Hükümet Proğramı, barış Konseyi ve Kıbrıs Sorunu

Mustafa Pacal - 13/07/2011 0:14:09 (289 okunma)



Hükümet Proğramı, barış Konseyi ve Kıbrıs Sorunu

Türkiye özgürlükçü demokrasi yolculuğunda son günlerde üst üste siyasi ve siyasi olduğu kadar bir o kadar da tarihi gelişmelere sahne oldu.

İşte demokratik,sivil anayasa yapılabilmesi,Kürd meselesini çözülebilmesi ve AB ile durma noktasına gelmiş müzakerelerin hızlanabilmesi için çoktan beri beklediğimiz makro/siyasi momenti şimdi yakalamış olduk.

Birde bu gelişmeye “yemin krizi” çözümü eklenirse, yakalanan bu momentin sonuç almasında oldukça iyimser olmak için bir engel(?) kalmıyor demektir.

Şimdi son siyasi gelişmelere bir göz atarak,gelişmeleri birlikte değerlendirelim.

Bilindiği üzere 12 Haziran genel seçimlerinden sonra kurulan 61.Hükümetin programı Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından meclise ve kamuoyuna açıklandı.

Bu programa yakından ve dikkatli bakıldığında Cumhuriyet tarihi boyunca hiçbir hükümet programı demokratikleşme açısından bu denli “devrimci” özelliğe sahip olamadığını görüyoruz.

Hükümet programının en can alıcı noktaları ise yeni anayasa,AB’ye tam üyelik ve Kürd meselesine çözüm hedefi oldu.

Özellikle vesayetçi anayasanın evrensel hukuk ölçülerinde yenilenmesi hedefi üzerinde fazlaca övgüye değer bir ifade idi.

Ayrıca yeni anayasa sürecinin muhalefet partileri ve sivil toplum örgütleri ile ortaklaşa yürütüleceğinin programda yer alması, beklenen bir demokratik olgunluğu göstermesi bakımından önemliydi.
Ha keza ekonomik hedefler ve toplumsal refah alanında gerçekçi yaklaşımlar programın diğer olumlu yanları olarak ortaya çıktı.
Bir diğer gözlemim ise, bu hükümet programı ile yeni hükümet arasında orantılı bir denge kurulması da yeni dönem için çok olumlu gelişme olduğunu burada not etmek gerekir. Yani 16 üyesi değişmemiş bir yeni hükümet demek hem deneyim ve hem de istikrarın sürdürülmesi bakımından hayra alamet bir duruma işaret ediyor demektir.

Ayrıca “yemin krizi” için bir çözüm zemini oluşturma konusunda hükümetin CHP ve BDP’ye göre daha politik olan davranışı bu partiler içinde öğretici özelliğe sahip bir ders gibi oldu.

Kanımca bu sorun, krizi başlatan partilerin dediği şartlar içinde değil,Ak Parti dahil,muhalefet partilerinin üzerinde uzlaşacağı bir siyasi formül ile çözülecek gibi gözüküyor.

Bir diğer olumlu gelişme de Kıbrıs sorununda oldu.

Dünyanın en kıdemli diplomatik sorunu olan Kıbrıs sorununda önemli gelişmeler oldu.

Dışişleri bakanlarının “ritüellerinden” olan yeni göreve geldikten sonra ilk ziyaretin Kıbrıs’a yapılması, bu seferde bozulmadı.Dışişleri Bakanı Sayın Davutoğlu bu geleneği yine bozmadı ve ilk ziyaretini yine adaya yaptı.
Ancak bu seferki ziyaret öncelerinden farklı olarak kendi içinde tarihi ve siyasi öneme sahipti.Hafta içi BM Genel Sekreteri Sayın Ban Ki Moon ile görüşen Sayın Eroğlu ve Sayın Hristofyas Ekim/2011 ayına kadar yoğun müzakereler ile sorunu çözme kararı aldılar.
Sayın Davutoğlu’nun ziyaretinden ise ikinci önemli açıklama geldi. 

Kıbrıs sorunu için yıl sonunda bir referandum yapılacaktı.
Kıbrıs sorununda ortaya çıkan bu gelişme, hem AB müzakereleri sürecinde bloke edilmiş dosyaların önünün açılması ve hem de adanın Türk tarafındaki soysa-ekonomik ve politik sorunlar bakımından olsun oldukça umut verici olduğunun altını kalınca çizmemiz gerekiyor.
Bu sorunun şüphesiz Kıbrıs Rum tarafı ve Yunanistan’la olan sorunlarımızın çözümüne yapacağı katkıyı ayrıca unutmamak gerekiyor.
Bir diğer önemli gelişme Devlet/Öcalan görüşmelerinde oldu. 
Bu arada görüşmelerin sonuçlarını tarafların oluşturacağı “kurumsal enformasyon” aracılığı ile kamuoyu ve basınla paylaşılmasını, olan bitenin anlaşılması ve bilgi kirliliğinin önlenmesi bakımından önemli görüyorum.

Kürt meselesinin çözümüne yapacağı katkının boyutları her ne kadar hesap edilemese bile, Devlet ve Öcalan görüşmelerinin olumlu katkı yapacağı bekleniyor. 

Ne zamandır süren görüşmelerden sonra son olarak Öcalan’ın yaptığı açıklamaya baktığımızda umutlanmamak elde değil gibi gözüküyor.
Öcalan “Devlet ile yaptıkları görüşmelerde Barış Konseyi kurmaya karar verdiklerini” açıkladı. Ayrıca bu gelişme ile “15 Temmuz tarihinin anlamı kalmadı” dedi.

Bu açıklama ile gelinen nokta bugüne kadar süren görüşmelerin bence en önemlisini içeriyor.

Bu gelişmeden sonra çatışmalar durmuş, şiddet ve terörün önüne geçilmiş olursa demokratikleşme sürecine bunun ne denli yararı olacağını ben görüyorum.

Sonuç olarak bu siyasi alandaki tarihi gelişmeler aslında birbirinden kopuk değil,aksine bir puzzle parçaları gibi birbirini tamamlayan gelişmeler olarak karşımıza çıkıyor. 

Düşünsenize demokratikleşme sürecinin iki önemli sorunu olan yeni anayasa ve Kürd sorununun çözümü ile AB’ye tam üyelikte istekli ve kararlı bir hükümet ve bir meclisimiz var.

Şimdi demokrasiden yana olan çevreler bu gelişmeleri doğru değerlendirerek elde edilen bu fırsatı kaçırmamaları gerekiyor.
CHP hariç BDP için şimdi “yemin krizi” ile uğraşmanın zamanı değil,zaman ele geçen bu tarihi siyasi momenti sonuca çevirmektir.Bu yapabilirlerseniz yemin krizini aşmak istediğiniz “güvenceleri de” elde edebilir ve siyasi bir gelecek hesabı yapabilirsiniz.

Aynı şey toplumsal kuruluşlar ve STK’lar içinde geçerlidir.
Gün karşıtlıkların özgürlükçü demokrasi ekseninde uzlaştırılması ile barış ve refah içinde bir arada yaşamanın fırsatlarını değerlendirme ve sonuç alma günüdür.

Haydi Türkiye, bu sefer özgürlük,barış ve kardeşlik için bu fırsatı kaçırma göster kendini.

“DEVLET” İLE ÖCALAN GÖRÜŞMELERİ VE KURUMSAL ENFORMASYON SORUNU

Gönderen Mustafa Pacal - 23/06/2011 23:17:01 (439 okunma)



“DEVLET” İLE ÖCALAN GÖRÜŞMELERİ VE KURUMSAL ENFORMASYON SORUNU

PKK lideri Abdullah Öcalan ile “devlet (?)” arasında yapılan görüşmelerin İmralı’da sürdüğünü herkes gibi bende biliyorum. 

Biliyorum derken tanığı olarak değil çeşitli kaynaklardan aldığım bilgiler ışığında bunları söylüyorum.

Her ne kadar sürmekte olan görüşmelerin açıklanan sonuçlarına tekzip anlamında karşı açıklamalar pek gelmese de, görüşülen konuların detayları hala esrarını korumaktadır.

Bu görüşmelerin ne zaman başladığı, nerede yapıldığı ve kimlerin katıldığı bilgileri ise tam bir muamma ve sanki hiç bilmemizin istendiği konular değilmiş gibi geliyor bana.

Gerçi günümüzde bilinmesi oldukça zor olan bilgiler Wikileaks gibi organizasyonlar tarafından deşifre edilse de aslında buz dağının ucu ile yetindiğimizi düşünüyorum.

Devlet sırrı herhalde bu, devlet bu yani…
Burada biraz devlet tanımını açalım istiyorum.
Devlet, insan için tarih boyunca zorunlu bir örgütlenme biçimi olagelmiştir. 

Yoksa devlet insan doğasına uygun bir örgütlenme biçimi değildir.
İnsanlar, bir dönem içinde yani canını, malını ve geleceğini korumak için böyle bir örgütlenmeyi tercih etmişlerdi, bugünde bu böyle.
Tabi daha sonra da kendilerini kendi kurduğu devlete karşı korumak durumunda kaldılar.

İnsanlar sonraları devleti denetlemek ve kontrol etmek için hukuk ve demokrasi yolunu bulacaklardı. 

O nedenle, orta çağ monarşileri ve ardından ulus devletler tarihinin başlaması, hem de bir yandan feodalizm’den kapitalizme geçiş ve kapitalizmin acımasız gelişmesi ile yaratılan “zenginliğin” ele geçirilmesi için yapılan savaşlar kaybedilen milyonlarca hayat ve bu akıl almaz vahşi dönemin insanlık tarihinde yarattığı katliamlar ve travmaların sonuçlarıdır aslında yaşadığımız tarihin adı.

Evet devletin denetlenmesi, kontrol edilmesi için hukuk ve demokrasi araçları önemli işlevler görmüş demokratik hukuki devlet yapıları ortaya çıkabilmiştir.

Bugün içinde Kürd sorununun ortaya çıkmasında devletin rolü ve sorunun çözümünde bu gün devletin oynayacağı rol oldukça yaşamsal öneme sahip bulunmaktadır.

Bu bakımdan Öcalan “devlet” görüşmeleri bu sürecin en önemli diyaloglarının başında gelmektedir.

Bir diğer ifade ile söylersek her bakımdan ülke gelişmesini engellemiş olan Kürd sorunu için atılan her adım ve girişim kamuoyu ve basın tarafından yüksek dikkatle izlenir olmuştur.

Bu nedenle Öcalan “devlet” görüşmelerinin içerik olarak kamuoyu ile paylaşmak önemli bir enformasyon konusu haline gelmiştir.

Ancak bu önemli enformasyonun kaynaklarına bakıldığı zaman bu duruma yeterli özenin gösterilmediğini görüyoruz.

Yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için şunu ilave etmeliyim.
Bu güne kadar görüşmeleri açıklayan kaynaklar ve kişiler yalan, yanlış bilgiler veriyorlar demeyi kastetmiyorum.

Kastettiğim şu, bu düzeyde yapılan görüşmelerin daha düzenli,daha kurumsal ve daha “açık” bir şekilde kamuoyuna derli toplu aktarılmasının altını çizmek istiyorum.

Bu aynı zamanda yurttaşların bilgilenme hakkı içinde gerekli bir durum ve aynı zamanda bu konularda olası bilgi kirliliğini de önleyecek bir uygulama olacaktır. 

Bu arada açık bilgilenme derken bir oto sansür uygulanması “gereken ve çok özel” güvenlik bilgiler için yapılabilir diye düşünüyorum.
Önerim şu,görüşmelere katılan kişi ve kurumların mutabakatı ile oluşturulacak bir “enformasyon bürosunun” kamuoyu ve basını bilgilendirilmesidir.

Bilgi çağında hem de böyle bir konuda düzgün ve sağlıklı bilgilenme talebinde bulunuyorum.

Çünkü bu yaşamsal konuda doğru bilgilendirme doğru politik sonuçların alınmasının temelidir diye düşünüyorum.