15 Temmuz darbe girişimi, darbeciliği önledi mi?

 

15 Temmuz darbe girişimi üzerinde çok spekülasyon yapıldı, karanlık noktaları ve inanılmaz uygulamaları olsa da bu girişim bir darbeydi. Ancak 15 Temmuz devlet eliyle karanlık noktaları aydınlatılmamış bir darbedir. MİT başkanı ve Genelkurmay başkanının TBMM darbe araştırma komisyonuna ifade vermemesi demokratik bir toplumda izahı mümkün olmayan bir haldir. 

15 Temmuz tutabilecek bir darbe girişimi değildi, zira toplumda iktidara itirazlar yükselse de Erdoğan'a destek azımsanacak bir boyutta değildi. Darbe başarılı olsa bile uzun süreli olamazdı zira toplumsal desteği yoktu. Toplumu korkuyla bastıracağını sanan darbeciler darbeye karşı önemli bir toplumsal konsensusun olduğunu göremediler. 

15 Temmuz darbe girişimi önceden tahmin edilmesi gereken bir darbeydi, "Fuat Avni" isimli Twitter hesabının çok gizli bilgileri paylaştığını gören devlet yetkililerinin bunun sonunda darbe üretebilecek bir tavır olacağını bilmemesi mümkün değildi.  

15 Temmuz halk meydanlara çıkmadan da durdurulabilecek bir darbe idi. Darbenin başarısız olacağı daha ilk andan belli olmuştu zira darbe açıklaması ve ardından gelen darbe uygulamaları başarısızlığın erken saatlerdeki işaretleriydi.

 15 Temmuz şiddetle karşı çıkılması gereken darbeydi ama bu, girişimin 2 farklı iktidar gücünün çatışmasının finali olduğunu değiştirmiyor. Ak parti iktidarı boyunca işbirliği yaptığı bu yapının darbe yapacak boyuta gelmesinin faturasını ödemedi ve bu sorgulamayı baştan itibaren "kandırılma" kavramıyla açıklayarak tartışmayı kapattığını düşündü. Ancak toplumsal tarafsız vicdan bu açıklamayı hiçbir zaman kabullenmedi. 

Darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL uygulaması ve KHK'lar anayasal sistemin kendisine çizdiği sınırların dışına çıkan uygulamalar oldu, muhalifler kolaylıkla tasfiye edilmiş oldu.  

Darbe sonrası uygulamaların oluşturduğu son tablo nedir? Devletin kendisini hukukun dışına çıkarak korumaya almasını meşru gören Ak Partililer her geçen gün azaldı. Hukuk dışı uygulamalara isyan eden, bunu yapmasa da çatlak ses çıkaran yazarlar artmaya başladı. 

Darbe sonrası her geçen gün artan demokrasiden uzaklaşmaya yabancı devletlerin tepkisi Türkiye'yi dışlamak şeklinde oldu. Türkiye hızla insani ve hukuki gelişim endekslerinde son sıralara düşmeye başladı. Hükümet gittikçe artan oranda komplo teorilerine ve algı operasyonlarına ümit bağladı. 

15 Temmuz'da sokağa çıkanların büyük çoğunluğu demokrasi için sokağa çıkmadı, iktidarı korumak için çıktı. Demokrasi için çıkmış olsalardı, darbe girişimi sonrası demokrasinin artması yerine azalmayı sağlayan OHAL uygulamalarına eleştiri getirmeleri gerekiyordu. Ak Parti'yi eleştirse de her varlığıyla darbe girişimine ilk saniyesinden itibaren kim tarafından kime karşı yapılırsa yapılsın karşı çıkan bizim gibi demokratlar ilkeliliklerinin karşılığını göremediler. Darbe sonrası ilk günlerde başlatılan "hainler mezarlığı" gibi uygulamalar darbeye karşı alınan önlemlerin nereye varacağının ilk somut göstergesiydi. 

15 Temmuz'a karşı alınan önlemler darbecileri engelledi ve cezalandırdı, bu haklı ve olması gerekendir ancak 15 Temmuz darbeciliği engellemedi. İktidar adı darbe olmayan OHAL ve KHK'larla demokrasi açısından büyük bir gerilemeye imza attı. Yüz binlerce kişi hukuksuz uygulamalarla işinden ihraç edildi, keyfi ve hukuksuz gerekçelerle tutuklandı. Tutuklama cezalandırmaya döndü. Darbecilerle hiç alakası olmayan sol muhalifler de "FETÖ" etiketiyle cezalandırıldı. KHK ile ihraç edilenlere yapılan keyfi uygulamalar T.C tarihinin en akıl almaz uygulamaları oldu. 

Darbe sonrası OHAL ile yapılan uygulamalar toplumda muhalife korku, tedirginlik, geri adım, nötr olana suya sabuna bulaşmama, iktidar yandaşına ise büyüklenme, hukukun çiğnenebileceği, demokrasinin önemsenmeyebileceği hislerini kazandırdı. 

Gülen cemaati içinde olanların güç için yapılanın insanın ve grubun ahlakını bozan, amaç için ahlakın bozulmasına yol açan, güce tapınma halinin ortaya çıkmasını eleştiremeyen dramatik hali ortaya çıktı. Bundan sonrası için özeleştiri yapma yerine komplo teorilerine bel bağlama, darbeyi görmezden gelme ve "oyun"olduğu düşüncesinden kurtulamadıkları gözlendi. Bu hal, toplumumuzda güç için insanların  her zaman ve her kişi tarafından kullanılabileceğini bize tekrar hatırlattı. Bu yüzden güç mücadelelerinin yöneten ve yönetilen açısından sosyolojisi masaya yatırılmaz ve net röntgeni çekilmezse aynı tekrarları yaşayacağımız anlaşılıyor. 

En büyük hayal kırıklığına uğrayanlar ise demokratik tüm gelişmelere kulak kabartan ve destekleyen demokratlardı. Demokratlar hem "yetmez ama evet" diyerek destek verdikleri tüm icraatların bir güç çekişmesi mahsulü olduğunu gördüler ve taraf olmamalarına rağmen cezalandırılan, dışlanan en büyük grup oldular. Eleştirel her düşünceleri "darbeci", "terörist", "vatan haini" yaftalarıyla gözden düşürüldü ve kötülendi. 

Darbeciler başarıya ulaşsaydı şu anda eleştirilen antidemokratik uygulamaların aynısını yapabilecek anlayıştaydı. Mesele hukuk devleti olamamamızdır. Darbeler geleneği içinde yetişen toplumun darbeye değil darbeci, hukuk dışı anlayışa karşı çıkması gerekir. 

Darbe girişimini önleyenler devlet içinde belli bir çıkar uğruna bir güç odağıyla kolkola girme kavramının yanlışlığı yerine kolkola girilen cemaatin güç isteğini eleştirdiler ve bunu ön plana çıkardılar. İktidar, Gülen Cemaatinden boşalan alana farklı cemaatlerin yerleşmesine göz yumdu hatta destekledi. Bu teşvik sonucu devlet ve hükümetten bağımsız olması gereken sağ sivil toplum kuruluşları iktidarın nimetlerini paylaştı. Bu ilişkiyi red eden STK'lar ise devlet ve hükümet organları tarafından dışlanarak, baskı altında tutularak, devlet yetkililerinin açık beyanlarıyla uyarılarak cezalandırıldı.

15 Temmuz’da bir darbe girişimini önledik ama hukuk dışı uygulamalara yönelmekten çekinmeyen darbecilik anlayışını gideremedik. Hukuk devleti o

lamadığımız sürece bu kısır döngüden kurtulmamız mümkün değildir.

@gergerliogluofwww.omerfarukgergerlioglu.com