Umutsuzluğu seçtik...


Seçim hakkında benim yorumum daha sade; Erdoğan istediği oranda oy alamasa da, bir kez daha kazandı.

 

Şimdi bu noktadan ileriye doğru bir değerlendirme yapmak ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Türkiye’yi orta ve uzun vadede nasıl bir gelecek bekliyor daha çok buna bakmak bence önem kazanıyor.

 

Bir kere siyasi rejimin otoriter rengi daha da koyulaşarak devam edecek gibi gözüküyor.

 

Çünkü Erdoğan her ağzını açtığında ya tehdit savuruyor ya da nefret söyleminde bulunuyor.

 

Paralel devlet’ operasyonu Köşk’e çıksam da devam edecek” demesi, demokratikleşme, yeni anayasa için belirgin hiçbir söylemde bulunmaması, Çözüm süreci ve Kürt sorunu hakkındaki sürecin halen ne olacağının bilinmemesi, otoriter bir yönetim sürecinin devam edeceğini gösteren alametler olarak kendini gösteriyor.

 

Bu değerlendirmeleri sadece biz yapmıyoruz.

 

Cumhurbaşkanlığı seçimi sonuçlarından sonra da ABD ve AB ülkelerinden gelen mesajlar da içerik olarak Erdoğan üzerinden bir demokratikleşme umudu taşımıyor.

 

Bunların Erdoğan ve etrafındaki zevat için bir önemi olmayabilir.

 

Yani seçimi kazanmış olmaları sağırlıklarını sürdürmeye yetebilir.

 

Bizim kaderimiz mi ne bilinmez ama dünyada genelde seçimleri “genel iyileşme” mesajı veren partiler kazanırlar; ancak bu bizde böyle olmadı ve olmuyor.

 

Özellikle ihtiyacımız olan demokratikleşme ve hukuk devleti ekseninde hiçbir umut vermediği hâlde Erdoğan seçimleri kazanabiliyor.

 

Böyle bakıldığında herkesin kaybettiği bir seçim yaşamış olduk.

 

Erdoğan seçimin galibi olsa da toplumsal kutuplaşma ve gerginliği devam ettirecek olması ve Türkiye’nin demokratikleşme gibi temel sorunlarında ilerleme sağlayacak güveni verememesi Türkiye için bir kayıp olmuştur.

 

Ayrıca anket şirketlerinin belirttiği oy oranlarının altında kalması da kendisi bakımından başka bir kaybın nedeni oldu.

 

CHP-MHP çatı bloku --her ne kadar Ekmel Bey “galiptir bu yolda mağlup olan” dediyse de-- bu seçimin başlıca mağlubu oldu.

 

Yani Ekmel Bey bu sözü ile “seçimi ben değil siz kaybettiniz” demek istedi.

 

Bu durumun özellikle CHP içinde tartışmalara ve arayışlara neden olması, parti yönetiminde değişikliğe de neden olabilir.

 

Demirtaşseçimde yüzde 10’a çok yakın bir oy alarak amacına ulaşmış bir aday oldu. Demirtaş böylelikle hem kendi oylarını artırmış oldu ve hem de Ekmel Bey’e gidecek kimi oyları kendisine çekerek, nispeten Ekmel Bey’in ikinci tura kalmamasına neden oldu.

 

Demirtaş için bir diğer başarı ise söylemi ile siyasete “yeni demokratik bir dil” kazandırması oldu.

 

Türkiye bu seçimde umutsuzluğu tercih etti dersek abartılı bir yaklaşım göstermiş olmayız.

 

Çünkü soru net, Erdoğan bu saatten sonra siyasi ve kişisel yetkisini ve enerjisini demokratikleşme ve hukuk devleti için mi kullanır,yoksa otoritesini güçlendirmek için mi?

 

Bence ikinci seçenekten yana bir yönetim gösterecek; çünkü 17 Aralık psikozu onu böyle davranmaya itiyor.

 

Bu durumda devlet yapısı ve toplumsal süreçlerdeki tahribat devam edecek ve gerilim daha da yükselecek diye tahmin ediyorum.

 

Kuşkusuz yanılmak isterim ancak işaretler bunun gösteriyor.

 

Bu duruma ekonomik bozulmalar da eşlik ediyor.

 

Yıllık enflasyonun yüzde 9-10 bandında seyretmesi, cari açık ve kamu maliyesindeki dengesizliklerin yanı sıra ekonomik durgunluğun belirtileri şimdiden ortaya çıkmış gözüküyor.

 

Bırakın küresel ekonomik etkileri sadece Suriye ve Irak’taki çatışmaların ekonomik etkileri bile bu durumun ortaya çıkmasında sarsıcı gözüküyor.

 

Böyle de olsa Erdoğan’ın fazlaca bir seçeneği kalmadı.

 

Ya demokratikleşmenin ve zenginleşmenin önünü açacak ya da Türkiye’yi bölgeden ve dünyadan soyutlanmış bir ülke durumuna getirecek.

 

Not: Erdoğan Amberin Zaman’dan özür dilemeli...