Türkiye ekonomisi üçlü risk altında...


Ekonomide 2013 yılının son çeyreğinden 2014 yılına bakıldığı zaman oldukça iyimser yorumlar yapılabiliyordu.

 

Özellikle ABD ekonomisinin toparlanması yönündeki gelişmeler ve Fed’in piyasaları fonlamasındaki desteği aşağıya doğru çekmesi ile büyüme oranlarında artı durumun görülmesi, 2014 yılı için bu iyimserliğin başlıca nedenleri kabul ediliyordu.

 

Sadece ABD ekonomisindeki olumlu gelişmeler değil AB ekonomilerinde de bir önceki yıla göre ortaya çıkan toparlanma da bu yaklaşıma destek oluyordu.

 

Ancak 2014’ün ikinci yarısı ortaya çıkmaya başlayan küresel ekonomik veriler bu iyimser havanın dağılmasına neden olduğu gibi yerini daha endişeli bir yaklaşıma da terk etmiş oldu.

 

AB ekonomisinin lokomotifi olan Almanya ekonomisinin yıllık yüzde 2,4 büyüme hedefine karşın yılın ikinci çeyreğinin birinci çeyreğe göre yüzde -0,2 daralmış olması ve Fransa ekonomisinin yıllık yüzde 0,7 büyüme hedeflemesine karşın 0 büyüme göstermesi AB ekonomileri üzerinde dağılması beklenen kara bulutların henüz dağılmadığını gösterdi.

 

Her ne kadar ABD ekonomisinin yılın ikinci çeyreğinde birinci çeyreğe göre yüzde 1 ve hakeza İngiltere ekonomisinin yine yüzde 0,8 büyümüş olması ve tersine Almanya gibi ekonomik istikrarın sembolü olan bir ekonomide daralmanın görülmesi, bence 2014 yılı için beliren endişeli yaklaşımın kaynağını oluşturmaktadır.

 

Diğer yandan Kırım sorunu nedeniyle ABD ve AB ülkelerinin Rusya için aldığı yaptırım kararları ve Rusya’nın buna mukabil almış olduğu karşı kararlar da işin bir başka olumsuz yanı oldu.

 

Rusya’nın, AB ülkelerinden ağırlıkla gıda maddesi ithalatını kesmiş olması ve bu gelişmenin karşılıklı ekonomik yaptırım boyutlarının ne olacağı sorusu, var olan endişeleri daha da artıran başka bir faktör oldu.

 

Ayrıca Ortadoğu savaşları ve IŞİD terörünün bölge ihracatında ve yatırımlarda önemli kısıtlayıcı etkileri ekonomi için ayrı bir yük kaynağı oluşturdu.

 

Bu gelişmeler karşısında küresel ekonomi için 2014 yılının ikinci yarısında olumlu gelişmeler beklenmiyor ve bunun anlamı da, bu yıl, tahmin edilen ekonomik hedeflerin altında kalınacak demektir.

 

Bu gelişmeler üzerinden Türkiye ekonomisine bakacak olursak yıllık yüzde 4 büyüme hedefini tutturmak hayli zor gözüküyor.

 

Fitchson değerlendirmesinde ise daha önce yüzde 2,4 olan büyüme oranı tahminini yüzde 2,7 yükseltti.

 

Moody’sde geçtiğimiz günlerde yayınladığı “Türkiye’nin kredi notu üzerinde kısıtlayıcı etkenlerin”değerlendirildiği raporunda, “seçimlere kadar siyasi belirsizlik devam ettiği sürece yapısal gündeminin aksayabileceği ve uluslararası yatırımcıların güvenindeki değişiklikler karşısında ekonominin kırılgan hale gelebileceğini” belirtiyordu.

 

Dikkat edilirse bu çerçevede Türkiye ekonomisi üçlü bir risk altında bulunuyor.

 

Birincisi ve en önemlisi içeride ekonomik ve demokratik alanda yapısal kararların alınamaması ve uygulamaya bir türlü geçilememesinin yarattığı kırılganlık, ikincisi bölgesel siyasi ve ekonomik risklerin ekonomi üzerindeki etkileri ve son olarak AB ekonomilerinde yeniden durgunluğun görülmesi ve bunun ihracatı olumsuz etkileyecek olması ve son olarak da küresel ekonomik faktörlerin yarattığı baskılar, Türkiye ekonomisi için olumsuz sonuçlar dayatıyor.

 

Bu dayatmalara karşı demokratikleşme ve yeni anayasa sorunu, AB üyelik süreci ve Kürt sorununda ilerleme sağlanamaması politik; cari açık ve kamu bankalarının özelleştirilmemesi ile vergi reformu gibi sorunlar ekonomik yapısal sorunlarımız olarak acil çözüm bekliyor.

 

Anlayacağınız bu yıl ekonomi defterini iyi kapatamıyoruz.

 

Artık seneye bakacağız.