Reyhanlı Saldırısı: AKP Hükümetinin 11 Eylül’ü

Reyhanlı Saldırısı: AKP Hükümetinin 11 Eylül’ü

Reyhanlı’da patlayan bombalar sonucu daha cenazeler kaldırılmadan ortaya hızla senaryolar sürüldü. Saldırıyla ilgili Suriye devletini işaret edenler de oldu, cihatçı bir grubun yapmış olabileceğini söyleyenler de. Kendi yordamımızla saldırıyı kimin gerçekleştirdiğini bulmak mümkün değil, zaten komplo senaryolarından öteye gidemiyoruz. Kaldı hükümet saldırıya ilişkin yayın yasağı getirdiği için gerçek ölü sayısını bilmek dahi imkânsız. Ama analizi doğru yapmak, saldırıya hangi koşulların elverdiğini ortaya koyduğu gibi kimden hesap soracağımıza da adres gösterebilir. Reyhanlı saldırısı ister bilgisi dahilinde ister değil,  AKP hükümetinin 11 Eylül’ü gibi duruyor. Sebebi de kendi sınır politikasıdır.  

Milliyet yazarı Kadri Gürsel bir hafta kadar önce Uluslararası Kriz Grubu’nun (ICG) bir raporundan hareketle Al Monitor’de AKP hükümetinin Suriye’ye dönük mezhepçi politikasının Türkiye içinde yaratabileceği sosyal gerilimleri hatırlattı.[1] Fakat Gürsel de raporun en önemli vurgusunu gölgede bırakıyor. ICG’nin üzerinde durduğu nokta, AKP hükümetinin kendi Suriye sınırını bulanıklaştırmasının yaratacağı risklerdir.[2] Saldırı sonrasında sosyal medyada Türkiye devletinin Suriye’yle sınırını kontrol etmesi gerektiğini savunan feveranlar da bu yöndeydi. Ama doğru bildiğimiz yanlışlar var. Devlet, sınırını pekâlâ kontrol ediyor. Roboski katliamı sonrası anma yapmaya gidenlere pasaport kanununa muhalefet cezası vermesi bunun trajikomik bir yansıması mesela. Türkiye devleti özellikle güneydoğu sınırlarını tehdit olarak gördüğü etnik-dini nüfus gruplarına karşı kalınlaştırdı (Altuğ&White) ve vatandaşlığın kırmızıçizgilerini bu sınır politikaları doğrultusunda çizdi (İçduygu&Kaygusuz).[3] Paradoksal bir şekilde, resmi ideolojisindeki yumuşamalara (dilerseniz, ‘açılımlara’) rağmen, sınır politikasının (sınırların ontolojisinin) esnemediğini ileri sürebiliriz.

Gelgelelim, sınırlar yalnızca sınır boyunda yaşayanlarca değil, Türkiye devletince de her zaman manipüle edildi. Sosyal teori, sınırların geçirgenliğinin ve sınır aşmanın özellikle küresel dünyada devlet işleyişinin bir parçası haline geldiğini vurgular.[4] Özal hükümetinin sınır ticareti dediği şeye bugün AKP hükümetinin mazot kaçakçılığı demesi, Suriye sınırında mayına rağmen kaçakçılar rahat rahat geçerken İran sınırında genç sınır köylülerinin vurulması gibi sayısız örnekler ulusal ve uluslararası politikaların o yereldeki yansıması doğrultusunda ülkemizde de devletin sınırı nasıl manipüle ettiğini gösteriyor.

AKP hükümetinin ise Suriye sınırında bölgeye yönelik mezhepçi politikası doğrultusunda desteklediği güçler açısından proaktif, fakat Suriyeli mülteciler ve uluslarararası yardım kuruluşları açısından asgari gereklerin ötesine karışmayan ve pragmatik bir tutum aldığını görüyoruz. Bu da sınır boyunda fiili durumlara davetiye çıkaran, hükümetin bölge siyasetine hizmet ettiği sürece sınırın esnetilebildiği ve seçmeci olarak geçirgen kılındığı bir koşulu yaratıyor. Örnek mi?

- Hükümet istediğinde Suriye’de savaştan kaçanlara misafir dedi; istediğinde gelenleri kayıt altına almaktan kurtulmak için mayınlı bölgeden geri yollamaktan (Kilis, Eylül 2012), kampta yer kalmadı diye sınırda ateş açmaktan (Kilis, Eylül 2012 ve Akçakale, Nisan 2013) geri durmadı. [5]

- Hatay merkezinde gerilimler artınca mültecileri yazılı kopyasını kimsenin görmediği bir valilik genelgesiyle şehir dışına sürdü, onları diğer illerdeki ırkçı tutumlarla nasıl baş edeceği konusunda en ufak endişe taşımadı.[6]

- Hatay’da gerilim var diye mültecileri sürdü, ama Suriye’de savaştıktan sonra Hatay’a gelip geri dönen muhalif güçlerin yaratacağı sıkıntıyı umursamadı ya da askeri kampları daha az gerilimli bölgelere taşımadı.

- Kilis sınırındaki mülteci kampına kadar sıçrayan ve Türk görevlilerin de yaralandığı çatışmadan beri (Nisan 2012) sınırda hükümet destekli cihatçı grupların Kürt bölgelerine saldırısı konuşulur oldu. Nitekim PYD, 2012 sonlarında Nusra cephesinin Serêkaniyê’ye (Ras-ül Ayn) saldırıları sonrası bu grubun Türkiye desteğiyle kuzey Suriye’de otonomi ilan edilen Kürt bölgelerine saldırdığını açıkladı.

- Bildiğimizin aksine, AKP hükümeti uluslararası yardım kuruluşlarının sınır bölgesine çalışmasına izin verir oldu ama onları açıktan davet etmek yerine fiilen izin verme tutumunu benimsedi. Ankara onay verse de, bu kuruluşlar sınır boyunda kendilerini göze batırmadan çalışma yürütmek durumunda.

- Son olarak Suriye’deki savaştan kaçan Çingenelerin (Domlar) durumu en vahimi.[7] Kamplara alınmıyorlar. Onlar hakkında herkes üç maymunu oynuyor. Raporlara bile girmiyorlar. Zabıta sınır boyunda oradan oraya taşınan Çingenelerin çadırlarını gördüğü yerde yakıyor.

ICG’nin hatırlattığı risklere dönersek, Gaziantep (Ağustos 2012) ve Cilvegözü sınır kapısındaki (geçtiğimiz Şubat) bombalamalar sonucu hayatını kaybedenler hâlâ hatırımızda. Bütün bu saldırıların bize en önce hatırlattığı şey, tıpkı Roboski’de olduğu gibi sınır boylarında yaşayanların daima ‘harcanabilir’ olmasıdır; sınırlar insanlara rağmen çizilir. Bu yüzden sınır bölgelerinde yaşayan Türkiyeli vatandaşların ve Suriyeli mültecilerin karşı karşıya getirilmediği çözüm ve mesajlara yönelmek şart. ICG’nin raporunda sınırın mültecilere koşulsuz açılmasından, Avrupa Birliği’ndeki ülkelere kabulüne uzanan dikkate alınacak öneriler var, bunları çoğaltmak veya çeşitlemek mümkün. Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun bombalamanın sorumlusu olarak işaret ettiği adresin doğru olup olmadığı bir yana, Hatay’daki gerilimi yatıştırmayacağı da aşikâr. Daha bu yazı yazılırken, sınır bölgesinde Suriyeli mültecilere saldırı olacağı yönündeki kaygıların su yüzüne vurması bile yeterince üzücü. Başka bir deyişle, Reyhanlı saldırısının acısını mültecilerden çıkarmak anlaşılır gibi değil. Aynı şekilde, bu ölümlere tepkinin, Suriye’de Esad diktatörlüğüne karşı muhalefet eden demokratik güçlerle aramıza duvar örmesi de kabul edilemez.[8] Çünkü sorumlu bal gibi AKP hükümeti ve Reyhanlı’daki patlamalar kendi sınır politikasının bumerangı!




 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



[3] Altuğ, S. & White B. T. (2009) “Frontières et pouvoir d’État. La frontière turco-syrienne dans les années

1920 et 1930”, Vingtième siècle, 2009/3 - N° 103.

İçduygu, A. & Kaygusuz, Ö. (2004) “The Politics of Citizenship by Drawing Borders: Foreign Policy and the Construction of National Citizenship Identity in Turkey'”, Middle Eastern Studies, 40: 6, 26 – 50.

[4] Gupta, Akhil (1995) “Blurred Boundaries: The Discourse of Corruption, the Culture of Politics, and the Imagined State”, American Ethnologist 22(2):375–402.

Das, V.&Poole, D. (2004) Anthropology in the Margins of State, SAR Press.

[5] Kilis’le ilgili bilgi bir araştırmacının kişisel tanıklığından. 

[6] Hatay’da bulunan bir araştırmacının muhtarlarla ve mültecilerle yaptığı görüşmelerden ve benim Suriyeli bir mülteciyle kişisel görüşmemden.

[7] K. Vural Tarlan, “Komşudan Gelen Çingeneler”, Radikal 2, 5.5.2013.

[8] Bu tartışmayı derinleştiren bir yazı için bkz. http://fotibenlisoy.tumblr.com/post/50246483455/reyhanl-senaryodan-siyasete