Yönetim yöntemlerinde devrimci dönüşüm gerekli...


 Yönetim yöntemlerinde devrimci dönüşüm gerekli...

Tarih boyunca insanlar için, yönetim ve karar süreçlerine katılma hakkının elde etmek hiçte kolay bir şey olmamıştır.

Bizde de insanlar için hakkı olduğu söylense bile, devlet,parti,sendika,dernek,şirket,cemaat ve aşiret gibi siyasi,ekonomik ve toplumsal  yapılanmaların yönetim ve karar süreçlerine katılma hakkını elde etmek ne kadar zor olduğu biliniyor.

Hatta yönetim katılmayı bırakın bir kenara, buna tevessül etmenin dahi “bedellerini” göze almayı gerektiren koşullar,varlığını her yapılanma içinde halen korumuyor mu?

Yine insanlık ve ülkemiz tarihine bakıldığında,her türden sorunun çözümünde katılımcı ve müzakereci özelliğe sahip yol ve yöntemlerin kullanıldığı oranda, sorunların çözümünde veya yönetilmesinde yol alındığı görülmüştür.

Yeni bin yılın, geçtiğimiz bin yıl ile arasındaki önemli yeniliklerinin başında bu yönetim anlayışı ve araçlarının geldiği genel kabul görüyor.

Kısaca bu sürece temsili olan bir katılımcılıktan,doğrudan katılımcılığa geçiş dönemi deniliyor.

Bugün batılı ve modern demokrasilerde bile doğrudan katılımın, araç ve yöntemleri bakımından sorunları olduğu bir gerçek olarak karşımızda duruyor.

İsviçre gibi karar süreçlerine doğrudan halk katılımının sağlandığı pozitif örnekleri bir kenara koyarsak,Birleşmiş Milletler (BM),Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa Konseyi (AK) gibi yapılanmaların bile, yönetim yöntemleri hukuku temsili demokrasinin ölçülerine dayanıyor.

Avrupa demokrasilerinin,monarşilerin ruhban sınıfı ile birlikte kilise üzerinden engizisyonlara dayalı zulüm yönetiminden,bugünün demokratik parlamenter rejimine gelişi tarihi kuşkusuz insanlık için hayati anlamda bir kazanç olmuştur.

Ancak bugünün kimi AB ülkelerinin içine düşmüş olduğu ekonomik ve sosyal krizlerde de,katılımcı demokrasi sorunlarının payı olduğunu görmekteyiz.

Yönetim yöntemlerinin açık,katılımcı,çoğulcu ölçülerde kurgulanması ihtiyacı bir yeni yönetim aracı olmaktan çok daha fazla devrimci etkiye sahip olacak,ayrıca yeni bir demokrasi,ekonomi ve toplum yaşamının köklü şekilde değişimini beraberinde getirecektir.

Düşünsenize, Kürt sorunu,demokratik yeni anayasa ihtiyacı,yavaşlayan AB süreci,sosyal ve ekonomik sorunların giderilmesi gibi sorunların çözümünde en  önemli sorunların başında, bu sorunların çözümü için,karar ve yönetim süreçlerine, sorunun mağdurlarına kapalı durumda olması geliyor.

Kürt sorunun çözümünde Kürtleri,Din ve vicdan özgürlüğü sorununun çözümünde inanç sahiplerini, sorunlarının çözümünde yönetim ve karar süreçlerine ne kadar katabilirsek ve bu katılımın demokratik yol ve yöntemlerini ne kadar bulur ve işlevli duruma getirsek,kanımca sorunun çözümüne o kadar yaklaşmış oluruz.

Ancak öyle olmuyor her sorun adına yönetim ve karar süreçlerine katılımı engelleyen liderlik kültleri karşımıza çıkıyor.

Ve sorunun gerçek mağdurlarının karar süreçlerine katılmaması ,var olan mağduriyetlerini bir kat daha arttıran sonuçlara neden oluyor.

Kimse, karar süreçlerine katılmadığı bir sorunun ,olası bedellerini haksızca ödemek zoruyla karşı karşıya bırakılmamalıdır.

Batılı yönetim yöntemleri zaman içinde katılımcı bir içerik kazanarak,ortaya temsili demokrasi çıkmıştır.

Demokrasinin ortaya çıkması ile bilim,sanat ve teknoloji alanlarındaki gelişme birbirini tamamlayan süreçler olmuştur.

Doğu toplumları tam tersine din ve ideolojilerin ortaya çıkardığı otoriter yönetim yapılarıyla,batının demokratikleşmesine karşı ayak diremiştir.

Rusya,Çin,İran ve orta doğu ülkeleri bu anlamda doğunun sembolü ülkeleri olarak bilinmektedir.Şarkiyat kültürü toplumsal alandaki örf,adet ve geleneklerle ataerkil bir aile yapısı ile bütünleşmiştir.

Bu durum siyasal yönetimlerin otoriter yöntemlerle sürdürülmesine temel oluşturmuş ve bu ülkelerde batılı anlamda demokrasinin algılanması ve gelişimine dair pek çok sorunla karşı,karşıya kalınmıştır.

Türkiye’de ‘50’de çok partili döneme geçmiş olmamıza rağmen,demokrasinin pek çok defa kesintiye uğramış olması bunun en doğru örneğini bize vermektedir.

Son olarak Arap Baharı rüzgarlarının etkilediği ülkelere bakıldığında,ortaya çıkan siyasi durumların yakın zamanda ne olacağı tam olarak tahmin edilememektedir.

Yeni bir çağda,yeni bir demokrasinin tanımı ve uygulaması sürdürülecek değişim ve yenilenme programlarının kilit sorununu oluşturmaktadır.

Yeni demokrasinin daha etkin olarak gelişmesine iletişim teknolojilerinin vereceği destek yeni fırsatlar sunmaktadır.

Katılımcı demokrasi toplumsal yaşamın kılcal damarlarında başlayan,ailede,işyerinde,partide,sendikada yaşamın tüm alanlarında ortaya çıkan sorunların çözümüne müdahale eden bir araç ve yöntem olarak kabul etmek gereğinden bahsetmeye çalışıyorum.

  • Yeni demokrasinin sloganı şu “sorunu ilgilendiren her şeyi ve herkesi,çözüme katmak”

Yeni bin yılın katılımcı ve özgürlükçü demokrasinin kriterleri BM’nin,AB’nin ve AK’nın kriterlerinin üzerinde olacak kriterlerdir.

Ancak günümüz dünyasında bu asgari kriterlere uygun bir demokrasi standardına da ülkemiz gibi,ihtiyacı çok olan ülkeler var.   

Evde baba,işyerinde patron,partide lider,sendikada başkan,ülkede devlet gibi karşımıza çıkan iktidar yönetimleri ve onların baskıcı yöntemlerinden, açık,katılımcı ve çoğulcu yönetim ve yöntemlere doğru giden bir çağa girdik.

Bu yeni yönetim anlayışını,açık,katılımcı ve çoğulcu yöntemler üzerinden sürdürülmesi sonucu,insanlık yeni bin yılda daha özgür ve daha refah,daha güvenli bir hayat sürecektir.