Okulların Açılması ve Eğitim Sorunlarımız…

 Mustafa Pacal - 22/09/2011 16:00:07 (294 okunma)



Okulların Açılması ve Eğitim Sorunlarımız…


2011-2012 Eğitim yılı 19.Eylül.2011 Pazartesi günü başladı.
Bu eğitim yılında yaklaşık 16 milyon öğrencimiz, 700 bin öğretmenimizle birlikte öğrenim görecek. 

Bu nedenle tüm öğrenci ve öğretmenlerimize başarılı bir eğitim yılı dilerim.

Eğitim insanlık tarihi boyunca hayatın tüm alanlarında ilerleme ve gelişmenin kaynağı olmuştur.

Yalnız eğitim düzeyi düşük insanlar ve toplumlar bu ilerleme ve gelişmeden yeteri kadar nasibini alamadılar. Eğitim düzeyi yüksek toplumların her anlamda gelişmişlik seviyesini yakalayamadılar.
Hele günümüzde küreselleşme sürecinde eğitim bir başka daha anlam kazanarak,gerek ekonomik ve gerekse sosyal rekabet alanlarında ortaya koyulacak farkların kaynağını oluşturmaktadır. 

Bu bakımdan eğitim sorunu ülkemiz içinde hayati önemi bulunan sorunlarımızın başında bulunmaktadır.

Türkiye’de eğitim sorunlarımızın başında ise vesayetçi devlet ideolojisi temelinde eğitim verilmesi olduğu kadar, eğitim için ayrılan kamu kaynaklarının hala yeterli olmadığı sorunu gelmektedir.

Her ne kadar 2002 yılı sonundan günümüze kadar Ak Parti hükümetleri döneminde eğitime ayrılan toplam bütçe 6,5 milyar TL’den,34 milyar TL’ye çıkararak eğitim bütçesinde önemli sıçrama yapmış olsa bile ayrılan bu kamu kaynağının hala yeterli olmadığını görüyoruz.
Örneğin; Türkiye’nin 0-24 yaş arası nüfusu toplam nüfusun %40 civarındadır.

Bu nüfus tüm ülkelerde eğitim süreci içinde olan nüfus olarak kabul ediliyor.

Türkiye bu bakımdan toplam nüfus içinde eğitim yaşı oldukça yüksek bir orana sahip ülke durumunda bulunuyor.

Ancak Türkiye böylesi yüksek orana sahip bir ülke olduğu halde eğitime GSYH’nın yaklaşık %4’nü ayırabiliyor.

Oysaki kriz içindeki komşumuz Yunanistan’ın rakamlarına baktığımızda aradaki farkı daha iyi anlaşılıyor.Yunanistan’da 0-24 yaş arası nüfus toplam nüfusun %25’i civarında,ancak Yunanistan eğitime GSYH’nın %4’den fazlasını ayırıyor.

Bir başka örnek Türkiye’de devlet ,ilk öğretimde öğrenci başına,kişi başına düşen milli gelirin %14’ü kadar para harcıyor.Ancak bu oran örneğin Polonya’da %24’ü kadar yapılıyor.

Uzman görüşlere göreTürkiye, böylesi yaşamsal bir sorunumuz olan eğitim alanında kamu eğitim harcamalarını bu hükümet döneminde kademeli olarak %6’ya çıkarmasını ve eğitimde verimlilik ve etkililik düzeyini arttırması gerektiğini ortaya koymaktadır. 

Eğitim alanında bir diğer önemli sorunumuz fırsat eşitliği sorunudur.
Bunun nedenlerine baktığımız da şunları görüyoruz.

Örneğin sosyo-ekonomik kökeni bakımından en yoksul %20’lik dilim içindeki öğrenci başarılarına baktığımızda bu öğrencilerin %0.43 yüksek öğrenime,%7.4’ü en iyi durumdaki okullara ancak erişebiliyor. Bu öğrencilerin Uluslar arası öğrenme ve yaşam becerilerini ölçen PISA testlerine göre okuma yazma testi oranı ise 421 puan olarak gerçekleşiyor.

Birde en zengin %20’lik dilim içindeki öğrencilere bir göz atalım.%28 yüksek öğrenim,%63.6 en iyi durumdaki okullara erişebiliyorlar.PISA oranları ise 514 puan seviyesinde bulunuyor.

Bu oranlar bizi sosyo -ekonomik bakımdan öğrenci başarısını en çok etkileyen üç OECD ülkesinden biri yapıyor.

Bu tabloya göre Hükümetin, eğitim kalitesini her okul ve birey için güçlendirmesi,dezavantajlılara da özel destek sağlaması bunun sonucu olarak ta daha eşitlikçi bir eğitim sistemi oluşturması kaçınılmaz gözüküyor.

Bir başka önemli sorun alanımız ise eğitimde “öğrenme” sorunumuzdur.
Bilindiği üzere eğitim uygulamaları sonuç olarak yaşam becerilerini kazandırmak için yapılır.

Yalnız eğitim sistemimiz yapılan iyileşmelere ve değişiklere rağmen yaşam becerisi kazandırmada yetersiz kalmaya devam ediyor.
Örneğin 2009 yılı PISA testleri sonucu 34 OECD ülkesi arasında 32. Sırada bulunuyoruz.

Daha olumsuzu ise yapılan testler sonucunda 15 yaşındaki 20 öğrenciden 8’i basit matematiksel problemleri çözemiyor.
Uzman görüşlerine göre Hükümetin , bu durumun iyileşmesi için eğitim sürecinde “öğrenme” nin ne kadar gerçekleştiğini nesnel verilerle sürekli izlemeli,öğretmen ve müfredat güçlendirilerek “yaşam becerileri kazandırma” odaklı eğitim sistemi oluşturmalı önerilerinde bulunuyorlar.
Son olarak eğitim hakkı yalnızca eğitime erişim ile sınırlı tutulmamalı,eğitim hakkı ancak,ifade özgürlüğünden, her türlü şiddetten korunmayı,oyun hakkından ayrımcılığa uğramamayı ve çocuk hakları tüm eğitim süreci içinde korunmalıdır.

Aynı özgürlükçü demokrasi gibi özgür eğitimi de daha iyi ve kaliteli yaşamın anahtarı olarak gören bir toplumsal anlayışına ihtiyacımız var.
Her çocuğumuz için eşit ve özgür eğitim istiyoruz.
Haydi kız ve erkek çocukları birlikte okula… 

“DEVLET” İLE ÖCALAN GÖRÜŞMELERİ VE KURUMSAL ENFORMASYON SORUNU

Gönderen Mustafa Pacal - 23/06/2011 23:17:01 (439 okunma)



“DEVLET” İLE ÖCALAN GÖRÜŞMELERİ VE KURUMSAL ENFORMASYON SORUNU

PKK lideri Abdullah Öcalan ile “devlet (?)” arasında yapılan görüşmelerin İmralı’da sürdüğünü herkes gibi bende biliyorum. 

Biliyorum derken tanığı olarak değil çeşitli kaynaklardan aldığım bilgiler ışığında bunları söylüyorum.

Her ne kadar sürmekte olan görüşmelerin açıklanan sonuçlarına tekzip anlamında karşı açıklamalar pek gelmese de, görüşülen konuların detayları hala esrarını korumaktadır.

Bu görüşmelerin ne zaman başladığı, nerede yapıldığı ve kimlerin katıldığı bilgileri ise tam bir muamma ve sanki hiç bilmemizin istendiği konular değilmiş gibi geliyor bana.

Gerçi günümüzde bilinmesi oldukça zor olan bilgiler Wikileaks gibi organizasyonlar tarafından deşifre edilse de aslında buz dağının ucu ile yetindiğimizi düşünüyorum.

Devlet sırrı herhalde bu, devlet bu yani…
Burada biraz devlet tanımını açalım istiyorum.
Devlet, insan için tarih boyunca zorunlu bir örgütlenme biçimi olagelmiştir. 

Yoksa devlet insan doğasına uygun bir örgütlenme biçimi değildir.
İnsanlar, bir dönem içinde yani canını, malını ve geleceğini korumak için böyle bir örgütlenmeyi tercih etmişlerdi, bugünde bu böyle.
Tabi daha sonra da kendilerini kendi kurduğu devlete karşı korumak durumunda kaldılar.

İnsanlar sonraları devleti denetlemek ve kontrol etmek için hukuk ve demokrasi yolunu bulacaklardı. 

O nedenle, orta çağ monarşileri ve ardından ulus devletler tarihinin başlaması, hem de bir yandan feodalizm’den kapitalizme geçiş ve kapitalizmin acımasız gelişmesi ile yaratılan “zenginliğin” ele geçirilmesi için yapılan savaşlar kaybedilen milyonlarca hayat ve bu akıl almaz vahşi dönemin insanlık tarihinde yarattığı katliamlar ve travmaların sonuçlarıdır aslında yaşadığımız tarihin adı.

Evet devletin denetlenmesi, kontrol edilmesi için hukuk ve demokrasi araçları önemli işlevler görmüş demokratik hukuki devlet yapıları ortaya çıkabilmiştir.

Bugün içinde Kürd sorununun ortaya çıkmasında devletin rolü ve sorunun çözümünde bu gün devletin oynayacağı rol oldukça yaşamsal öneme sahip bulunmaktadır.

Bu bakımdan Öcalan “devlet” görüşmeleri bu sürecin en önemli diyaloglarının başında gelmektedir.

Bir diğer ifade ile söylersek her bakımdan ülke gelişmesini engellemiş olan Kürd sorunu için atılan her adım ve girişim kamuoyu ve basın tarafından yüksek dikkatle izlenir olmuştur.

Bu nedenle Öcalan “devlet” görüşmelerinin içerik olarak kamuoyu ile paylaşmak önemli bir enformasyon konusu haline gelmiştir.

Ancak bu önemli enformasyonun kaynaklarına bakıldığı zaman bu duruma yeterli özenin gösterilmediğini görüyoruz.

Yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için şunu ilave etmeliyim.
Bu güne kadar görüşmeleri açıklayan kaynaklar ve kişiler yalan, yanlış bilgiler veriyorlar demeyi kastetmiyorum.

Kastettiğim şu, bu düzeyde yapılan görüşmelerin daha düzenli,daha kurumsal ve daha “açık” bir şekilde kamuoyuna derli toplu aktarılmasının altını çizmek istiyorum.

Bu aynı zamanda yurttaşların bilgilenme hakkı içinde gerekli bir durum ve aynı zamanda bu konularda olası bilgi kirliliğini de önleyecek bir uygulama olacaktır. 

Bu arada açık bilgilenme derken bir oto sansür uygulanması “gereken ve çok özel” güvenlik bilgiler için yapılabilir diye düşünüyorum.
Önerim şu,görüşmelere katılan kişi ve kurumların mutabakatı ile oluşturulacak bir “enformasyon bürosunun” kamuoyu ve basını bilgilendirilmesidir.

Bilgi çağında hem de böyle bir konuda düzgün ve sağlıklı bilgilenme talebinde bulunuyorum.

Çünkü bu yaşamsal konuda doğru bilgilendirme doğru politik sonuçların alınmasının temelidir diye düşünüyorum.