HDP ve Reno işçileri


 HDP’nin baraj sorunu, seçim sürecinde, olanca bir yoğunlukta tartışılıyor. Ben HDP’nin yüzde on seçim barajını geçeceğine inananların tarafındayım. Bu nedenle oyumu da HDP’ye vereceğim.

Bu tercihim HDP hakkında kimi eleştiri ve düşüncelerimi ortadan kaldırmıyor. Öyle de olmalı. Çünkü önceki seçimlerde AKP’ye oy verirken de aynı şekilde eleştirilerim ve farklı düşüncelerim olmuştu.

HDP’ye oy vermenin benim kararımda olan etkisini biraz paylaşmak istiyorum.

Aslında HDP’ye oy vermek isteyişimin öncelikli nedeni Kürt sorununun çözümü ve dolayısıyla demokratikleşme sürecinin ilerletilmesine yapacağı katkının kendisi olmuştur.

Akamete uğramasını istercesine Erdoğan’ın “Kürt sorunu yoktur” demesine karşı bile oldukça sorumlu davranmanın gerektiğini düşünüyorum.

Ve bugünlerde HDP’nin, sorunun siyasi muhataplarının temsilcisi olarak Meclis dışında kalmasının süreçte yaratacağı olası siyasi tahribatı gözönüne alarak HDP’ye destek vermenin doğru ve haklı bir karar olacağına inanıyorum.

Ayrıca HDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın gerek demokratik ve kucaklayıcı söylemi ve gerekse verdiği siyasetçi profili HDP’ye oy vermenin ayrı bir cazibesini oluşturuyor.

Son olarak HDP parti binalarına yapılan saldırılar ve tutuklamalar ile süren baskıları kabul edilemez buluyorum. Bu saldırılar aynı zaman seçim ortamının gerilmesi ve seçim sayım sonuçları üzerinde de katakulli yapılacak olmasının zeminini oluşturmaya yönelik girişimler olarak görüyorum.

Gerek AGİT gözlemcileri olsun gerek STK temsilcileri seçim sürecini yakından izleyerek bunları raporlayacaktır.

Dileğim demokratik bir seçim olsun.

Bu dileğimin Erdoğan’ın anayasayı hiçe sayarak AKP yanlısı bir seçim kampanyası sürdürmesi ile HDP’ye yapılan saldırılar ve seçim sonuçlarının gerçekçi olmasına duyulan kaygılar ortada iken bu dileğimin nasıl gerçekleşeceğini ben de bilmiyorum.

 *** 

#Diren Reno

Reno’da ve Bursa’da bugün yaşananları daha iyi anlamak için şöyle bir otuz beş sene geriye gitmek gerekir.

Yetmişli yıllarda, demokrasi ve sendikal mücadeleye canını veren ve saygı ile andığım rahmetli Kemal Türkler’in başkanı olduğu DİSK/ Maden-İş Sendikası Bursa’da Reno’da örgütlenme çalışmalarını tüm faşist saldırılara rağmen gerçekleştirdiler. 12 Eylül askerî darbesiyle birlikte kapatılan DİSK’in üyeleri açık bırakılan sendikalara üye olmak zorunda kaldılar. Ancak metal iş kolunda MESS’in de “teşvikiyle” işçiler Türk Metal Sendikası’na yönlendirildiler. 11 Eylül 1980 günü üç bin üye civarında lokal bir sendika olan Türk Metal bir süre sonra yüz bin üyeyi aşan bir sendika oldu.

Bu eklektik gelişme her zaman için bu taşıma sendikanın sorunu oldu. Sendika kendiliğinden bir örgütlenme dinamiği ile büyümediği için işçilere karşı genelde yabancı kalıyor ve sendikal gelenek sürecinden geçmeyen yöneticileri de faaliyetlerde sırıtıyorlardı.

Bu durumun sürdürülmesi her zaman sorunlu olmuştu. Kimi baskı yöntemleri ile durum pek açığa çıkarılmıyordu.

Şimdi cin şişeden çıktı.

Başta Reno işçileri olmak üzere hem sözleşmeyle alınan hakları yeterli görmeyerek direniş yapıyorlar. Ve hem de sendikadan istifa ederek yılların biriken öfkesini dışa vuruyorlar.

Durum ne olur bilemem, bildiğim, kurulan sendika ve sözleşme düzeni artık dikiş tutmaz. İşveren ve sendikanın ateşe benzin döken açıklamaları oldukça tehlikeli çabalar, tehditle ve baskıyla değil diyalog ve işbirliğine dayalı bir yapıcı yöntem kullanılmalı diye düşünüyorum.

HDP ve Reno işçileri siyasi ve sendikal statükoya karşı direniyorlar.

Hepsine yolları açık olsun diyorum.