Sendikal yasaklar ve Anayasa

Mustafa Pacal - 21/04/2010 13:07:19 (334 okunma)


Sendikal yasaklar ve Anayasa

Hükümet tarafından hazırlanan hafta başından itibaren parlamentoda görüşülmeye başlanacak olan Anayasa değişikliği paketi içerik bakımından her yönüyle tartışılıyor. Bu tartışmaların en dikkat çekenlerinin başında ise "yargı reformunu" düzenleyen maddelerin geldiği herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Oysa ki hazırlanan bu değişiklik paketi içinde sendikal hak ve özgürlüklerin önünü açacak önemli değişikliklerin olduğu unutmamak gerekir. Kuşkusuz yargı reformunu düzenleyen maddelerin öne çıkması anlaşılır bir durum olarak görülmelidir. Türkiye yaklaşık son üç yıldır yargı alanında yaşanan hukuk skandalları ile çalkalandı.

Yargı reformunu düzenleyen maddelerde genelde Avrupa ülkelerinde uygulanan örneklerin referans olarak alınması ve diğer yandan Venedik Komisyonu ilkeleriyle uyumlu olması oldukça olumlu bir adım olarak görülmelidir. Ancak çağdaş demokrasilerde meşruiyetin kaynağı halk ve halk oylaması olduğunu dikkate alırsak yüksek yargı organlarının üyelerinin belirlenmesinde parlamentonun belirleyici etkisi daha da arttırılabilirdi.

YARGI REFORMU YERİNDE

Ayrıca yargı reformu başta olmak üzere değişiklik paketinin Avrupa Birliği (AB), Venedik Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu sözcüleri tarafından "olumlu" olarak kabul edilmesi, önerilen değişikliklerin doğru yönde bir adım atıldığını teyit etmektedir.

Anayasa değişikliği paketinin bir diğer önemli yanı ise son üç yılda Türkiye'de yaşanan demokrasi ve hukuk dışı gelişmelere karşı gösterilen siyasi ve sosyal bir reaksiyonun dışa vurumu olduğudur. Bir diğer ifade ile söylersek "devlet" aygıtının daha iyi tanınmasına yardımcı olan olayların sonunda çıkardığımız derslerin bir sonucu olarak da bu değişiklik paketini görmek gerekir.

Anlatılarak anlaşılması zor olan konuların yaşanarak öğrenilmesi bu olayda da doğrulanmış oldu. Ergenekon, Kafes ve Balyoz gibi askeri darbe planlarının hepimize öğretmesi gerekenlerin başında demokrasi dışı olan her müdahalenin, her türlü gelişmenin düşmanı olduğunu bilmemizdir. Onun için hükümetin hazırladığı Anayasa değişiklik paketi sivil ve demokratik anayasa için atılmış olumlu ve önemli bir adım olarak görülmelive desteklenmelidir. Bu destek bundan sonra sivil ve demokratik Anayasa için atılacak adımların da atılması için hem hükümet ve parlamentoyu cesaretlendirecek ve hem de halka Anayasa tartışması, önerileri ve değiştirmesi konusunda bir "kültür" kazandıracaktır.

ANAYASA YAPMA KÜLTÜRÜ

Bugün Anayasa değişikliğine karşı çıkanların en çok korktuğu şeylerin başında seçilmiş parlamentoların ve halkın "Anayasa değiştirme kültürü"sahibi olmamasıdır. Çünkü bu çevreler için Anayasa değişikliği işi darbe Meclislerinin yapabileceği bir iş anlamına gelmektedir. Maazallah halkın oyları ile seçilmiş olanlar Anayasa yapma alışkanlığı kazanırsa bizim "kurucu irade" dediğimiz otoritemizin hali ne olur. İşte bu kırılma yaşanmalı, halkın oyu ile seçilenler Anayasa'yı evrensel hukuka uygun bir temelde değiştirebilmelidir.

Anayasa Mahkemesi'nin "türban davası" için verdiği hukuki bakımdan ironik kararının gerekçesinde mealen bu tür Anayasa değişikliklerini yapabilmek için "parlamento kararının" yeterli olmadığı, bu tür değişikliklerin ancak "demokrasi dışı" müdahalelerle yapılabileceği ima edildi. Bu Anayasa değişikliği paketi ile 12 Eylül askeri darbesine karşı ilk kez bu kapsamda karşı bir anayasal "hukuk darbesi" yapılıyor. Sadece Anayasa'nın geçici 15. Maddesi'nin kaldırılması ile değil esas olarak bu pakette yer alan yüksek yargı organlarının katılımcı ve çoğulcu biçimde yeniden düzenlenmesi ile 12 Eylül baskıcı rejiminin "kozmik odalarına" müdahale ediliyor.

MUHALEFETİN SEFALETİ

Anayasa değişikliklerine karşı çıkanların çıkardığı gürültülerin desibellerine bakıldığında bu durum daha iyi anlaşılıyor. CHP ve MHP'nin başını çektiği muhalefetin liderleri hemen her gün Cumhurbaşkanı'nı, Başbakan'ı, TBMM üyelerini ve kamuoyunu "tehdit" eden salvolarda bulunuyorlar. Tüm bunlara pabuç bırakacak kimsenin olmadığının artık bilinmesi gerekiyor.

Herkes biliyor artık devleti elinde bulunduran bürokratik elit iki önemli unsuru Silahlı Kuvvetler ve yargı yüksek bürokrasisine bu değişiklik paketinde dokunuluyor, bu da 12 Eylül'den bu yana ilk kez oluyor. Ben de yurttaş olarak içerik olarak evrensel hukuk ve Avrupa Birliği müktesebatına uyumlu ve daha kapsamlı sivil ve demokratik bir Anayasa istiyorum. Ancak bugün verili siyasi koşullara baktığımda sivil ve demokratik Anayasa için atılmış bu olumlu adımın desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu destek için bir başka önemli nedenim ise bu Anayasa değişikliği paketinde bulunan sendikal yasaklara ilişkin getirilen düzenlemelerdir.

Bu konuda getirilen düzenlemelere girmeden önce bir konunun altını çizmek istiyorum. Bilindiği üzere Türkiye'de sendikal faaliyetleri düzenleyen kanunlara baktığımızda pekçok bakımdan ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) sözleşmeleri ile uyumlu olmadığını görürüz.

SENDİKAL YASAKLARA DOKUNULUYOR

Bunların en bilinenlerinin başında sendikal örgütlenme, toplu pazarlık hakları ve grev hakkı konuları gelmektedir. Bugün Anayasa değişiklik paketi ile getirilen değişiklikler sendikal yasakların kaldırılması bakımından atılmış olumlu bir adım olarak görülmelidir. Yalnız Anayasa değişikliği ile kaldırılması düşünülen sendikal yasakların çıkması beklenen yeni sendikal yasalarda dikkate alınması gerekir. Bu durumu bir kez daha şöyle özetlersek hükümet ve sosyal taraflar arasında yeni sendikal yasalar konusunda sürmekte olan bir sosyal diyalog var. Anayasal değişikliklerle getirilen sendikal düzenlemeleri bu durumla birlikte görmek gerekiyor. Yani bu anayasal değişikliklerle yeni sendikal yasalarda yapılacak düzenlemelerin önü açılmaktadır. Kuşkusuz atılan bu olumlu adım yeterli değildir.

'DELİ GÖMLEĞİ'NDEN ÇIKALIM

Ancak 12 Eylül askeri darbe Anayasası ve yasaları ile getirilen sendikal yasakların ilk kez bu kapsamda değişikliğe uğradığı da bir gerçek olarak görülmelidir. Sendikal haklar bakımından alınması gereken daha çok yolumuz bulunmakta ancak böylesi kritik virajları kazasız belasız alabilirsek bundan sonra toplum olarak daha köklü anayasal ve yasal değişiklikleri yapabilme kapasitemizi arttırabiliriz.

Sonuç olarak Türkiye 12 Eylül askeri darbesi ile kendini giydirilen "deli gömleği" gibi olan devleti yurttaşa ve emekçiye karşı koruyan ve kollayan bir Anayasa'dan adım adım da olsa halkın iradesiyle kurtulmaya çalışıyor. Bütün bu anti-demokratik sürecin zorluklarını yaşamış bir sendikal aktivist olarak atılan bu olumlu ve önemli anayasal değişikliklere bir bütün olarak baktığımda bizi demokrasi kulvarında ileriye götürecek hak ve özgürlükleri içerdiğini görüyorum ve destekliyorum.

Bir söz vardır "Yapılıncaya kadar her şey yapılamayacakmış gibi görünür." Bu anayasal değişiklikleri yaparak "yapılamayacakmış gibi" olan korkularımızdan kurtulacağımıza, sonra daha iyisini, daha demokratik ve sivil olan Anayasa ve yasaları yapma cesaretimizi arttıracağımıza inanıyorum. Yeter ki kararlı ve cesur olalım...