…yoksa yönetemezler


 Seçimler sonrası her türden değerlendirme yağmuru devam ediyor.

Bu değerlendirmelerin öne çıkan ortak noktası kimsenin böyle bir seçim sonucu beklemiyor olmasıydı.

Aslında herkes haklı olarak Türkiye’nin genel görünümüne baktığında AKP’nin bu sonucu alacağını düşünmemekle beraber, aşağı yukarı 7 Haziran seçim sonuçlarının ortaya çıkacağında hemfikirdi.

Ama hiç öyle olmadı ve seçmen sadece anket şirketlerini değil tüm partileri, iç ve dış kamuoyunu da sarsıcı şekilde yanılttı.

Şimdi bu durumun nedenlerini tartışıyoruz.

Seçim öncesi 24 Eylül tarihli “1 Kasım seçimi, bir proje” adlı yazımda bu seçimlerin Erdoğan için hayati önemde olduğunu ve her türlü şiddet ve hukuksuzluğu göze alabileceğini belirtmiş, asıl hedefin HDP’yi seçim barajı altında bırakmak olduğuna vurgu yapmış ve sonuç olarak bu seçimlere daha fazla asılmak gerektiğinin söylemiştim.

Bu sonucu öngörememiştim ama bu seçimin öneminin altını kalınca çizmeye çalışmıştım.

Neyse…

Şimdi bu seçimler için ilk söylenecek söz bu seçimlerin eşit ve adil koşullarda yapılmamış olmasıdır.

Erdoğan çok açık bir “bunalım siyaseti” orta yere koydu.

400 vekil verin bu iş bitsin” diyen Erdoğan, 7 Haziran’da bu sonucu elde edemeyince terör saldırıları ile ortaya çıkan duruma “400 vekil verseydiniz bunlar olmazdı” dedi.

Suruç’ta başlayan ve Ankara katliamı ile son bulan bu bunalım siyasetinin bilançosu da oldukça ağır ve hazin oldu.

Yani bu seçimleri kazanabilmek için beş yüzden fazla insanın ölmesi mi gerekiyordu.

Herhâlde öyle, çünkü Davutoğlu Ankara katliamının arkasından “oylarımız yükseliyor” dedi.

Erdoğan’ın bu kanlı seçim oyununa PKK’nın da girmesi HDP için tam da arkadan takılan siyasi bir çelme oldu.

Basına ve medyaya karşı uygulanan terör seçim öncesi tavan yaptı.

İpek-Koza medya grubuna adeta el konuldu.

Korku, tehdit ve şantaj bu seçimlerin adil ve eşit koşullarda yapılmadığının en açık göstergesi oldu.

AGİT gözlemcilerinin verdikleri rapor da bu durumu teyit eder yönde oldu.

Bir diğer önemli faktör muhalefet partileri ve özellikle Bahçeli’nin izlediği “hayırcı” politika ve CHP’nin yeteri kadar güven vermemesinden kaynaklanan sorunlardı.

Öyle ki 7 Haziran seçimlerinde seçmen muhalefete koalisyon hükümeti kuracak sayıda milletvekili verdiği hâlde Bahçeli yüzünden bırakın hükümet kurmayı Meclis başkanlığını bile AKP’ye kaptırdılar.

Bu durum bile bu seçimde seçmen tercihleri üzerinde etkili oldu.

Hep söyledik, etkin bir muhalefetin olmaması AKP için hep avantaj oldu; bu seçimde de öyle oldu.

Erdoğan ve AKP şimdi bir iktidar fırsatı daha yakaladı.

Fırsatı bundan önce olduğu gibi kullanırsa, bu, bizi nereye götürür bilemem ama, yok, “fabrika ayarlarına” geri döner yeniden demokratikleşme, yeni anayasa, çözüm sürecine yeniden başlama ve AB sürecini ilerletme gibi Türkiye’nin gerçek gündemine dönerse, bu, hepimizin hayrına bir durum olur.

Özellikle ekonomik kırılganlığa, durgunluğun da eşlik etmesine bakıldığında bu gündeme geri dönülmesinin en fazla ekonomik canlanmaya katkısı beklenmelidir.

Ayrıca başka bir hayati önemde katkısı da, Erdoğan Türkiye’sinin yitirilen bölgesel ve uluslararası siyasi itibarının geri kazanılmasına, bu gündeme geri dönmek önemli katkı sağlayacaktır.

Eğer Erdoğan ve AKP, kutuplaşmayı ve gerginliği azaltarak, Türkiye’nin gerçek gündemine geri dönmezlerse seçimi kazanmış olsalar da bence yönetemezler