‘Suruç düştü’


Suruç katliamı sadece anaların değil memleketin de bağrına bir ateş gibi düştü. Katliam sonucu şimdiye kadar çoğu üniversite öğrencisi 32 insanımız, gencimiz hayatını kaybetti. Bu vahşi saldırıyı nefretle kınıyorum. Faillerinin bir an önce yargı önüne çıkarılmasını istiyorum. Saldırıda hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı, yaralı olanlara acil şifalar diliyorum.

Terörist saldırılar belli periyodik aralıklarla gündeme getiriliyor. Hepsi için ayrı ayrı değerlendirme ve sonrada bu bütünün üzerinden bir genel değerlendirme yapmak gereklidir diye düşünüyorum.

Şu nedenle böyle düşünüyorum.

Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi son beş yıldır Türkiye adına siyaseti domine ediyor. Her ne kadar böyle bir ikili yok Erdoğan var deseler de Davutoğlu bu süreçte Erdoğan’a en yakın isim oldu.

Bu son beş yıl siyasi açıdan gerçek anlamda doğru dürüst değerlendirilirse, hem bundan önceki yaşadığımız olumsuzlukları anlayabiliriz ve hem de bundan sonra yaşayacağımız olumlulukların da kapısını aralayabiliriz.

7 Haziran seçim sonuçları tüm bir siyaseti yeniden okuma ve yenileme açısından da hazır böyle bir fırsat sunarken ve diğer yandan koalisyon hükümeti arayışları sürerken tam zamanıdır düşüncesindeyim.

Son beş yıla ana başlıklarla bakarsak bugün içine düştüğümüz bu durumun nedenlerini de anlamış olacağız. Yeni anayasa, çözüm süreci, Gezi olayları, yolsuzluklar süreci, “Batı’yla” ilişkiler ve Suriye ve Ortadoğu politikaları… Erdoğan ve Davutoğlu tüm bu sorunların çözümünde ve yönetiminde başarılı olamadı.

Bu süreçlerin ve sorunların hepsi hakkında söylenecek çok şey var ama konuyu Suruç katliamı çerçevesinde ele alırsak daha sıcak bir değerlendirme olur bence…

Erdoğan ve Davutoğlu daha başından beri önce Irak ve İsrail, sonra Mısır ve Suriye politikalarında bölgede kendilerini yalnızlığa iten sekter bir yol izlediler. “Yeni Osmanlıcılık” stratejisi olarak da bilinen bu yaklaşımın esas yöntemi bu ülkelerin iç işlerine siyaseten müdahale etmek veya müdahil olmak olarak açıklanabilir. Irak seçimlerinde taraf olmak, Türkmenlerin üzerinde Irak siyasetine ayar vermek. “One minute” ile başlayan Mavi Marmara ile devam eden İsrail krizi. İhvan üzerinden başta Mısır ve Suriye olmak üzere bölge siyasetine yön vermek çabaları ve sonunda bölge siyasetinden tecrit olma hâlinin ortaya çıkması olarak süreci özetleyebiliriz.

Suruç katliamını, Ortadoğu’da bu “A planı”nın çökmesinden sonra yani siyasi yol ile bölge siyasetinde etkili olmanın elde patlaması sonucunda, bu sefer de “B planı” olarak şiddet ve terör üzerinde etkinlik kurma arayışının çerçevesinde değerlendirmek gerekir.

Yani IŞİD üzerinden öncelikle Suriye’de ve bölge ülkelerinde yeni bir güç kazanılma şansının zorlaması olarak durumu anlamak lazım.

MİT TIR’larının yakalanması, davaya yayın yasağı getirilmesi ve sonra TIR’ların içinde nelerin olduğunun gün yüzüne çıkması ve güney sınırlarının IŞİD için “yolgeçen hanı” durumunda olması IŞİD üzerinden bir bölge hegemonyası sağlamanın anlaşılmasını kolaylaştıran gelişmeler oldu.

IŞİD’in Kobane’yi düşürememesi ve Rojava bölgesinde PYD’nin askerî ve siyasi üstünlüğünün ortaya çıkması ile uluslararası camianın hem Esad’a destek vermesi ve hem de IŞİD mevzilerini topa tutması, Suruç katliamını gerçekleştirenlerin kimler olduğunu anlamamıza yardımcı olacak gelişmeler oldu.

Suruç katliamı IŞİD’in “savaşarak teslim olma” taktiğine benziyor.

Çünkü IŞİD ve onun üzerinden bölge siyasetinde etkinlik hesapları yapanlar kaybediyor. IŞİD işlediği insanlık suçu barbarlıklarının hesabını verecek. Hele İran ile yapılan nükleer anlaşma sonrası IŞİD karşıtı cephe daha da güçleneceğe benziyor.

Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi şimdi yeni duruma uygun bir bölge siyasetini yeniden düşünmeli, tabii kendilerine inanacak liderleri bulurlarsa…