İşçiler bir arada olmalı, ancak nasıl?

Mustafa Pacal - 02/04/2010 18:33:45 (346 okunma)



İşçiler bir arada olmalı, ancak nasıl?

Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ASK)tarafından koordine edilen Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden katılan çok sayıda sektör federasyonu ve konfederasyonlar ile Türkiye’den Türk-İş, Hak-İş ve DİSK’inde ortağı olduğu ‘İşçiler Bir arada’ adlı sosyal diyalog projesi 22-23 Mart 2010 tarihinde İstanbul’da yapılan kapanış konferansı ile sona erdi.

21-22 Ekim 2008 tarihinde Ankara’da açılış konferansı ile başlayan projenin genel hedefinde “Birbirlerini daha iyi anlamak ve genişleme sürecinin beraberinde getireceği fırsat ve güçlükler hakkında farkındalık yaratmak amacıyla, Türkiye ve AB üye ülkelerindeki sendikalar ve üyeler arasındaki ilişkiler ve karşılıklı bilgi ve deneyim alışverişini güçlendirmek” bulunmaktaydı.

Bu projeyle ilk defa Avrupa ile Türkiye sendikal hareketi arasında yaklaşık 600 yerel ve bölgesel sendikal temsilcileri bir araya gelerek sendikal bilgi ve deneyimlerini birbirlerine aktardığı tüm zamanların katılımcı projesi oldu.

Seminerler dahilinde sendikal eğitimler ve sendika temsilcileri ile görüşmek üzere bazı kurum ve fabrikalara ziyaretler düzenlendi. Sendikal eğitimlerde Türkiye ve AB’den projeye katılan sendikalar tarafından, sendikacılık ve sendikal hareket üzerine temel konular ve sorunlar üzerine sunumlar yapıldı. Fabrikalar, belediyeler ve kamu kurumları ile sivil toplum kuruluşları ziyaret edilerek sendikal ve bölgesel sorunlar üzerine bilgi alışverişinde bulunuldu.
Bu proje çalışmalarında katılımcılar Türkiye’de Ankara, Antalya, İzmir, Trabzon, Diyarbakır ve İstanbul ile Avrupa’da Brüksel, Bratislava, Stockholm, Londra, Roma ve Lyon kentlerinde karşılıklı etkinliklere katıldılar.

İşçiler bir arada’ sosyal diyalog projesi AB Komisyonu tarafından desteklenen yaklaşık üç milyon avroluk bir proje olarak ta bugüne kadar en yüksek bütçeli sosyal diyalog projesi olarak dikkat çekmektedir.

Bu projenin gerçekleştirilmesine neden olan faktörlerin başında iki önemli nedenin altını çizmek gerekiyor. Bunlardan ilki küreselleşen ekonominin Avrupa bölgesinde ortaya çıkan sosyal ve sendikal olumsuz etkilerine karşı ortak bir sendikal program ve mücadele geliştirmek olduğu kadar, diğer bir önemli neden ise Türkiye’nin AB’ye tam üyelik müzakerelerine başlamış ülke statüsünde olması bu projenin gerçekleşmesini etkileyen nedenlerin başında gelmektedir.
22-23 Mart 2010 tarihinde İstanbul’da yapılan kapanış konferansında projeye ilişkin farklı açılardan pek çok değerlendirme yapıldı.
Ayrıca konferansa iki bakanın katılması hükümetin projeye karşı gösterdiği ilginin ölçüsünü oluşturdu. Özellikle Çalışma Bakanı Sayın Ömer Dinçer’in “Sendikal yasaların ILO sözleşmeleriyle uyumlu olarak değiştirilmesi gerektiğini” söylemesi, Konfederasyon başkanlarının bu konuda daha farklı bir tutum izlemesi, İLO temsilcisi ve ASK yetkilileri ile KİK yetkililerinin “sendikal yasalarda ILO standartlarının zorunlu” olduğunun altını çizmeleri konferansın önemli anlarından birini oluşturdu.

Projenin sonuç değerlendirilmesi üzerine yapılan konuşmalarda ortak birkaç noktayı belirtirsek;

1.Projenin bilgi ve deneyimlerin karşılıklı aktarılması bakımından yararlı bir çalışma olması,

2.Sosyal ve sendikal sorunlara karşı iletişim sorunlarının giderilmesine katkı sağlaması,

3.Projeye katılanlar arası kültürel etkileşimlerin artması,

4.Sendikal dayanışmanın güçlendirilmesine sağladığı destek,

5.Seminer ve konferansların dışındaki zamanlarda yaşanan ‘dil’ sorunu yapılan değerlendirmelerde öne çıkan değerlendirmeler oldu.

Ayrıca konferansa katılanlar bu tür projelerin sendikalara arası iletişim, dayanışma ve ortak mücadele için belirli aralıklarla düzenli yapılması konusunda hem fikir olduğu yönünde açıklamalar yaparak projenin kapanış konferansı sona ermiş oldu.

İşçiler bir arada’ projesinin açılış ve kapanış oturumlarına bende konuşmacı olarak katıldım. Daha sonra bir yılı aşkın süren proje çalışmalarını yakından izlemeye çalıştım.

Projeye ilişkin gözlemlerimi kapanış konferansında dile getirdim.
Öncelikle proje süresince aramızda yalnızca bir ‘kültürel dil’ sorunu olmadığını ayrıca ‘sendikal dil ve anlayış’ sorunu da olduğunu gözlemledim.

Yine benim gözlemlerime göre küreselleşen ekonominin yarattığı sosyal ve sendikal tehlikelere ve fırsatlara karşı Dünya, Avrupa ve Türkiye sendikal hareketinin arasında bilgi, danışma, iletişim, dayanışma ve ortak mücadeleye olan ihtiyaç her geçen gün artıyor olması hızla devam ederken aramızdaki ‘sendikal dil ve anlayışının’ aşılmasına yakıcı bir sorunumuzdur diye bakıyorum.

Ben bunu ‘Yeni milenyumun paradigması’ bizi neye mecbur ettiğine iyi bakmalıyız diye yorumluyorum.

Küreselleşen ekonominin getirdiği ‘vahşi’ rekabetin etkisi ile ortaya çıkan kayıtsız ve kuralsız çalışma, zorla çalıştırma, çocuk emeğinin acımasızca sömürülmesi, sosyal damping, kirlenen çevre, göç ve göçmen işçileri ve sosyal dışlanma sorunları, örgütlenme ve sendikal hak ihlalleri, insan hak ve özgürlüklerinde yaşanan sorunlar ve bütün bu sorunların çözümüne katkı için sendikal hareketin alması gereken kararlar ve eylemlerin yeterli olmadığını düşünmekteyim.

Bu bakımdan çalışanların ve sendikal hareketin içinde bulunduğu her türden sorunun ‘ulusal’ nedenlerinin yanı sıra günümüz dünyasında bu nedenlerin pek çoğu bölgesel ve küresel nedenlerden kaynaklandığı bilmemiz gerekiyor.

Sendikal hareketin buna karşı bölgesel ve küresel bir örgütlenme ve eylemlilikle bu duruma itiraz etmesi daha fazla ertelenemez bir durumdur.

Bu ölçekte bir örgütlenmenin kuşkusuz kendi içinde farklı sorunlar taşıdığı bilinmektedir.

Öncelikle küresel ve bölgesel bir sendikal karşı koyuşun etkin sonuçlarını alabilmek için ‘yeni bir ortak sendikal stratejiye’ duyulan ihtiyaç proje içinde eksik bir yanımız olarak ortaya çıktı.
Bu konuda sendikal hareketin ulusal ve Avrupa bölgesi olarak ortak bir çalıştay yapmasının gerektiğini düşünüyorum.
Sorunlara bakışımız ve karşı çözümler konusunda bir konsensüs sağlanmalıdır.

Örneğin küreselleşmeye karşı sendikalar arası bir ortak görüşün olmadığını gözlemledim.

Bir görüş özellikle DİSK ve bazı sendikaları ‘küreselleşmeye hayır’ derken, bir başka görüş olarak ASK küreselleşmenin yarattığı koşulların tehlike ve fırsatlarına birlikte bakmak gerektiğini söylüyor. ‘Hayırcı’ sloganların bir katkısı olmuyor demekte,
Yine başka bir konu AB ve Türkiye’nin üyeliği konuları, bu konularda da sendikalar arası farklı yaklaşımların olması Örneğin AB ve küreselleşme konularında ASK, AB’nin demokrasi ve sosyal alanda gelişmesi için sorunların bulunduğunu söylüyor ancak bu sorunların sosyal diyalog ve sendikal dayanışma ile aşılacağına inanıyor. Ayrıca ASK Türkiye’nin AB’ye tam üye olmasını sonuna kadar destekliyor.

Diğer yandan ise DİSK, Türk-İş ve bazı sendikaları Türkiye’nin AB’ye tam üye olmasına karşı bir tutum içinde oldukları projeye katılanlar arasında yapılan anketlerde ortaya çıkıyor.

Bir diğer sorun ise sosyal diyalog konusu, ASK sorunların çözümünde diyalogun her aşamada önemine inanan bir yaklaşım içinde davranırken sendikalarımızın bu konuda gereken özeni gösterdiğini söyleyemeyiz. Örneğin DİSK, Ekonomik Sosyal Konsey (ESK) ve AB Karma İstişare Komitesi(KİK) gibi sosyal diyalog platformlarına katılmıyor.

Bu değerlendirmeleri yapmamın nedenlerini kendimce şöyle açıklıyorum.

Sendikalar ideolojik tezlerin ve siyasi programların veya partilerin siyasi gözlüğü ile sorunlara yaklaşmadan ziyade sivil toplum örgütleri gözüyle sorunlara bakmalarını önemli görüyorum.

Bu önem nedeniyle sendikaların ‘Yeni ortak sendikal strateji’ oluşturmaları için belirttiğim temel parametrelerde sivil toplum örgütü gözlüğüyle bakarak bir konsensüs sağlamak durumda olması sendikal hareketin güçlenmesi bakımından önemli görüyorum.

Yoksa bu tür projeler daha çok turistik ve kültürel etkinlikler olarak kalma tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir.

Kuşkusuz sendikal politika ve taktikler ülke ve işletme düzeyinde farklı olabilir, ancak temel konularda yeni bir stratejimiz olmazsa bunlarda işe yaramayabilir.Bu önerileri ‘yeni milenyumun paradigmasını’ oluşturan güçler kendi yeni küresel stratejilerini temel konularda konsensüs sağlayarak ortaya koydukları için emek ve sendikal hareketinin de bir karşı tezi olması gereği ve zorunluluğu için yapıyorum.

Küreselleşmeye, AB’ye, sosyal diyaloga, sivil toplumculuğa karşı ‘hayırcı’ bir çizgiden, ‘evet ama nasıl olmalı?’ çizgisine gelebilirsek yeni sendikal stratejileri oluşturmakta önemli adımlar atabiliriz.Bu adımları atamazsak sendikal hareketi ulus-devletlerin, demode ideolojilerin ve milliyetçiliğin dar alanından kurtaramayız.