Paket ‘kamu çalışanına’ grev yasağı getirmiyor

Mustafa Pacal - 27/08/2010 15:18:44 (402 okunma)



Paket ‘kamu çalışanına’ grev yasağı getirmiyor

Anayasa değişikliği paketi içinde yer alan sendikal haklarlarla ilgili düzenlemelerin oldukça geniş bir tartışma yarattığını gözlemliyorum.

Bu tartışmalara girenlerin önemli bir kısmı konuya genellikle siyasi-ideolojik tarafgirlik gözüyle baktığı için objektif olmayan değerlendirmelerde bulunuyorlar.

Meseleye bu anlamda yaklaşanları bir kenara bırakırsak, geriye, kendini konunun uzmanı olarak görenler kalıyor ki esasen bunların yaklaşımlarıuzman etiketi taşıdıkları için kafa karışıklığına neden olmakta ve sonuçta sap ile saman birbirine karışmaktadır.

Öncelikle önemli gördüğüm bir noktanın altını çizmek istiyorum.

Bu anayasa değişikliği demokratik bir anayasa ihtiyacını ortadan kaldırmış olmuyor. Ancak bu yolda atılmış tarihi bir adım oluyor.

Aynı görüşlerimi sendikal haklar için getirilen düzenlemeler içinde söylüyorum.

Yine sözümün başında belirtmeliyim ki, bu anayasa değişikleri ile getirilen hiçbir düzenleme mevcut durumu geriye götürmüyor, bilâkis ileriye doğru önemli bir mesafe alınıyor. Bundan zerre kadar şüphe duymuyorum.

Şimdi gelelim değişiklik paketi içinde olan sendikal haklara ilişkin düzenlemelere

Önce bir saptama yapmalıyım: dünyada herhalde sendikal hakların bu kadar detaylı düzenlendiği başka bir anayasa yoktur.

Bu bakımdan da mevcut anayasa kusurlu bir anayasadır.

Sendikal düzenlemelere ilişkin tartışmanın en yoğunu değişiklik istenen 53. maddeyle ilgili ortaya çıkmaktadır.

Bu tartışma hukuk tekniği de içeren bir tartışma olduğundan kimi uzman geçinenler durumu sabote edebiliyorlar.

Bu uzman geçinenler genelde ILO sözleşmelerini ve Anayasa’nın 90. maddesini referans olarak kullanıyorlar.

Bu yaklaşım genel olarak doğru gibi gözükse de akademik olarak eksik bir yaklaşımdır.

Şimdi gelin ilgili 53. maddede yapılmak istenenleri ve buna karşı yapılan itirazları ele alalım.

Önce bu maddeye referans olan Türkiye hükümetinin kabul ettiği uluslar arası sözleşmeler ve anlaşmalar nelerdir.

Ona bakalım ILO (Dünya Çalışma Örgütü) 87, 98 ve 151 sayılı sözleşmeleri, (AİHS) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, (AİHM) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları, (ASŞ) Avrupa Sosyal Şartı, AB Müktesebatı ve Avrupa Birliği Komisyonu direktifleridir.

Sonra bu sözleşme ve anlaşmalardaki tanımlara bakalım. Worker (İşçi), Public servent (Kamu çalışanı), Public employee (Devlet memuru), Public working (Çalışanlar).

Türkiye’deki duruma bakalım bizde çalışanlar yasalarda tanım olarak ikiye ayrılır. Biri işçi, ikincisi memurdur. Bu tanımlara uyanların hakları4857 sayılı İş Yasası, 657 sayılı Devlet Memurları Yasası, İşçi sendikaları için 2821 ve 2822 sayılı sendikal yasalar ve 4688 sayılı Kamu Görevlileri sendikaları yasalarında düzenlenmiştir.

Bu tartışmaya katılan kimi uzmanlar anayasa değişikliği ile getirilen Madde 53’ün (değişiklik 2. 3. 4 paragrafları) “zorunlu tahkim” içerdiği için kamu çalışanlarının “grev” hakkını ortadan kaldırıldığı iddiasında bulunuyorlar.

İlgili düzenleme ise şöyle diyor: 

Memurlar ve diğer kamu görevlileri, toplu sözleşme yapma hakkına sahiptir. Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde taraflar Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na başvurabilir. Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararları kesindir ve toplu sözleşme hükmündedir. Toplu iş sözleşme hakkının kapsamı, istisnaları, toplu sözleşmeden yararlanacaklar, toplu sözleşmenin yapılma şekli, usul ve yürürlüğü, toplu sözleşme hükümlerinin emeklilere yansıtılması, Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun teşkili, çalışma usulü ve esasları ile diğer hususlar kanunla düzenlenir.”

Bu uzman kişiler konuya yaklaşırken kurguyu şöyle yapıyorlar.

Türkiye’nin de imzalamış olduğu ILO sözleşmeleri kamu görevi yapan herkese grevli toplu sözleşmeli hak tanıyor ve Anayasa’nın 90. Maddesigereği bu hakların uygulanması gerekiyor ancak hükümet uygulamıyor.

Anayasa değişikliği ile getirilen bu düzenleme zorunlu tahkim içerdiği için kamu görevi yapanların grev hakkı ILO sözleşmeleri, anayasanın 90. maddesi ve AİHM kararlarına rağmen engellenmiş oluyor.

Konuya girmeden önce bir görüşümü ortaya koymak istiyorum. Ben sendikal örgütlenmeler ve toplu iş sözleşmesi ve grev haklarının tüm “çalışanlar” için sağlanmasını savunuyorum. Bu uzman geçinenler siyaset yapıyorlar ve akademik ahlaka uygun olmayan yorumlarda bulunuyorlar.

Neden?

1. 87, 98 ve 151 sayılı ILO sözleşmelerindeki tanımları Türkçe’ye doğru çevirdiğiniz zaman bu sözleşmelerin hiçbirinde “devlet memuru” statüsünde olanlara “grev” hakkı tanımamıştır.

2. Yine bu sözleşmelere bakıldığında “devlet memuru” statüsünde çalışanlara örgütlenme ve çalışma koşullarını düzenlemeyle sınırlı tavsiyeler bulunmaktadır.

3. Avrupa Sosyal Şartı’nda “devlet memuru” statüsünde çalışanlara “grev” hakkı tanımamaktadır.

4. Aynı şekilde AİHS ve AİHM kararları da “devlet memuru” statüsünde çalışanlara “grev” hakkı tanınmamaktadır.


Bu gerçekleri görmeden ortaya atılan “bu düzenlemeyle kamu çalışanlarına grev yasağı getiriliyor” görüşler maalesef “zırva” olmaktan öte geçmiyor.

Peki tartışmayı hangi zeminde yaparsak doğru bir sonuç alabiliriz?

Öncelikle ILO sözleşmelerinde grevli, toplu iş sözleşmeli sendikal hak sadece işçilere tanınmıştır. ILO 151 sayılı sözleşmesi ile kamu görevlilerine (yani bu tanımın bizdeki karşılığı devlet memuru oluyor) örgütlenme ve istihdam koşullarını belirleme hakları sağlamış ve çalışma koşullarının belirlenmesinde çıkacak uyuşmazlıklarda ise “arabuluculuk, uzlaştırma ve tahkim " gibi araçlardan yararlanılmasını tavsiye etmiştir.

Ne oluyor? Demek ki 53. madde ile getirilen tahkim yalnızca devlet memurlarını kapsamış oluyor.

O zaman sorun nerede?

Sorun bizdeki tanımların uluslararası anlaşma ve sözleşmelere uygun duruma getirilmemesinde yatıyor.

Biz hâlâ kamu personel reformunu yapamadığımızdan işçi kimdir, kamu çalışanı kimdir, devlet memuru kimdir bu tanımları yerli yerine oturtamadığımızdan sap ile saman birbirine karışmış durumda bulunmaktadır.

Bu tanımların yerli yerine oturtulmadığını bile bile 53. Madde ile “kamu çalışanlarına grev yasağı getiriliyor” diye konuya atlamakla akademisyen olmuş olunmuyor.

Bugün 657 sayılı yasa gereği devlet memuru kapsamında çalışan on binlerce kişi tanım itibarı ile “devlet memuru” statüsündedir. Ancak bu statüde çalışanların çoğu örneğin öğretmenler, sağlık çalışanları Avrupa’da işçi statüsündedir ve işçilerle birlikte aynı sendikada örgütlenerek grevli, toplu iş sözleşmeli sendikal haklardan yararlanmaktadır.

Dünyanın pek çok ülkesinde (İsveç gibi ülkeler hariç) devlet ve hükümet adına yetki kullananlar ise örgütlenme, toplu sözleşme yapma hakkını kullanabilmekte ancak grev hakları bulunmamaktadır.

Bu arada Hak-İş olarak ILO’ya yaptığımız başvuruyla 151 sayılı sözleşmenin grev hakkı bakımından yorumlanmasını istedik. ILO 151 sayılı sözleşmenin devlet memurları için “grev” hakkını kapsamadığını bize bildirdi.

Hak-İş’in bu anlamda görüşü devlet memurları içinde belli ölçülerde grev hakkını tanınmasını sağlayacak bir sözleşmenin gündeme getirilmesidir.

Bu kayıtla anayasa ile getirilen değişiklik Türkiye’nin kabul ettiği uluslar arası anlaşmalara ve sözleşmelere uygun bir değişikliktir ve anayasanın 90. maddesi ile çelişmez.

Bizde de kamu personel reformu yapılarak işçi, memur ve kamu çalışanı tanımları yerli yerine oturtulduğunda 53. Madde ile getirilen tahkim yalnızca devlet memurlarını kapsamış olacak ve bugün devlet memuru kapsamında olan on binlerce kamu çalışanının grevli, toplu sözleşmeli sendikal hakkına kavuşacaktır.

Son olarak sayın Başbakan sorunu dile getirerek “İşçi, memur ayrımı yapmayalım “çalışan” diyelim sorunu çözelim, herkese haklarını verelim”diyerek önemli bir açılım yapmıştır.

Şimdi gelişmenin üzerine gidilmeli ve sonuç alınmalıdır. Bugüne kadar kanayan yara olan bu sorun çözülmeli ve on binlerce kamu çalışanın grevli, toplu sözleşmeli sendikal haklara kavuşmalıdır.

O zaman ne yapıyoruz, kimin getirdiği kompleksine girmeden, siyasi körlüğe düşmeden getirilen anayasa değişikliklerinin bizi özgürlükçü demokrasiye bir adım daha yaklaştırdığı için EVET diyoruz.