Ortadoğu siyaseti yeniden kuruluyor


Ortadoğu siyaseti yeniden kuruluyor

Suriye sorunu için yeniden kasım ayında yapılması beklenen Cenevre 2 toplantısı yaklaşırken, Türkiye’nin Çin ile füze savunma anlaşması yapması ve ardından MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın İsrail adına çalışan İranlı ajanları, İran istihbaratına bildirdiği iddiaları, Ortadoğu siyasetini yeniden düşündürecek gelişmelere neden oldu.

Ayrıca Esad’ın elindeki kimyasal silahların imhasını kabul etmesinden sonra attığı yapıcı adımlar ve arkasından ABD tarafından “takdir” edilmesi, bölge siyasetinde, yeniden siyasi ve bölgesel dengelerin kurulmasının da bir nevi önünü açmış oldu.

Bu son gelişmelerle birlikte bugüne kadar Suriye ve dolayısıyla Ortadoğu için yapılan tüm siyasi öngörüler ya eskimiş oldu veya revize edilmeye muhtaç duruma düşmüş vaziyette kaldı.

Zira İran ile BM Güvenlik Konseyi’ni oluşturan ülkeler artı Almanya (5+1) arasında sürmekte olan, İran’ın nükleer üretiminin uluslararası nükleer anlaşmalara uyumlu bir denetime tabi olması için yürütülen diplomasinin sonuç olarak, sürdürülmekte olan çeşitli yaptırımlar sonrasında “daha umut var” bir döneme girmiş olması, bölge barışı için ayrı bir temkinli iyimserliğe neden oldu.

Batı’nın Esad için ikircikli tutumunu, kimyasal silahlar konusunda attığı yapıcı adımlar sonrası Esad’ın lehine yumuşatması, İran’ın da nükleer denetime kendini kısmi de olsa açacağını açıklaması, sanki İran’ın zımni olarak Suriye üzerindeki olumlu gelişmeleri böylece desteklediği mesajını veriyor.

Bu arada Rusya’nın oynamış olduğu etkin siyasi rolü ayrıca not etmek gerekiyor.

Diğer yandan İsrail ve Suudi Arabistan, Suriye ve İran üzerinden süren gelişmeleri yakından izleyerek, Suriye ve İran’ın nükleer tehdidini bloke etmek istiyorlar.

Bu gelişme ile, Suriye ve İran’ın bölge siyasetinde bir siyasi avantajı da kaybetmiş olacağı düşünülüyor.

Suriye ve İran ile sürdürülen bu nükleer ve kimyasal silahlar meselesi başarılı bir şekilde sonuçlanırsa, İsrail- Filistin sorununda taraflarca “kabul edilebilir barış” için anlaşma sağlanırsa, Batı ve Ortadoğu ülkeleri için bölge siyaseti; “soğuk savaş” tipi siyaset olmaktan çıkar. Rusya, Çin dâhil, artık çok yanlı bir iletişim ve çıkar ilişkisi içinde, sürdürülebilir bir bölge siyaseti gerçeği ortaya çıkar.

Şimdi bölge politikasının bir ucunda İsrail, ve darbeden sonra yeniden Mısır ve Suudi Arabistan ve onların etkilediği güçler var. Diğer ucunda İran, Suriye ve Irak ile etkiledikleri örgütler var. İran ve Suriye için nükleer ve kimyasal süreci olumlu sonuçlara doğru giderse ki, gitmesi hepimizin hayrına olur , o zaman bölge siyasetindeki her oyuncu için çok yönlü diplomasi ve çıkar ilişkisi zemini oluşur.

Ve bu zemin Kürt sorununun çözümü için de ayrı bir öneme sahip olur.

Türkiye bölgede bugünkünden farklı olarak, kendine yeni bir rol üstlenebilir. Bunun için Türkiye, bölge içi dar hesaplarla hareket eden bir durumdan kendini çıkarmalıdır. Yeni rolünü küresel ve bölgesel politikaları bir bütünün parçaları gibi gören yerde görmelidir.

Ve Türkiye, hem AB ile hem de ABD ile oluşturacağı politik sinerjiyi bölge politikasında avantaja çevirebilmesi için pek çok nedenle Batı eksenli bir “siyasi strateji” izlemelidir.

Ancak Türkiye bu rolünü demokrasi kalitesini AB standartlarına doğru çekemezse, yeni anayasa ve Kürt sorununun çözüm sürecinde sonuç alıcı adımlar atamazsa yani bölge ülkeleri ile arasındaki demokrasi farkını artıramazsa, rol-model bir ülke konumunda olamaz.

Bu nedenlerle, bölge siyasetinde etkili bir ülkede olamaz.