ULUDERE VE GREV HAKKI GASPI KABUL EDİLEMEZ…

Mustafa Pacal - 05/06/2012 23:07:24 (125 okunma)




ULUDERE VE GREV HAKKI GASPI KABUL EDİLEMEZ…

Ak Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk tarafından torba yasa içinde teklif edilen “sivil havacılık işkoluna grev yasağı getiren” yasa teklifinin 31.05.2012 tarihinde mecliste kabul edilmesi ve peşinden yasa değişikliğinin Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak, yürürlüğe girmesi sendikal hak ve özgürlükler bakımından kabul edilemez bir durumdur.
Bu yasa değişikliğinin tamda THY’de toplu iş sözleşmesi sürecinde grev kararı aşamasına gelinmişken yapılmış olması iki defa, tam bir hukuk tanımazlıktır.

Bunun için Hava-İş üyesi çalışanların tepkisi ise gayet meşru ve demokratik bir tepki olarak kabul edilmeli ve desteklenmelidir.
Daha dün 2010 anayasa referandumunda anayasanın 54.maddesinde yapılan değişikliklerle “siyasi ve dayanışma amaçlı grev hakkına dahi getirilen kısıtlama ile grev esnasında işçilerin vereceği olası zararlardan sendikaları sorumlu tutan” düzenlemeler anayasa metninden çıkarılmışken...

Ak Parti Tanıtım ve Medya Başkanlığı tarafından Temmuz 2010 tarihinde yayımlanan “Anayasa Değişiklik Paketiyle İlgili Sorular ve Cevapları”broşüründe ise 54.madde ile yapılan değişiklikler için “grev hakkının daha özgürce kullanılması” için yapıldığına dair gerekçelerin broşürde yer almasının henüz mürekkebi kurumamışken... 

Şimdi bu ne perhiz,bu ne lahana turşusu…

İleri demokrasi hedefine yönelik olduğunu söyleyen bir parti ve onun hükümeti sivil havacılık işkoluna getirdiği bu yasak ile inandırıcılığını kaybetmiş olmuyor mu?

Bu grev yasağı sadece sivil havacılık işkolu için değil diğer tüm iş kollarındaki grev hakları içinde bir tehdit oluşturmakta ve bu durum iş barışını sabote etmektedir.

Çünkü,TBMM’den Ak Parti Milletvekillerini oyları geçen bu grev yasağı maddesi; öncelikle Türkiye’nin de imzalamış olduğu ILO’nun 87 ve 98 sayılı örgütlenme ,toplu pazarlık ve grev haklarını düzenleyen sözleşmelerine aykırı olduğu gibi anayasanın 90. Maddesi ile Avrupa Sosyal Şartı gibi diğer anlaşmalara da aykırı durumdadır.
Ayrıca bu grev yasaklarını, 12 Eylül darbecileri bile koymaya cesaret edemezken,12 Eylül ve diğer darbelerle hesaplaşan bir hükümet için getirilen bu yasak sanki şaka gibi…

Şimdi siz gelin, bu yasaklardan vazgeçin ve halen meclis genel kuruluna dahi getirilmeyen “Toplu İş İlişkileri Yasasını” (TİİY) bir an önce meclisten geçirin. 

Sendikal hak ve özgürlüklerin önünü biraz olsun açın, açın ki hazır ILO genel kurulu da toplanmışken sendikal hak ve özgürlükler alanında Afrika ülkeleri ile aynı durumda bulunmaktan kendinizi kurtarmaya bakın…

Ve ayrıca TİİY yasası meclisten geçerse AB ile “Pozitif Gündem” başlığında devam eden “sanal” müzakerelerde ise “Sosyal Politikalar” başlıklı dosyayı da müzakerelere “belki” açmış olursunuz.

Çünkü AB Komisyonu bu dosyayı taraflar arasında müzakereye açmak için sendikal yasalarda ILO ve AB standartlarında iyileştirmeler yapılmasını şart koşuyor.

Şimdi demokratikleşme sürecinde geçmişte önemli adımlar atan hükümetin kendi durumunu zora sokacak bu tür yanlışlara düşmemesini beklerken, bu tutumunda ısrar etmesi,Uludere faciasında takındığı anlaşılmaz tavrın devamı olarak gözüküyor.

Oysa hükümetin ve muhalefetin demokratikleşme sürecinde rotanın özgürlükçü demokrasi için yeni anayasa ve Kürt sorunun çözümüne döndürülmesi, her bakımdan yaşamsal öneme sahip ortaya yerde çözüm bekleyen memleket meseleleri olarak duruyor.

“DEVLET” İLE ÖCALAN GÖRÜŞMELERİ VE KURUMSAL ENFORMASYON SORUNU

Gönderen Mustafa Pacal - 23/06/2011 23:17:01 (439 okunma)



“DEVLET” İLE ÖCALAN GÖRÜŞMELERİ VE KURUMSAL ENFORMASYON SORUNU

PKK lideri Abdullah Öcalan ile “devlet (?)” arasında yapılan görüşmelerin İmralı’da sürdüğünü herkes gibi bende biliyorum. 

Biliyorum derken tanığı olarak değil çeşitli kaynaklardan aldığım bilgiler ışığında bunları söylüyorum.

Her ne kadar sürmekte olan görüşmelerin açıklanan sonuçlarına tekzip anlamında karşı açıklamalar pek gelmese de, görüşülen konuların detayları hala esrarını korumaktadır.

Bu görüşmelerin ne zaman başladığı, nerede yapıldığı ve kimlerin katıldığı bilgileri ise tam bir muamma ve sanki hiç bilmemizin istendiği konular değilmiş gibi geliyor bana.

Gerçi günümüzde bilinmesi oldukça zor olan bilgiler Wikileaks gibi organizasyonlar tarafından deşifre edilse de aslında buz dağının ucu ile yetindiğimizi düşünüyorum.

Devlet sırrı herhalde bu, devlet bu yani…
Burada biraz devlet tanımını açalım istiyorum.
Devlet, insan için tarih boyunca zorunlu bir örgütlenme biçimi olagelmiştir. 

Yoksa devlet insan doğasına uygun bir örgütlenme biçimi değildir.
İnsanlar, bir dönem içinde yani canını, malını ve geleceğini korumak için böyle bir örgütlenmeyi tercih etmişlerdi, bugünde bu böyle.
Tabi daha sonra da kendilerini kendi kurduğu devlete karşı korumak durumunda kaldılar.

İnsanlar sonraları devleti denetlemek ve kontrol etmek için hukuk ve demokrasi yolunu bulacaklardı. 

O nedenle, orta çağ monarşileri ve ardından ulus devletler tarihinin başlaması, hem de bir yandan feodalizm’den kapitalizme geçiş ve kapitalizmin acımasız gelişmesi ile yaratılan “zenginliğin” ele geçirilmesi için yapılan savaşlar kaybedilen milyonlarca hayat ve bu akıl almaz vahşi dönemin insanlık tarihinde yarattığı katliamlar ve travmaların sonuçlarıdır aslında yaşadığımız tarihin adı.

Evet devletin denetlenmesi, kontrol edilmesi için hukuk ve demokrasi araçları önemli işlevler görmüş demokratik hukuki devlet yapıları ortaya çıkabilmiştir.

Bugün içinde Kürd sorununun ortaya çıkmasında devletin rolü ve sorunun çözümünde bu gün devletin oynayacağı rol oldukça yaşamsal öneme sahip bulunmaktadır.

Bu bakımdan Öcalan “devlet” görüşmeleri bu sürecin en önemli diyaloglarının başında gelmektedir.

Bir diğer ifade ile söylersek her bakımdan ülke gelişmesini engellemiş olan Kürd sorunu için atılan her adım ve girişim kamuoyu ve basın tarafından yüksek dikkatle izlenir olmuştur.

Bu nedenle Öcalan “devlet” görüşmelerinin içerik olarak kamuoyu ile paylaşmak önemli bir enformasyon konusu haline gelmiştir.

Ancak bu önemli enformasyonun kaynaklarına bakıldığı zaman bu duruma yeterli özenin gösterilmediğini görüyoruz.

Yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için şunu ilave etmeliyim.
Bu güne kadar görüşmeleri açıklayan kaynaklar ve kişiler yalan, yanlış bilgiler veriyorlar demeyi kastetmiyorum.

Kastettiğim şu, bu düzeyde yapılan görüşmelerin daha düzenli,daha kurumsal ve daha “açık” bir şekilde kamuoyuna derli toplu aktarılmasının altını çizmek istiyorum.

Bu aynı zamanda yurttaşların bilgilenme hakkı içinde gerekli bir durum ve aynı zamanda bu konularda olası bilgi kirliliğini de önleyecek bir uygulama olacaktır. 

Bu arada açık bilgilenme derken bir oto sansür uygulanması “gereken ve çok özel” güvenlik bilgiler için yapılabilir diye düşünüyorum.
Önerim şu,görüşmelere katılan kişi ve kurumların mutabakatı ile oluşturulacak bir “enformasyon bürosunun” kamuoyu ve basını bilgilendirilmesidir.

Bilgi çağında hem de böyle bir konuda düzgün ve sağlıklı bilgilenme talebinde bulunuyorum.

Çünkü bu yaşamsal konuda doğru bilgilendirme doğru politik sonuçların alınmasının temelidir diye düşünüyorum.