İki devrim ve “MISIR DEVRİMİ”


 Mustafa Pacal - 24/02/2011 20:55:48 (426 okunma)


İki devrim ve “MISIR DEVRİMİ”

Mısır’da yaşananların "atası" yani, “tarihin başı” 1789 Fransız devrimidir. Bu devrim baskı ve yasaklara karşı bir halk ayaklanması olarak tarihteki yerini aldı.O gün bu gündür Fransız Devriminin etkileri bir küresel domino etkisi yaparak sürüyor.

Fransız devriminin bir başka özelliğini daha belirtelim.Bu devrim sadece siyasi olarak monarşiler dönemini sona erdirmemiş aynı zamanda tarım çağı ekonomisinden,sanayi çağı kapitalizmine geçişinde başlangıcı olmuştur.Çünkü bu birburjuvajinin tarihsel olarak egemen devrimi idi yani yönetim kral ve çevresinin elinden burjuva sınıfının eline geçmişti. 

Bu gün batı demokrasilerinin ve ekonomisinin gelişmesi bu devrimin etkileri sonucunda ortaya çıkmıştır.Bunların başında halkın devlet yönetimi üzerinde söz sahibi olması gelmektedir.
Diğer yandan dünyayı sarsan bir diğer önemli devrimde Rusya’da yaşandı. Bolşevikler 1917’de koca Rus Çarlığını Büyük Ekim Devrimi ile yıktılar ve bu devrimde diğer sosyalist devrimleri tetikledi.Bu devrim sonucunda ise Çarlık monarşisi yerini Bolşeviklere bıraktı.

Bu iki devrim arasındaki farklara baktığımızda Fransız devrimi sonrası demokrasi giderek daha fazla gelişmiş ve bugün küresel bakımdan örnek olanAvrupa Birliği (AB) demokrasisi kriterlerine ulaşmış durumda. 

Ancak Bolşevik devrimi kendi içinde ekonomik ve sosyal gelişmeler sağladıysa bile demokratik alanda Fransız devrimi ile kıyaslanmayacak bir biçimde geri kaldı.Sovyet siyasi rejimi demokratikleşemedi.Özellikle Stalin dönemi ibret verici bir baskı ve felaketler dönemi olarak tarihteki yerini aldı.

Oysaki bu iki devrim örneğine ve devrim sonrası gelişmelere bakıldığında teorik olarak böyle olmaması gerekirdi. 
Öyle ya Fransız devrimi burjuva sınıfını iktidara taşımıştı.Ekim devrimi de Bolşevikleri iktidar yapmıştı.Böyle bakıldığında bolşeviklerden yani proletarya diktatörlüğünden demokrasiye daha yakın bir olması beklenirdi. Ama öyle olmadı. 

Demokratikleşme alanında gerekli adımları atamayan Sovyetler Birliğini Gorbaçov’un Glasnost ve Perestroykası da kurtaramadı ve 1991 yılında tarih sahnesinde çekildi.

Sovyetler sonrası başta Rusya Federasyonu olmak üzere Bağımsız Devletler Topluluğu adını alan bu coğrafyada bugün demokrasi var mı dersek tabiî ki bunu yanıtı kocaman bir hayır olacaktır.

Yani baskıcı,anti-demokratik olan Sovyet rejimini Yeltsin tankların üzerine çıkarak yıkmıştı.Bunun adı “halk devrimi” olarak açıklanmıştı.Ama öyle olmadı.O gün Yeltsinler ve bugün Putinler ve Nazarbayevler anti-demokratik bir siyasi baskı rejimini sürdürüyorlar.

İki devrim arasında bir önemli farkta demokrasi kültüründe ortaya çıkıyor. Fransız devrimi sonrası demokrasi deneyimlerinin yarattığı demokrasi kültürü bugün demokrasinin yaşatılması, gelişmesi ve korunması için bir güvence oluştururken, Sovyet dönemi ve şimdi baskıcı rejimler toplumda böyle bir kültürün gelişmesine yardımcı olamıyor.

Şimdi gelelim Mısır’a

Önce belirtmeliyim ki Mısır halkının otuz yıldır baskıcı ve otoriter Mübarek rejiminin sona erdirmesi kuşkusuz bir devrimdir.
Bu bakımdan kardeş Mısır halkını destekliyorum ve kutluyorum.
Artık bu devrimle Ortadoğu, Afrika ve Asya’da olası başka devrimleri beklemek hayal olmaktan çıkmıştır.

Şimdi tartışılan konuların başında Mısır devrimi sonrası nasıl bir siyasi rejimin ortaya çıkacağı üzerinde yapılmaktadır.
Biraz Mısırın siyasi tarihe bakalım.

Mısır’ın 1.Dünya savaşı sonrası yakın zaman tarihine bakıldığında tüm zamanlarda demokrasi alanında geri kalmış olduğunu görüyoruz.

Kral Faruk,Cemal Abdülnasır,Enver Sedat ve son olarak Hüsnü Mübarek bu dönemin diktatörleri olarak siyasi sahnede yerlerini aldılar.

Kral Faruk’un Baasçı Nasır tarafından devrilmesi sonucu Mısır başka bir otoriter rejim altına girdi.Nasır dönemi iki kutuplu dünya dönemine içinde olduğundan Arap dünyasında genellikle ordu içinden gelen Baascı siyasi hareketler,Genelde ”üçünçü dünyacı bağımsız sosyalist” yaklaşımlar içinde olduklarında Sovyetlerle yakın işbirliği içine girdiler.

1967 Arap,İsrail savaşı bir anlamda ABD ve SSCB savaşı gibi oldu.Mısır bu savaşta yenildi.Sina yarımadası İsrail’in eline geçti.Bu savaş Nasır döneminin de sonu oldu.Enver Sedat dönemi gerek İsrail ile barış sağlanması ve gerekse İsrail devletinin bir Arap ülkesi tarafından tanınması bakımından Mısır’ın ABD’nin etkisi altına girdiğini gösteriyordu.Enver Sedat’ın bir suikast sonucu öldürülmesi sonucu iktidara gelen Mübarek tam otuz yıldır düzmece seçimler sonucu otoriter rejimini sürdürdü.

Mısır’ın bu kısa siyasi tarihinde başka bir özelliği de dünya medeniyetinin beşiği olmasıdır.Mısır medeniyeti tarih boyunca hem bölgesinde hem de dünyada örnek alınan bir medeniyet olmuştur.

Bunları şunun için söylüyorum.Mısır Ortadoğu ve Afrika içinde konumu gereği önemli ülkelerin başında geliyor.

Bu bakımdan Mübarek sonrası Mısır’ın nasıl bir Mısır olacağı üzerinde çeşitli hesaplar olacaktır.Bu hesapları yapanlar arasında Mısır “değişiyormuş gibi” yapanlarda bulunacaktır. 

İnsanlık tarihi içinde birkaç medeniyetten birine sahip olan Mısır halkı şimdi tarihi bir görevle karşı karşıya bulunuyor.
Bu medeniyetin çocuklarından kültürel zenginliklerini demokrasinin zenginlikleri ile birleştirerek bu hesapları boş çıkarması bekleniyor.

Bakalım becere bilecekler mi?

Yani Mısır devrimi yol ayrımına gelmiş bulunuyor.
Mısır devrimi ,Fransız devrimi sonrasında olduğu gibi demokrasi yoluna mı girecek,Yada Sovyet rejimin yıkılmasından sonra olduğu gibi yeni bir diktatörlüğün pençesine mi düşecek?
Bu nedenle Mısır kritik günler ve aylardan geçiyor. 
Bilindiği üzere Mısır’da ordu anayasayı askıya aldı,meclisi fes etti ve başkanlık seçimlerin yapılacağı Eylül ayına kadar iktidar kalacağını açıkladı.

İşte bu süreç oldukça önemli gözüküyor.Ordunun Mübarek sonrası için yaptığı açıklamalar her ne kadar demokrasiye geçiş işaretleri taşısa da nihayetinde bu ordu yıllardır Mübarek’in emrinde bulunuyordu.Süreci yakından izlemek için Mısır halkının “ihtimam” göstermesi gerekecektir. 

Dünyada Mısır’ın geleceği için demokratik beklentiler oldukça yüksek olduğunu görmekteyiz.

Bende aynı yönde düşünüyorum.Ancak bir farkla bu tür diktatörlüklerden bir çırpıda çıkılabileceğine temkinli yaklaşıyorum.
Çünkü demokrasi kültürü gelişmemiş bir Rus halkı Sovyet sonrası anti-demokratik Putin rejimini kabulleniyor.

Bakalım Mısır halkı Mübarek sonrasına nasıl bir karar verecek.
Bekleyip göreceğiz…

 



Mısır’da yaşananların "atası" yani, “tarihin başı” 1789 Fransız devrimidir. Bu devrim baskı ve yasaklara karşı bir halk ayaklanması olarak tarihteki yerini aldı.O gün bu gündür Fransız Devriminin etkileri bir küresel domino etkisi yaparak sürüyor.

Fransız devriminin bir başka özelliğini daha belirtelim.Bu devrim sadece siyasi olarak monarşiler dönemini sona erdirmemiş aynı zamanda tarım çağı ekonomisinden,sanayi çağı kapitalizmine geçişinde başlangıcı olmuştur.Çünkü bu birburjuvajinin tarihsel olarak egemen devrimi idi yani yönetim kral ve çevresinin elinden burjuva sınıfının eline geçmişti. 

Bu gün batı demokrasilerinin ve ekonomisinin gelişmesi bu devrimin etkileri sonucunda ortaya çıkmıştır.Bunların başında halkın devlet yönetimi üzerinde söz sahibi olması gelmektedir.
Diğer yandan dünyayı sarsan bir diğer önemli devrimde Rusya’da yaşandı. Bolşevikler 1917’de koca Rus Çarlığını Büyük Ekim Devrimi ile yıktılar ve bu devrimde diğer sosyalist devrimleri tetikledi.Bu devrim sonucunda ise Çarlık monarşisi yerini Bolşeviklere bıraktı.

Bu iki devrim arasındaki farklara baktığımızda Fransız devrimi sonrası demokrasi giderek daha fazla gelişmiş ve bugün küresel bakımdan örnek olanAvrupa Birliği (AB) demokrasisi kriterlerine ulaşmış durumda. 

Ancak Bolşevik devrimi kendi içinde ekonomik ve sosyal gelişmeler sağladıysa bile demokratik alanda Fransız devrimi ile kıyaslanmayacak bir biçimde geri kaldı.Sovyet siyasi rejimi demokratikleşemedi.Özellikle Stalin dönemi ibret verici bir baskı ve felaketler dönemi olarak tarihteki yerini aldı.

Oysaki bu iki devrim örneğine ve devrim sonrası gelişmelere bakıldığında teorik olarak böyle olmaması gerekirdi. 
Öyle ya Fransız devrimi burjuva sınıfını iktidara taşımıştı.Ekim devrimi de Bolşevikleri iktidar yapmıştı.Böyle bakıldığında bolşeviklerden yani proletarya diktatörlüğünden demokrasiye daha yakın bir olması beklenirdi. Ama öyle olmadı. 

Demokratikleşme alanında gerekli adımları atamayan Sovyetler Birliğini Gorbaçov’un Glasnost ve Perestroykası da kurtaramadı ve 1991 yılında tarih sahnesinde çekildi.

Sovyetler sonrası başta Rusya Federasyonu olmak üzere Bağımsız Devletler Topluluğu adını alan bu coğrafyada bugün demokrasi var mı dersek tabiî ki bunu yanıtı kocaman bir hayır olacaktır.

Yani baskıcı,anti-demokratik olan Sovyet rejimini Yeltsin tankların üzerine çıkarak yıkmıştı.Bunun adı “halk devrimi” olarak açıklanmıştı.Ama öyle olmadı.O gün Yeltsinler ve bugün Putinler ve Nazarbayevler anti-demokratik bir siyasi baskı rejimini sürdürüyorlar.

İki devrim arasında bir önemli farkta demokrasi kültüründe ortaya çıkıyor. Fransız devrimi sonrası demokrasi deneyimlerinin yarattığı demokrasi kültürü bugün demokrasinin yaşatılması, gelişmesi ve korunması için bir güvence oluştururken, Sovyet dönemi ve şimdi baskıcı rejimler toplumda böyle bir kültürün gelişmesine yardımcı olamıyor.

Şimdi gelelim Mısır’a

Önce belirtmeliyim ki Mısır halkının otuz yıldır baskıcı ve otoriter Mübarek rejiminin sona erdirmesi kuşkusuz bir devrimdir.
Bu bakımdan kardeş Mısır halkını destekliyorum ve kutluyorum.
Artık bu devrimle Ortadoğu, Afrika ve Asya’da olası başka devrimleri beklemek hayal olmaktan çıkmıştır.

Şimdi tartışılan konuların başında Mısır devrimi sonrası nasıl bir siyasi rejimin ortaya çıkacağı üzerinde yapılmaktadır.
Biraz Mısırın siyasi tarihe bakalım.

Mısır’ın 1.Dünya savaşı sonrası yakın zaman tarihine bakıldığında tüm zamanlarda demokrasi alanında geri kalmış olduğunu görüyoruz.

Kral Faruk,Cemal Abdülnasır,Enver Sedat ve son olarak Hüsnü Mübarek bu dönemin diktatörleri olarak siyasi sahnede yerlerini aldılar.

Kral Faruk’un Baasçı Nasır tarafından devrilmesi sonucu Mısır başka bir otoriter rejim altına girdi.Nasır dönemi iki kutuplu dünya dönemine içinde olduğundan Arap dünyasında genellikle ordu içinden gelen Baascı siyasi hareketler,Genelde ”üçünçü dünyacı bağımsız sosyalist” yaklaşımlar içinde olduklarında Sovyetlerle yakın işbirliği içine girdiler.

1967 Arap,İsrail savaşı bir anlamda ABD ve SSCB savaşı gibi oldu.Mısır bu savaşta yenildi.Sina yarımadası İsrail’in eline geçti.Bu savaş Nasır döneminin de sonu oldu.Enver Sedat dönemi gerek İsrail ile barış sağlanması ve gerekse İsrail devletinin bir Arap ülkesi tarafından tanınması bakımından Mısır’ın ABD’nin etkisi altına girdiğini gösteriyordu.Enver Sedat’ın bir suikast sonucu öldürülmesi sonucu iktidara gelen Mübarek tam otuz yıldır düzmece seçimler sonucu otoriter rejimini sürdürdü.

Mısır’ın bu kısa siyasi tarihinde başka bir özelliği de dünya medeniyetinin beşiği olmasıdır.Mısır medeniyeti tarih boyunca hem bölgesinde hem de dünyada örnek alınan bir medeniyet olmuştur.

Bunları şunun için söylüyorum.Mısır Ortadoğu ve Afrika içinde konumu gereği önemli ülkelerin başında geliyor.

Bu bakımdan Mübarek sonrası Mısır’ın nasıl bir Mısır olacağı üzerinde çeşitli hesaplar olacaktır.Bu hesapları yapanlar arasında Mısır “değişiyormuş gibi” yapanlarda bulunacaktır. 

İnsanlık tarihi içinde birkaç medeniyetten birine sahip olan Mısır halkı şimdi tarihi bir görevle karşı karşıya bulunuyor.
Bu medeniyetin çocuklarından kültürel zenginliklerini demokrasinin zenginlikleri ile birleştirerek bu hesapları boş çıkarması bekleniyor.

Bakalım becere bilecekler mi?

Yani Mısır devrimi yol ayrımına gelmiş bulunuyor.
Mısır devrimi ,Fransız devrimi sonrasında olduğu gibi demokrasi yoluna mı girecek,Yada Sovyet rejimin yıkılmasından sonra olduğu gibi yeni bir diktatörlüğün pençesine mi düşecek?
Bu nedenle Mısır kritik günler ve aylardan geçiyor. 
Bilindiği üzere Mısır’da ordu anayasayı askıya aldı,meclisi fes etti ve başkanlık seçimlerin yapılacağı Eylül ayına kadar iktidar kalacağını açıkladı.

İşte bu süreç oldukça önemli gözüküyor.Ordunun Mübarek sonrası için yaptığı açıklamalar her ne kadar demokrasiye geçiş işaretleri taşısa da nihayetinde bu ordu yıllardır Mübarek’in emrinde bulunuyordu.Süreci yakından izlemek için Mısır halkının “ihtimam” göstermesi gerekecektir. 

Dünyada Mısır’ın geleceği için demokratik beklentiler oldukça yüksek olduğunu görmekteyiz.

Bende aynı yönde düşünüyorum.Ancak bir farkla bu tür diktatörlüklerden bir çırpıda çıkılabileceğine temkinli yaklaşıyorum.
Çünkü demokrasi kültürü gelişmemiş bir Rus halkı Sovyet sonrası anti-demokratik Putin rejimini kabulleniyor.

Bakalım Mısır halkı Mübarek sonrasına nasıl bir karar verecek.
Bekleyip göreceğiz…