Hayat, gerçekler ve hayallerimiz…


Mustafa Pacal - 23/06/2009 15:08:39 (443 okunma)


Hayat, gerçekler ve hayallerimiz…

Son aylarda üst üste geçmişte hayal edilen kimi düşüncelerin gerçekleştiğine tanık oluyoruz.
Yazımda konu olan gerçeklerin hepside önce hayal olarak ortaya atılmış düşüncelerdi.

Söylenildiği yıllarda hayal ürünü diye değerlendirilen kimi düşünce ve önerilerin günümüzde gerçeğe dönüştüğünü görmekteyiz.
Bu gelişmeler bize bir kez daha hayal ile gerçek arasındaki fark nedir sorusunu hatırlatıyor.

Gerçekten hayal ile gerçek arasında fark nedir?
Bir başka soru ise;Hayali olmayanların geleceği olur mu? (Bence olmaz)

İnsanlık tarihi hayallerin gerçeğe dönüşmesi tarihi herhalde…
İlk insandan günümüze hayatımıza bir bakalım nereden nereye geldik.
Uçmak isteyen Hazerfan Ahmet Çelebi’nin hayalinden, günümüz jumbo jetlerine ulaşan gerçek ne kadar sarsıcı değil mi?
Kızılderililerin dumanla haberleşmelerinden, şimdiki iletişim teknolojilerine bakıldığında inanılmaz farkı görebiliyoruz.
Bu gelişme hayalsiz olabilirmiydi?

Ünlü çocuk romancısı Fransalı Jules Verne “80 günde devri alem

” romanını 1872 yılında yazdı.

Romanda Phileas Fogg adlı bir İngiliz beyefendisi girdiği iddia uğruna dünyanın çevresini 80 günde dolaşmaya karar vermişti.Ancak bay Fogg bu iddiayı kaybetmişti.

Bu romanın yazıldığı yıllar ile şimdiki dünya arasındaki ulaşım farkını ortaya koyduğumuzda bay Fogg iddiaya girdiği 80 günlük süreyi düşünün ne kadar süreye indirirdi.

Toplumsal,politik ve ekonomik alandaki gelişmelerde hayal ile gerçek ilişkisi etrafında bu günkü durumuna gelebildi.

Dünyayı sarsan reformların ve devrimlerin arkasında güçlü hayalleri olan ve onları gerçekleştiren liderler ve ideolojiler olmadı mı?
Peki,günümüzde gerçekleşen hayallere ne demeli…İnsanoğlu bu dünyanın çivisini çıkarmış olduğuna çoktandır inanıyordu,bu nedenle yeni bir gezegen arayışı hayalini hanidir sürdürüyordu.Bu hayal oldukça eski bir astronomik hayal…

1976 yılında Viking 2 uzay aracının Mars gezegenine bu amaçla yaptığı ilk ziyaretten sonra şimdi de Eylül 2007’de NASA tarafından uzaya fırlatılan Anka kuşu (Phoenix) yaklaşık 10 ay sonra Mars gezegenine başarı ile iniş yaptı.Bu uzay aracının en önemli amacı Mars’ta insan yaşamı için gerekli ortamın varlığını araştırmaktı. Şimdilik eldeki bulguların sonuçlarını tam olarak bilmemekle beraber umutsuz olmanın da anlamının olmadığını biliyoruz.

Çünkü artık “cin şişeden çıkmıştı” insanlık için yeni bir dünya arayışı devam edecek,hayaller bir gün belki gerçek olacak.
Geçenlerde Avustralya’nın Clayton kentindeki Monash Üniversitesi Nanofizik Laboratuarı yetkililerinden James Friend,insan vücudundaki atardamarlara yerleştirilebilecek bir nanorobot üzerinde araştırma yaptıklarını söyledi.Bilim adamlarının 250 nanometre çapında bir nanorobot geliştirdiklerini belirten Friend,nanorobotun büyüklüğünün 2-3 saç teli kalınlığında olduğunu açıkladı.Friend bu kadar küçük bir robotu geliştirirken karşılarına çıkan en büyük engelin yeterince güçlü bir motor elde etmek olduğunu,çünkü robotun kan damarlarındaki akıntıya karşı gelmesi gerektiğinin altını çizdi.

Friend,robotun motoruna Proteus adının verildiğini,bu adı verirken 1966 yılında çevrilen “Fantastik Yolculuk” filminden esinlendiklerini söyledi.

Nerden nereye…1966 yılında çekilmiş bir bilim kurgu filmindeki hayalden,2009 yılındaki gerçeğe ulaşmanın müthiş yolculuğu buna denir işte.

Nasıl ve neyi hayal ederseniz onu elde edermişsiniz,hayal etmek başarmanın yarısı derler…

Şimdi oldukça güncel başka bir hayal ile gerçek olaya bakalım…
ABD’de geçen haftalarda,bir doğumda sekiz çocuk dünyaya getiren Nadya Suleman,daha önce dünyaya getirdiği altı çocukla birlikte toplam tam 14 çocuk annesi oldu.

Bayan Suleman’a kendisine çocuk obsesyonu hakkında sorulan sorulara “yalnız bir çocukluk geçirdiğini bu nedenle kalabalık bir ailesi olmasını istediğini” söyledi.

Ayrıca “çocukluğumda aile bağlarım güçlü değildi.”diye ilavede bulundu.
İşte bir hayal ve gerçek hikayesi daha….

BİZİMDE BİR HAYALİMİZ OLSUN

ABD’li siyah lider Martin Luther King “bir hayalim var” diye başlayan ünlü konuşmasında dünyada siyahlarla,beyazların eşitliğini talep ediyordu.

Bu hayal gerçek oldu.Ve hatta ABD Başkanlığına tarihinde ilk kez bir siyah lider Barack Husein Obama seçildi.

Bizimde Türkiye halkı için hayalimiz olmalı, bu bugünden geleceğe uzanmalı… 

Bu yukarıda olanlar kadar zorlu bir hayal değil,daha ulaşılabilir bir gerçek aslında…

Bu böyle gitmez demeliyiz,gidecek hali kalmadı bunun demeliyiz,fazla bir şey değil yani, yani demeliyiz ki…

Ya darbecilerin, Ergenekoncuların, darbecilerin planlarına mahkum olmuş bir ülke ve insanlar olacağız,yada tersi…

Ya üçüncü sınıf bir demokrasi ve ekonomi sahibi bir ülke olacağız, ya da tersi…

Ya içimize kapanacağız ya da bölgesel ve küresel etkisi olan bir ülke olacağız…

Ya bilimle, teknolojiyle ve sanatla aydınlanacağız, ya da tersi…
Ya evrensel demokrasi, hukuk ve laiklikle bir arada barış içinde yaşayacağız,yada tersi…

Bütün bu söylediklerimin gerçekleşme ihtimali oldukça yüksek gözükse de yinede bir hayal olarak ta değerlendirilebilir.

Bu hayallerin gerçekleşmesi için fırsatlar fazla uzağımızda değil aksine bu fırsatlar etrafımızı kuşatmış bile…

Türkiye AB ile müzakerelere başlamış bir ülke olarak hayallerini gerçekleştirmenin olanaklarını yakalamış bir ülke durumunda…
Ancak bu fırsatın farkında değil.

2007 ve 2008 yıllarında içe kapanmamızı gerektiren pek çok siyasi gelişmeyle oldukça uğraştırıldık.

Bir türlü AB üyeliği yolunda istenilen performansı gösteremedik.
Kuşkusuz bizim dışımızda da istemediğimiz gelişmelerde bu süreçte etkili oldu.

2009 ve 2010 yıllarında AB’ye tam üyelik için hızlanmalıyız.
Son olarak ortaya çıkan darbe planlarından ve küresel ekonomik krizden çıkış için AB üyeliğinde alacağımız yolu oldukça önemli görmeliyiz…

Bizimde bir hayalimiz olsun.
Hem demokratik, hem de ekonomik bakımdan örnek bir dünya ülkesi olalım.

Hayallerimizi ertelemeyelim…
Yeni bir dünya ve Türkiye isteyelim.
Eskimiş siyasi rejimlerin ve teorilerin tadilatından yeni bir şey çıkmayacağını bilelim.

Ancak eski olup ta eskimemiş değerlerimize de sahip çıkarak yenilenelim…

Birlik olalım,ancak ne “ne yapmak” için birlik olacağımızı,birlik olmaktan daha önemli olduğunu unutmayarak birlik olalım…

 



Son aylarda üst üste geçmişte hayal edilen kimi düşüncelerin gerçekleştiğine tanık oluyoruz.
Yazımda konu olan gerçeklerin hepside önce hayal olarak ortaya atılmış düşüncelerdi.

Söylenildiği yıllarda hayal ürünü diye değerlendirilen kimi düşünce ve önerilerin günümüzde gerçeğe dönüştüğünü görmekteyiz.
Bu gelişmeler bize bir kez daha hayal ile gerçek arasındaki fark nedir sorusunu hatırlatıyor.

Gerçekten hayal ile gerçek arasında fark nedir?
Bir başka soru ise;Hayali olmayanların geleceği olur mu? (Bence olmaz)

İnsanlık tarihi hayallerin gerçeğe dönüşmesi tarihi herhalde…
İlk insandan günümüze hayatımıza bir bakalım nereden nereye geldik.
Uçmak isteyen Hazerfan Ahmet Çelebi’nin hayalinden, günümüz jumbo jetlerine ulaşan gerçek ne kadar sarsıcı değil mi?
Kızılderililerin dumanla haberleşmelerinden, şimdiki iletişim teknolojilerine bakıldığında inanılmaz farkı görebiliyoruz.
Bu gelişme hayalsiz olabilirmiydi?

Ünlü çocuk romancısı Fransalı Jules Verne “80 günde devri alem

” romanını 1872 yılında yazdı.

Romanda Phileas Fogg adlı bir İngiliz beyefendisi girdiği iddia uğruna dünyanın çevresini 80 günde dolaşmaya karar vermişti.Ancak bay Fogg bu iddiayı kaybetmişti.

Bu romanın yazıldığı yıllar ile şimdiki dünya arasındaki ulaşım farkını ortaya koyduğumuzda bay Fogg iddiaya girdiği 80 günlük süreyi düşünün ne kadar süreye indirirdi.

Toplumsal,politik ve ekonomik alandaki gelişmelerde hayal ile gerçek ilişkisi etrafında bu günkü durumuna gelebildi.

Dünyayı sarsan reformların ve devrimlerin arkasında güçlü hayalleri olan ve onları gerçekleştiren liderler ve ideolojiler olmadı mı?
Peki,günümüzde gerçekleşen hayallere ne demeli…İnsanoğlu bu dünyanın çivisini çıkarmış olduğuna çoktandır inanıyordu,bu nedenle yeni bir gezegen arayışı hayalini hanidir sürdürüyordu.Bu hayal oldukça eski bir astronomik hayal…

1976 yılında Viking 2 uzay aracının Mars gezegenine bu amaçla yaptığı ilk ziyaretten sonra şimdi de Eylül 2007’de NASA tarafından uzaya fırlatılan Anka kuşu (Phoenix) yaklaşık 10 ay sonra Mars gezegenine başarı ile iniş yaptı.Bu uzay aracının en önemli amacı Mars’ta insan yaşamı için gerekli ortamın varlığını araştırmaktı. Şimdilik eldeki bulguların sonuçlarını tam olarak bilmemekle beraber umutsuz olmanın da anlamının olmadığını biliyoruz.

Çünkü artık “cin şişeden çıkmıştı” insanlık için yeni bir dünya arayışı devam edecek,hayaller bir gün belki gerçek olacak.
Geçenlerde Avustralya’nın Clayton kentindeki Monash Üniversitesi Nanofizik Laboratuarı yetkililerinden James Friend,insan vücudundaki atardamarlara yerleştirilebilecek bir nanorobot üzerinde araştırma yaptıklarını söyledi.Bilim adamlarının 250 nanometre çapında bir nanorobot geliştirdiklerini belirten Friend,nanorobotun büyüklüğünün 2-3 saç teli kalınlığında olduğunu açıkladı.Friend bu kadar küçük bir robotu geliştirirken karşılarına çıkan en büyük engelin yeterince güçlü bir motor elde etmek olduğunu,çünkü robotun kan damarlarındaki akıntıya karşı gelmesi gerektiğinin altını çizdi.

Friend,robotun motoruna Proteus adının verildiğini,bu adı verirken 1966 yılında çevrilen “Fantastik Yolculuk” filminden esinlendiklerini söyledi.

Nerden nereye…1966 yılında çekilmiş bir bilim kurgu filmindeki hayalden,2009 yılındaki gerçeğe ulaşmanın müthiş yolculuğu buna denir işte.

Nasıl ve neyi hayal ederseniz onu elde edermişsiniz,hayal etmek başarmanın yarısı derler…

Şimdi oldukça güncel başka bir hayal ile gerçek olaya bakalım…
ABD’de geçen haftalarda,bir doğumda sekiz çocuk dünyaya getiren Nadya Suleman,daha önce dünyaya getirdiği altı çocukla birlikte toplam tam 14 çocuk annesi oldu.

Bayan Suleman’a kendisine çocuk obsesyonu hakkında sorulan sorulara “yalnız bir çocukluk geçirdiğini bu nedenle kalabalık bir ailesi olmasını istediğini” söyledi.

Ayrıca “çocukluğumda aile bağlarım güçlü değildi.”diye ilavede bulundu.
İşte bir hayal ve gerçek hikayesi daha….

BİZİMDE BİR HAYALİMİZ OLSUN

ABD’li siyah lider Martin Luther King “bir hayalim var” diye başlayan ünlü konuşmasında dünyada siyahlarla,beyazların eşitliğini talep ediyordu.

Bu hayal gerçek oldu.Ve hatta ABD Başkanlığına tarihinde ilk kez bir siyah lider Barack Husein Obama seçildi.

Bizimde Türkiye halkı için hayalimiz olmalı, bu bugünden geleceğe uzanmalı… 

Bu yukarıda olanlar kadar zorlu bir hayal değil,daha ulaşılabilir bir gerçek aslında…

Bu böyle gitmez demeliyiz,gidecek hali kalmadı bunun demeliyiz,fazla bir şey değil yani, yani demeliyiz ki…

Ya darbecilerin, Ergenekoncuların, darbecilerin planlarına mahkum olmuş bir ülke ve insanlar olacağız,yada tersi…

Ya üçüncü sınıf bir demokrasi ve ekonomi sahibi bir ülke olacağız, ya da tersi…

Ya içimize kapanacağız ya da bölgesel ve küresel etkisi olan bir ülke olacağız…

Ya bilimle, teknolojiyle ve sanatla aydınlanacağız, ya da tersi…
Ya evrensel demokrasi, hukuk ve laiklikle bir arada barış içinde yaşayacağız,yada tersi…

Bütün bu söylediklerimin gerçekleşme ihtimali oldukça yüksek gözükse de yinede bir hayal olarak ta değerlendirilebilir.

Bu hayallerin gerçekleşmesi için fırsatlar fazla uzağımızda değil aksine bu fırsatlar etrafımızı kuşatmış bile…

Türkiye AB ile müzakerelere başlamış bir ülke olarak hayallerini gerçekleştirmenin olanaklarını yakalamış bir ülke durumunda…
Ancak bu fırsatın farkında değil.

2007 ve 2008 yıllarında içe kapanmamızı gerektiren pek çok siyasi gelişmeyle oldukça uğraştırıldık.

Bir türlü AB üyeliği yolunda istenilen performansı gösteremedik.
Kuşkusuz bizim dışımızda da istemediğimiz gelişmelerde bu süreçte etkili oldu.

2009 ve 2010 yıllarında AB’ye tam üyelik için hızlanmalıyız.
Son olarak ortaya çıkan darbe planlarından ve küresel ekonomik krizden çıkış için AB üyeliğinde alacağımız yolu oldukça önemli görmeliyiz…

Bizimde bir hayalimiz olsun.
Hem demokratik, hem de ekonomik bakımdan örnek bir dünya ülkesi olalım.

Hayallerimizi ertelemeyelim…
Yeni bir dünya ve Türkiye isteyelim.
Eskimiş siyasi rejimlerin ve teorilerin tadilatından yeni bir şey çıkmayacağını bilelim.

Ancak eski olup ta eskimemiş değerlerimize de sahip çıkarak yenilenelim…

Birlik olalım,ancak ne “ne yapmak” için birlik olacağımızı,birlik olmaktan daha önemli olduğunu unutmayarak birlik olalım…