bir önceki seçimlere göre milletvekili sayısını arttırması bakımından bu seçimlerin diğer bir galibi oldu. 
Ancak BDP bu seçimlerde bir konuda yine mağlup oldu.

BDP bu seçimlerde gösterdiği adaylar bakımından her ne kadar “dışa” açılmaya çalışmışsa da üzerindeki “bölge partisi” olma özelliğini aşamadı.

Nedeni bence BDP bu özelliğini aşmak istemiyor. 

Çünkü bu seçimler dahil BDP,değil Türkiye partisi olmanın işaretini,”Kürdlerin de Türkiye partisi” olma işaretini de vermiyor.
Çünkü BDP’nin böyle bir hedefi yok herhalde.

Örneğin seçim boyunca BDP’ten ekonomik,sosyal sorunların çözümü hiçbir öneri ve proje duymadım.Yada duyacağım kadar yüksek seslendirilmedi.

Yine de BDP’den bu dönem gerek Kürd sorunun çözümünde,gerekse yeni anayasa konusunda olumlu bir siyasi katkı yapacağı umudunu korumak istiyorum.

Bir diğer ifade ile söyleyecek olursam BDP İmralı ve Kandilin etki alanında kaldığı kadar Türkiye’nin sorunlarının yarattığı etkiyi algılaya bildiği ve siyasetini bu zemine oturttuğu sürece Türkiye partisi olabilir.

Evet, şimdi gelelim güncel olan soruya; Ak Parti bu seçimleri yine neden kazandı?

Benim cevabım şu Ak Parti bugüne kadar yaptığı ekonomik, sosyal ve siyasal “hizmetlerinin” karşılığını seçmenden alıyor.
Diğer partiler ise yapamadıkları muhalefetin karşılığını seçmenden alıyor.

Sorunu cevabı bu kadar basit…

Bu nedenle Ak Parti her kesimden, her bölgeden oy alıyor.Diğer partiler yalnızca ideolojik ve siyasi nedenlerle muhalefet yaptıkları için ağırlıkta belli kesimlerden ve belli bölgelerden oy alabiliyor.

Örneğin Ak Parti İşçi sınıfının da oyunu alıyor, burjuva sınıfının da…Doğu ve güneydoğuda da oyunu arttırıyor Ege’de ve Trakya’da da…Sünni’si de oy veriyor Alevi’si de.

Ona nedenle Ak Parti gerçek bir “millet” partisi durumunda bulunuyor.

Bazı “sol” çevreler işsizler,yoksullar nereye oy veriyor diye merakla soruyorlar.

Evet Türkiye’de işsizlik ve yoksulluk ve deki yoksunluk sorunu altında olanlar var bu bilinen bir gerçek ancak bu insanlarında çoğu Ak Parti’ye oy veriyor.

Neden derseniz bu insanlarda Ak Parti’nin sorunlarını çözebileceği umduğu için oylarını bu partiye veriyorlar.

Yani siyaset bazen seçmen üzerinde “bu yapar” ihtimali/umudu yaratarak ta “umudu oy tahvil edebilme” sanatı oluyor. 

Bu seçimler sonrası bu soruya “malum” çevrelerin önceki cevapları ile bu günkü cevapları arasında oldukça fark olduğu gözlemledim.

Artık ayakları suya eriyor. Artık seçmeni ve siyaseti anlıyorlar. 
Buda hayırlı bir gelişme olarak bu seçimin kazandırdıkları arasına şimdiden girdi.

Gelelim bundan sonraya…

Türkiye ekonomik ve sosyal gelişmesini,AB seviyesinde özgürlükçü demokrasi ile pekiştiremezse ekonomik ve sosyal gelişmesini sürdüremez.

Bunun için başta demokratik sivil bir anayasa ve Kürd sorunun evrensel insan hak ve özgürlükleri ölçüsünde çözümü olmak üzere, devletin demokratikleşmesi için bu dönem kalıcı radikal adımlar atılmak zorunda…

Türkiye bu sefer başarmalı bu sorunların çözümü için herkese sorumluluk almalı.

Çünkü bu konular sadece hükümetin üstesinden geleceği sorunlar değil herkesin sorunu. 

Onun için bu dönemde kim özgürlükçü demokrasi alanında elini taşın altına koyarsa gelecek seçimlerde siyaset meydanında o kalacak.
Kim yapıcı diyalog ve işbirliği içinde olursa gelecek seçimleri o kazanacak.

Bunun böyle olacağı bu seçimlerde görüldü.

Özgürlükçü demokrasi alanında kararlı şekilde davranan, yapıcı diyalog ve işbirliğine açık bir hükümet, bir muhalefet, bir meclis ve bu süreci destekleyen bir kamu oyu ve sivil toplum kuruluşları demokratikleşme sürecinde toplumun tüm kesimlerinin beklentisini oluşturuyor.

İşte tarihsel fırsat,gelin bu sefer hep beraber bir tarih yazalım ve ”makus talihimizi” değiştirelim.