Kıdem Tazminatı Hakkı Korunmalı Ancak Nasıl?

Mustafa Pacal - 07/02/2011 18:12:49 (344 okunma)


Kıdem Tazminatı Hakkı Korunmalı Ancak Nasıl? 

Çalışanlar için daha önceki yıllarda farklı şekillerde uygulanan kıdem tazminatı hakkı, genel olarak bugünkü şekline TBMM’de 25.08.1971 tarihinde kabul edilen ve 01.09.1971 tarihinde yürürlüğe giren 1475 sayılı İş Yasasının 14.maddesi ile gelmiştir. Bu hak ayrıca 22.05.2003 tarihinde yürürlüğe giren ve halen yürürlükte olan 4857 sayılı İş Yasasının geçici birinci maddesi ile de korunmuştur.

Kıdem Tazminatı, üzerinde uzun yıllar tartışılan yasal haklar arasında hatırı sayılır bir yer tutar. Bunların başında Kıdem Tazminatının uygulanması, yararlanılması, hesaplanması ve son olarak ödenmesi konularıdır. 

Bugüne değin iş mahkemelerine açılan davaların %80’nin kıdem tazminatları için ortaya çıkan ihtilaflardan olması bunun en açık kanıtıdır.

Zira Kıdem Tazminatı tartışmaları bugün de daha farklı bir boyuta gelmiş bulunmaktadır. Bugün devam etmekte olan tartışmanın konusu Kıdem Tazminatı için bir fon oluşturulmasına dayanmaktadır.

Her ne kadar yeni bir tartışma gibi görünse de fon tartışması aslında oldukça eski ancak eskimeyen bir tartışmadır.
Kıdem Tazminatı Fonu tartışması 30.07.1983 tarihinde kıdem tazminatını düzenleyen 14.maddede 2869 sayılı yasa ile yapılan değişiklikle başladı.

İlgili yasa ile getirilen düzenleme 1475 sayılı İş Yasası 14.maddenin son iki paragrafında şöyle yer aldı;

”Kıdem tazminatından doğan sorumluluğu işveren şahıslara veya sigorta şirketlerine sigorta ettiremez.
İşveren sorumluluğu altında ve sadece yaşlılık, emeklilik,malullük,ölüm ve toptan ödeme hallerine mahsus olmak kaydıyla Devlet veya kanunla kurulu kurumlarda veya %50 hisseden fazlası Devlete ait bankada veya bir kurumda işveren tarafından kıdem tazminatı ile ilgili bir fon tesis edilir.Fon tesisi ile ilgili hususlar kanunla düzenlenir.


Bu yasal düzenlemenin yapıldığı tarihten beri fon tartışması hükümet ve sosyal taraflar arasında yapılmaktadır.
Ancak konunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmak bakımında birazda bu düzenlemenin öncesine gidelim.

Bilindiği üzere kıdem tazminatı iş mevzuatımıza işsizlik sigortası olmaması ve ayrıca çalışanların yıpranmasının karşılığı olarak girmiş bir sosyal haktır.

Kıdem Tazminatı uygulaması 12 Eylül darbesinden sonra önemli değişikliklere uğratılmıştır. Önceki uygulamada tazminat ödemesi tavanı yokken,30 günlük kıdem süreleri toplu iş sözleşmesi ile arttırılıyorken bu haklar yasa ile ortadan kaldırılmıştır.
Sonra Kıdem Tazminatı memur maaş katsayısı artışlarına bağlanarak ödeme tavanı getirilmiş ve yıllık Kıdem Tazminatı ödemesi 30 günlük giydirilmiş ücretle sınırlandırılmıştır.
12 Eylül’le getirilen bir diğer sınırlayıcı düzenlemede kıdem tazminatının hak edilmesinde getirilen nedenlerde yapılarak bu hakka erişim engellenmiştir.Örneğin kendi isteğiyle işten ayrılanlar bu haktan yararlanamamaktadır.Bu değişiklikle çalışanların kendi işini ve ekonomik çıkarlarını serbestçe tercih etmeleri engellemiştir.

Zaman içinde uygulamasında indirime gidilen Kıdem Tazminatı üzerindeki tartışmaların bugününe gelecek olursak konuyu şöyle özetliye biliriz.

Öncelikle tartışma hükümetin “Ulusal İstihdam Projesi” üzerinden kamuoyu gündemine yeniden geldi.
İşverenler öteden beri kıdem tazminatı yükünün istihdam üzerindeki olumsuz etkilerini gündeme getiriyorlardı. Ayrıca işsizlik sigortasının olması nedeniyle bu hakkı ya ortadan kaldırılması, ya da ödeme gün sayılarını yarıya indirilmesini ve bir diğeri de bir fon kurulmasını öneriyorlardı.

Biz sendikalar genel olarak bu önerilere zaman içinde karşı çıkarak,çeşitli zamanlarda konuyla ilgili daha ziyade işsizlik sigortası uygulamasının pek çok açıdan yeterli olmadığını,iş sağlığı bakımından çalışma koşullarının hala yıpratıcı olduğunu bu nedenlerle kıdem tazminatı hakkımızın korunması yönünde görüş bildiriyorduk.

Ancak yapılan tartışmalarda sendikal görüşler arasında farklılıkların ortaya çıktığını gördük.

Hak-İş olarak kıdem tazminatında yararlanma oranlarını hızla düştüğü bu ortam bu haktan tüm çalışanların haklı şekilde yararlanması anlayışından yola çıkan öneriler geliştirdik.
Bu önerilerimizde iki önemli dayanağı temel aldık. 

Bunlardan ilki gerek yasalar ve gerekse Türkiye’nin de imzalamış olduğu ILO’nun 95 sayılı Ücretlerin Korunması Sözleşmesine göre kazanılmış hakların korunması ve ikincisi ise kullanılması oldukça zor olan bu hakkın uygulanabilir olmasını sağlayacak sistemlerin oluşması idi.

Çünkü bu tutumumuzun haklı nedenleri vardı.Örneğin son olarak yaşanılan ekonomik kriz süreci içinde çeşitli nedenlerle iki milyon çalışan işten çıkarıldığını ve bunların sadece %8’i kıdem tazminatını alabildiğini görüyoruz. Bir başka tespitte işten çıkarılanların %85’i küçük ve orta düzeydeki işletmelerden yani KOBİ’lerden çıkarıldığı gerçeğidir.

Bu tablo bize, çalışanların ezici bir çoğunluğu için kıdem tazminatı hakkının ulaşılması oldukça zor bir “hak” olduğunu gösteriyor. 

Yani bize göre kıdem tazminatı hakkı kağıt üzerinde olan ancak gerçekte olmayan bir haktır.

Bu nedenle Hak-İş bu haktan tüm çalışanların yararlanmasını savunmaktadır.

Diğer yandan Hak-İş müktesep haklar korunarak kıdem tazminatı hakkından çalışanların azami şekilde yararlanmasını istemektedir.

Ve Hak-İş kıdem tazminatı üzerinden yapılmak istenen pazarlıkların gerekçesi ne olursa olsun kıdem tazminatı hakkına sahip çıkmaktadır.

Bu anlayış içinde olarak Hak-İş kıdem tazminatı hakkının reel olarak kullanılabilir bir hak olması için “Kıdem Tazminatı Fonu” kurulmasına bazı rezervleri ile olumlu bakmaktadır.

Öncelikle Türkiye’de kurulmuş fonlarla ilgili uygulamalardan kaynaklanan sonuçlar ortada iken kurulacak fonun mutlaka özerk bir yönetime sahip olmasını talep etmekteyiz.
Fon kaynaklarının hükümetlerin dilediği gibi kullanmasına karşı çıkmaktayız.

Hak-İş hükümetin fon kaynaklarından yararlanmasını ancak finans piyasalarındaki gibi nasıl borçlanıp geri ödemesini yapıyorsa aynısının fon kaynakları içinde geçerli olmasını istemektedir.

Ayrıca Hak-İş kıdem tazminatı hakkını istihdam korunmasında ve artışında bir engel olarak görmemekte ve bu yoldaki değerlendirmelere katılmamaktadır.

Yalnız Hak-İş dışındaki emek örgütlerinin kıdem tazminatı konusunda sadece “istemezük” tutumları bugünkü gerçekleri değiştirmiyor. Emek örgütlerinin bu sorunun reel önerilerle çözümlenmesinde ortak bir çözüm geliştirmelerine ihtiyaç bulunmaktadır. 

Son olarak Çalışma Bakanlığının kıdem tazminatı konusunda herhangi bir çalışması olmadığını sayın bakan açıkladı.
Evet, bakanlık ve sosyal taraflar arasında Kıdem Tazminatı konusunda herhangi bir çalışma söz konusu değildir.
Bununda anlamı, çalışanların halen ezici bir çoğunluğu bu haktan yararlanmamaya devam ediyor demektir.
Herkese kolay gelsin…