KOBİ’ler ve sosyal inovasyon

KOBİ’ler ve sosyal inovasyon

Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için, demokratikleşme sorunu kadar bir diğer önemli sorun da “işleyen bir piyasa ekonomisi” ile rekabetçi dünya ekonomisinden, nüfusuyla orantılı olarak pay alması konusudur.

Günümüzde ekonomilerin henüz daha kriz süreçlerinden çıkamadığına baktığımızda bunun ne denli zor olduğunu da görmek gerekiyor.

KOBİ’ler işte bu zorlu rekabet koşulları içinde iş yapma biçimi ve üretimdeki kimi esneklikleri nedeniyle, ekonomilerin rekabetinin ve büyümelerinin de en etkili gücünü oluşturmaktadır.

Zira Soğuk Savaş sonrası değişimlerin en fazla olduğu alan üretim ve ekonomi alanı oldu.

Üretim teknolojileri tamamen değişti.

Üretimde esnek ve bilgisayar destekli bir teknolojiye geçildi. Rekabetin zorlaması nedeniyle tasarım ile üretim arasındaki zaman aralığı oldukça kısaldı. Verimli ve inovatif çalışma biçimleri gelişti.

Ekonomiler gittikçe dışa açıldı. Kapalı olduğu bilinen ekonomiler bile dolaylı olarak dışa açıldı, açılmak zorunda kaldı. Devletler özelleştirmeler yoluyla dünyada mal üretiminden neredeyse tamamen çıktılar. Çoğu hizmet sektöründe ise ya çıktılar ya da çıkmaya hazırlanıyorlar.

Bunun anlamı üretim, ticaret ve ekonomi artık açık piyasalar üzerinden yürüyecek demektir.

KOBİ’ler işte bu yeni ekonomilerin, yeni işletmeleri olarak ortaya çıktılar.

Bugün dünyada her ekonominin en etkili gücünü KOBİ’ler oluşturuyor.

Her ekonomi içinde en fazla işletme sayısını, en fazla istihdamı, en fazla ihracatı ve ithalatı KOBİ’ler sağlıyor. Yani aslında dünya ekonomisi bir “KOBİ ekonomisi” durumunda bulunuyor.

KOBİ’lerin doğal olarak ekonomi dışı alanlarda da etkileri görülüyor. Her ülkenin siyasetini KOBİ’lerin temsilcileri yakından etkiliyor ve karar verici siyasi rolleri üstleniyorlar. Bu siyasi güç onlara, devletin kendi üzerlerindeki her türden denetiminin sınırlandırılması olanağı veriyor.

Türkiye için de KOBİ’lerin konumu farklı gözükmüyor.

Türkiye’de yaklaşık iki buçuk milyon işletmenin yüzde 98’ini KOBİ’ler oluşturuyor. KOBİ’ler istihdamın yüzde 78’ini, toplam katma değerin yüzde 55’ini, toplam satışın yüzde 66’sını, yatırımların yüzde 50’sini, ihracatın ise yüzde 60’ını karşılıyor.

Karşılıyor karşılıyor olmasına ama, kamuya, çevreye ve çalışanlara karşı olmak üzere Türkiye’nin sosyal sorunlarının da yüzde yüzü KOBİ’lerde meydana geliyor.

Genel olarak baktığımızda KOBİ’lerde yaygın olarak yaşanan sosyal sorunları şöyle görüyoruz.


Usulüne uygun vergi ödememek, sınırlı sayıda sigortalı işçi çalıştırma veya sigortasız çalıştırma, işyeri standartlarının yasal ölçülere uygun olmaması, iş yasalarına aykırı çalıştırmanın yaygın olması ve örneğin haftalık yasal çalışma saati olan 45 saat kuralına uyulmaması 
(kuralsız çalıştırma), özellikle iş güvenliği ve iş sağlığı konusunda yasal ve teknik ölçülere göre gerekli olan önlemlerin alınmaması, çalışanların sendikal haklarına saygılı davranmama, çevre ile uyumlu üretim sorunu ve işyeri atıklarının yaratmış olduğu çevre tahribatı ayrı bir sosyal sorumsuzluk örneklerini oluşturmakta.

KOBİ’lerin sosyal sorumluluk alanında bu durumu sürdürülebilir değildir.

Çünkü sosyal sorumluluklarını yerine tam olarak getirmenin bedelini sadece KOBİ çalışanları değil aynı zamanda bir toplum olarak birlikte ödemiş oluyoruz.

Ayrıca KOBİ’lerin bu sosyal olumsuz durumlarını olabilecek en kısa zamanda iyileştiremezlerse, küresel rekabette de ticari olarak zarar göreceklerini bilmeleri gerekir.

Çünkü küresel rekabet artık sadece kalite, fiyat ve zamanında teslim üzerinden yapılmıyor. Çevre, emek ve kamuya karşı sorumlu olan ülkeler ve şirketler küresel rekabette öne geçiyor.