Küreselleşen kapitalizme karşı ulusalcı sol olmaz...

Mustafa Pacal - 19/12/2011 15:24:57 (381 okunma)



Küreselleşen kapitalizme karşı ulusalcı sol olmaz...

Son yıllardır üst, üste gelen ekonomik krizler sürecinde gündeme en çok gelen soruların başında kapitalizm çöküyor mu?sorusu oldu.
Öyle ki bu sorulara yanıt veren Marksist olduğunu söyleyen kimi kişi ve çevrelere göre ise kapitalizmin krizinin sürekli bir döneme girdiğini ve bu krizler sürecinin kapitalizmin sonunu getireceği iddiasını ortaya attılar.

Bu çevreler sadece bununla kalmayarak dünyanın yakında “sosyalizme” geçeceğini bile iddia ettiler.

Bu tartışmaların yarattığı iklim nedeniyle de sol yayınların satışında bir patlama yaşanırken, Karl Marx ve onun baş eseri Kapital internet ortamının en fazla “tık” yapılanların başlarında yer aldı. Sahnelen tiyatro oyunlarından tutunda daha neler ve son olarak Wall Street’i işgal et eylemine varana kadar sosyalizm adına yapılan güzellemelere kadar giden bir heyecan dalgası sardı her yanı sormayın gitsin bir durum yaşadık ve yaşıyoruz. 

Oysaki Kapitalizmin dönem, dönem küresel krizlere girmesi yeni olan bir durum değildi.

1. ve 2. Dünya savaşlarının öncesi ve sonrası örneğin 1929 yılı “kara pazartesi krizi” devam eden 30’lu yıllar ve 1940’lı yılları ve soğuk savaş yılları ekonomik krizleri, 1973 petrol krizi gibi ilk akla gelen krizlerde olduğu gibi ekonomik krizler görülmüştü.

Yine yakın tarihimizde 2008 yılında başlayan ve henüz atlatılamayan küresel krizler gibi daha sarsıcı krizlerde yaşanmakta ve Kapitalizm üzerinde tartışmalara sürmektedir.

Gerçekten kapitalizme ne oluyor diye bakmakta oldukça fayda var.
Örneğin iddialara göre kapitalizm çöküyorsa, gerçekten ortada alternatif bir üretim modelimi var.

Ya da “Sovyet modeli” yani “komünist partisi diktatörlüğü” kimilerine göre hala bir alternatif model anlamına mı geliyor. 
Bir başkası “Çin sosyalizmi” kapitalizme karşı bir seçenek midir, yoksa kendisi de kapitalist bir model midir? 

Ayrıca bir üretim modelinin çökmesi için hangi somut sosyal ve ekonomik sonuçların ve buna bağlı olarak politik sorunların açığa çıkması gerekir. 

Bence ekonomistler ve politika yapıcılar için irdelenmesi gereken kritik sorular bunlar gözüküyor.

Benim görüşüme göre bu seçeneklerin hiçbiri kapitalizmin alternatifi olamadı, olsalardı zaten yaşarlardı.

Dünyamızda kapitalist üretim modeli politik,ekonomik ve sosyal alanlarda yarattığı (?) tüm tahribata rağmen şimdilik rakipsiz gözüküyor.

Rakipsiz gözüküyor çünkü? 
Kapitalizm tüm bu kriz dönemlerinden hem öğrenerek ve hem de güçlenerek çıkmasını biliyor.

Çünkü kapitalizm kendi gelişimini hem kendi yanlışlarında ve hem de kendi dışındaki eleştirilerde arayarak kendine yeni bir yol bulabilme dinamizmine sahip evrensel bir üretim modeli özelliğine sahipte, ondan şimdilik rakipsiz kalıyor.

Çünkü kapitalizm kar etmek hedefi ile çalışan bir ekonomik üretim sistemi, düzenli ve sürekli yüksek kar etmek için ise inovasyon ve teknolojik yatırımlar yapmak zorunda,özellikle son yıllarda küresel şirketlerde ortaya çıkan yeni bir başka önemli strateji de şu “sürdürülebilirlik”, yani kısaca yapılan işlerin alınan kararların her vadede olanaklar dahilinde sürdürülebilir olma özelliğine sahip olması anlamına geliyor.

Sürdürülebilirlik yaklaşımını biraz daha açarsak üretimin ve ticari faaliyetin üretim ve hizmet araçlarına, emeğe, çevreye, tüketiciye, topluma ve kurallara karşı sorumluluk içinde,uygulanmada sorun çıkarılmayacak şekilde planlanması ve yapılması olarak anlayabiliriz.
Bu yaklaşımın sonucu karşımıza giderek sosyalleşen bir kapitalizm çıkıyor.

Yalnız kapitalizmin bu kriz süreçlerinden çıkmasında, kendi ekonomi politiğinin oynadığı rol kadar kendi dışında sol,sosyal demokrat partilerin ve sendikaların oynadığı sosyo-ekonomik ve politik rolünde öneminin altını çizmek gerekir.

Kapitalizmin gücüde buradan geliyor. Onun içinde kendi varlığını geliştirerek sürdürebiliyor.

Sol siyasetlerin temel yanlışı “kapitalizmi ortadan kaldıracak” veya “kapitalizmin sınırlanmasını” öngören stratejileri uygun siyasi aksiyonlar alması; ki, bu stratejik yaklaşım onları donduruyor.
Sol,kapitalizmin çelişkilerine müdahale eden onu sosyalleştirme amacı taşıyan politikaları öne almadığı için politik olarak beklemeci, ertelemeci ve statik bir duruma düşüyor yani hareketsiz kalıyor.

Lenin “Kapitalizm üst aşaması olan emperyalizme dönüşecek” dedi.

Ama öyle olmadı çünkü Sovyet modelinin dünya insanlığını komünizme götürecek doğru yol olamayacağını Lenin öngöremiyordu.
Çünkü Lenin haklı olarak Sovyet modeli bir sosyalizmin, kapitalizm karşısında bir seçenek olduğu sürece ve kapitalizmin daralan piyasalar içinde kaldığı sürece emperyalizme dönüşeceğini varsayıyordu.
Ancak kapitalist gelişmelerin yönü devletin üretim alanlarına ve globalizme döndü.

Peki geride ne kaldı?
Emperyalizm teorisine bağlı olarak yerli ve yabancı ayrımı, tüm siyasi ve ekonomik tercihlerde belirleyici etkiye kavuştu.

Bu gelişmeler “solu” sadece bizde değil dünyada emperyalizm üzerinden ulusalcılık veya “yeni faşizm” diyeceğimiz tarafa savurdu.

Günümüzde genel olarak sol hareketler soğuk savaş yılarından kalma emperyalizm teorisi üzerinden yaşamın her alanında “içe kapanmacı” bir yol izlerken,kapitalist gelişmeler tam tersi ulus, bayrak yerli, yabancı demeden dışa açılmışlardır.

Yani her ikisi de enternasyonalist özelliği sahip olan dünya görüşleri olmasına karşın kapitalizm sola göre, kendisine göre doğru olanı yaparken, sol böyle davranmadı. Bunun anlamı şudur; Küreselleşen kapitalizmi, ulusallaşan sol anlayamadı. 

Halbuki Marx’sa göre “emeğin vatanı yoktu”, Lenin, “Bütün dünya işçileri birleşiniz” diyordu. 

Örneğin kapitalizm 80’li yıllara gelindiğinde mevcut pazarların hepsinde olabildiğince büyümüş ve buna bağlı olarak karları düşmeye başlamıştır.

Kapitalizm bu tıkanıklığını iki alana göz dikerek aşmaya çalıştı ve bunda da başarılı oldu.

Bunlardan birincisi; ki, siyasi nedenlerle öyle olmak zorundaydı. Önce devletin elinde bulunan mal ve kimi hizmet üretimlerinin kendisi yapabilir düzeye geldiği için bu alana doğru açıldı.Bunun adı özelleştirme idi.

İkincisi ise mevcut ülke pazarlarının dışındaki ülkelerin pazarlarına açılma isteğiydi.Sovyetlerin dağılmasıyla bu yol açılmış oldu ve bu sürece önce orta ve Latin Amerika ülkeleri katıldı.Sonra eski sosyalist Avrupa ve Asya ülkeleri ve sonra Irak ve Afganistan,şimdilerde Arap Baharı üzerinden kuzey Afrika ülkeleri ve Ortadoğu ülkeleri katıldı.
Bu sürecin tam adı küreselleşme idi.

Türkiye de” sol” bu iki sürece de hayır diyerek karşı çıktı.
Oysaki sol evet ancak nasıl demeliydi.

Bu süreçlerin her alanda yaptığı ve yapacağı sosyal tahribatı önleyebilir bir siyasi yol kendine seçmiş olurdu.

Öyle yapmadı hem ideolojik ve hem de siyasi bakımdan affedilmez bir hata yaptı ve bitti.

Genel olarak sol, kapitalizmi ortadan kaldırmak veya onu sınırlamak yerine onun sosyalleşmesi için yani emeğe,çevreye,tüketiciye,topluma ve kurallara uyumlu gelişmesi için öncelikle diyalog ve işbirliği içinde olması yoksa bu değerler için siyasi ve sosyal mücadele vermesi kendisine böyle bir yol çizmesi ideolojik ve siyasi bakımdan reel bir durum olacaktır.
Bu sürecin insanlığı ve dünyamızı nereye götüreceğini ayrıca yazmak gerekecek…

“DEVLET” İLE ÖCALAN GÖRÜŞMELERİ VE KURUMSAL ENFORMASYON SORUNU

Gönderen Mustafa Pacal - 23/06/2011 23:17:01 (439 okunma)



“DEVLET” İLE ÖCALAN GÖRÜŞMELERİ VE KURUMSAL ENFORMASYON SORUNU

PKK lideri Abdullah Öcalan ile “devlet (?)” arasında yapılan görüşmelerin İmralı’da sürdüğünü herkes gibi bende biliyorum. 

Biliyorum derken tanığı olarak değil çeşitli kaynaklardan aldığım bilgiler ışığında bunları söylüyorum.

Her ne kadar sürmekte olan görüşmelerin açıklanan sonuçlarına tekzip anlamında karşı açıklamalar pek gelmese de, görüşülen konuların detayları hala esrarını korumaktadır.

Bu görüşmelerin ne zaman başladığı, nerede yapıldığı ve kimlerin katıldığı bilgileri ise tam bir muamma ve sanki hiç bilmemizin istendiği konular değilmiş gibi geliyor bana.

Gerçi günümüzde bilinmesi oldukça zor olan bilgiler Wikileaks gibi organizasyonlar tarafından deşifre edilse de aslında buz dağının ucu ile yetindiğimizi düşünüyorum.

Devlet sırrı herhalde bu, devlet bu yani…
Burada biraz devlet tanımını açalım istiyorum.
Devlet, insan için tarih boyunca zorunlu bir örgütlenme biçimi olagelmiştir. 

Yoksa devlet insan doğasına uygun bir örgütlenme biçimi değildir.
İnsanlar, bir dönem içinde yani canını, malını ve geleceğini korumak için böyle bir örgütlenmeyi tercih etmişlerdi, bugünde bu böyle.
Tabi daha sonra da kendilerini kendi kurduğu devlete karşı korumak durumunda kaldılar.

İnsanlar sonraları devleti denetlemek ve kontrol etmek için hukuk ve demokrasi yolunu bulacaklardı. 

O nedenle, orta çağ monarşileri ve ardından ulus devletler tarihinin başlaması, hem de bir yandan feodalizm’den kapitalizme geçiş ve kapitalizmin acımasız gelişmesi ile yaratılan “zenginliğin” ele geçirilmesi için yapılan savaşlar kaybedilen milyonlarca hayat ve bu akıl almaz vahşi dönemin insanlık tarihinde yarattığı katliamlar ve travmaların sonuçlarıdır aslında yaşadığımız tarihin adı.

Evet devletin denetlenmesi, kontrol edilmesi için hukuk ve demokrasi araçları önemli işlevler görmüş demokratik hukuki devlet yapıları ortaya çıkabilmiştir.

Bugün içinde Kürd sorununun ortaya çıkmasında devletin rolü ve sorunun çözümünde bu gün devletin oynayacağı rol oldukça yaşamsal öneme sahip bulunmaktadır.

Bu bakımdan Öcalan “devlet” görüşmeleri bu sürecin en önemli diyaloglarının başında gelmektedir.

Bir diğer ifade ile söylersek her bakımdan ülke gelişmesini engellemiş olan Kürd sorunu için atılan her adım ve girişim kamuoyu ve basın tarafından yüksek dikkatle izlenir olmuştur.

Bu nedenle Öcalan “devlet” görüşmelerinin içerik olarak kamuoyu ile paylaşmak önemli bir enformasyon konusu haline gelmiştir.

Ancak bu önemli enformasyonun kaynaklarına bakıldığı zaman bu duruma yeterli özenin gösterilmediğini görüyoruz.

Yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için şunu ilave etmeliyim.
Bu güne kadar görüşmeleri açıklayan kaynaklar ve kişiler yalan, yanlış bilgiler veriyorlar demeyi kastetmiyorum.

Kastettiğim şu, bu düzeyde yapılan görüşmelerin daha düzenli,daha kurumsal ve daha “açık” bir şekilde kamuoyuna derli toplu aktarılmasının altını çizmek istiyorum.

Bu aynı zamanda yurttaşların bilgilenme hakkı içinde gerekli bir durum ve aynı zamanda bu konularda olası bilgi kirliliğini de önleyecek bir uygulama olacaktır. 

Bu arada açık bilgilenme derken bir oto sansür uygulanması “gereken ve çok özel” güvenlik bilgiler için yapılabilir diye düşünüyorum.
Önerim şu,görüşmelere katılan kişi ve kurumların mutabakatı ile oluşturulacak bir “enformasyon bürosunun” kamuoyu ve basını bilgilendirilmesidir.

Bilgi çağında hem de böyle bir konuda düzgün ve sağlıklı bilgilenme talebinde bulunuyorum.

Çünkü bu yaşamsal konuda doğru bilgilendirme doğru politik sonuçların alınmasının temelidir diye düşünüyorum.