Sosyal çürüme ve taşeron işçileri



Soma faciası ile birlikte kamuoyu gündemine yeniden yakıcı bir şekilde gelen taşeron sorunu, pek çok boyutuyla tartışılıyor.

 

Tartışmalar, taşeron işçilerinin iş mevzuatı ölçülerinin altında çalışması, sosyal güvenlik haklarından mahrum olmaları ve iş güvenliği noktalarında yoğunlaşıyor.

 

Günümüzde taşeron çalışması, öncelikle kamu başta olmak üzere giderek kamu ve özel sektör farkı gözetmeksizin daha yaygın bir uygulama hâlini aldı.

 

Öyle ki taşeron çalıştırma öteden beri hükümetin resmî istihdam politikası idi.

 

Hükümet bugüne kadar, kamuda emekli olan işçilerin yarattığı işgücü açığını taşeron işçilerle karşıladı.

 

Maliye Bakanlığı’nın kamu kuruluşlarına, emekli olan işçilerin yerine kadrolu kamu işçisi yerine, “taşeron işçi alın” talimatı verdiği bilinen bir gerçektir.

 

Bu durumun yarattığı haksızlıklara, kamuda taşeron olarak çalışanların açmış olduğu davalar üzerinden baktığımızda, bu davaların hem kıdem tazminatı ödemeleri ve hem de kamuda kadroya alınması kararlarıyla sona erdiğini görmekteyiz.

 

Bugün tahminen 800 bini kamuda olmak üzere 1,5 milyon işçi, taşeron işçisi olarak çalışmakta ve her türden haksızlığa uğratmaktadır.

 

Hükümetin elinde konuya ilişkin bir yasa tasarısı olduğu biliniyor.

 

Çalışma Bakanı Faruk Çelik, tasarının seçim sonrası gündeme geleceği söylemine uygun olarak şimdi de haziran ayı içersinde yasanın Meclis’ten geçebileceğini açıkladı.

 

Anlaşılan o ki yasa tasarısı henüz Başbakan’ın “görüş alanı” içine girmiş bulunmuyor.

 

Biz yine de taşeron işçilik sorununun giderilmesi için atılması gereken adımlar neler olmalıdır noktasında, önerilerimizi yapalım.

 

• Taşeron işçilik sorunu için ILO standartları, yargı kararlarına uyum ve sosyal tarafların önerileri doğrultusunda yeni bir yasal düzenleme yapılmalıdır.

 

• Bu kapsamda 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesine, 5538 sayılı Kanun ile 01.07.2006 tarihinde, sosyal tarafların mutabakatı olmaksızın, ilave edilmiş olan 8. ve 9. fıkraların yürürlükten kaldırılması, 5763 sayılı Kanun ile 15.05.2008 tarihinde değiştirilen 4857 sayılı İş Kanunu’nun 3. maddesinin 2. fıkrasının, mahkeme kararları ile kesinleşen müfettiş raporlarının, asıl işverenler tarafından re’sen uygulanmasını sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

 

• Alt işveren işçilerinin ücret alacakları, yıllık izinlerinin hak edilmesi ve kullanılması, kıdem tazminatı ile işverenlerin değiştiği durumlarda yaşanan mağduriyetlere ilişkin İş Kanunu’nda yer alan düzenlemeler güçlendirilmelidir.

 

• Diğer taraftan 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nun 8. ve 15. maddeleri Anayasal ve yasal güvenceye bağlanmış olan toplu sözleşme özgürlüğünü sınırlayıcı nitelikteki hükümlerinin değiştirilmesi bir başka sorun olarak giderilmelidir.

 

• 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na göre ihalesi yapılacak olan“Hizmet Alımlarına İlişkin Fiyat Farkı Hesabında Uygulanacak Esaslara İlişkin Düzenleme”nin,asgari ücret ve diğer işçilik maliyetlerindeki değişiklikten kaynaklanan farkların düzenlendiği 8. ve 9. maddesi ile “Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği”nin 10. maddesinde, “Kamu İhale Genel Tebliği”nin78, 79, 81 ve 83. maddesinde yer alan, toplu sözleşme özgürlüğünü ve çalışanların haklarını kısıtlayıcı hükümler kaldırılmalıdır.

 

• Kamu işyerlerinde, belirlenen norm kadrolarla yapılacak asıl işlerin dışında kalan işler içinse 4734 ve 4735 sayılı kanunlar ile alt mevzuat metinleri 94 sayılı ILO sözleşmesine uygun hâle getirilmelidir.

 

Yeter artık!

 

Herkesin insan onuruna uygun düzgün ve güvenli bir işte çalışmasının, temel insan hakları içinde kabul edilen bir hak olduğu bilinmelidir.

Taraf