1980 sonrası bir direniş odağı olan Belge Yayınlarının 40 yıllık öyküsü (II)

 

Gelelim en önemli bir konuya, Belge’nin kuruluş sermayesine…

Her işletmenin bir başlangıç sermeyesi vardır. Belge Yayınevinin mütevazi kuruluş sermayesini 1977 sonbaharında annem Safiye Zarakolu sağladı. 

2 yıllık evliyken Niksar’daki bir mülkünün satımından gelen kaynakla Safiye Zarakolu bize daire satın almak istedi. Biz ise bu kaynağı yayınevi kurmak için kullanacağımızı söyledik. 

Daha sonraki yıllarda Safiye Zarakolu, kitap sayısı artınca, Fatih’deki 2 odalık küçük bir daireyi ve üstündeki stüdyoyu bize karşılıksız olarak depo olarak kullanalım diye verecekti. Buraya kardeş yayınevi olarak kurduğumuz Alan Yayınlarının kitaplarını da koyacaktık.

Yayınevi için seçtiğimiz kitapları baskıya hazırlarken, ANZ’nin üniversitedeki görevinden istifa etmesinden sonra emekli sandığında birikmiş olan 7 yıllık tutarı çekmesi sayesinde de 1978 Ocağında ilk kitap çıkana kadarki geçimimizi sağladık.

Belge’nin ilk kitabı 1978 Ocağında yayınlandığında, 2. Milliyetçi Cephe Hükümeti parlamentoda yitirmişti. Çoğunluğu yitiren MC Hükümeti yandaşları CHP’nin kurduğu hükümete karşı de facto iç savaş siyasetine yönelecekti.

Şili’de Allende yönetimine karşı nasıl ekonomik kriz tetiklendi ise, Türkiye’de Milliyetçi Cephe ekonomik krizi tetiklemişti. Basının ve yayınevlerinin en büyük sorunu kağıt bulabilmekti.

Bu amaçla 1978-79 yılında kağıt bulabilmek için bir kooperatif oluşturdular. Bunun için gerekli ortaklık payını da Paris’teki arkadaşımız Tahsin Celal sağladı. Ama daha tek bir kitap için kağıt alamadan 12 Eylül geldi çattı, yayıncılar kooperatifi de okyanusta kendi kaderine bırakıldı.

1978 yılında minimum masraf olsun diye, Yöntem Yayınlarının bir odasını, karşılığında çeviri yapma koşulu ile kullandık. Ama 1979 yılında Yöntem merkezini taşıyınca, bu kez Vardiya yayınlarının Nuruosmaniye caddesinindeki ofisini adres olarak gösterdik.

Aynı caddedeki bir buçuk odalık ilk ofisimizi ise 1980 yılı başında kiraladık ve Payel Yayınlarının komşusu olduk. O sırada ben tam gün Demokrat gazetesinde çalışıp dış haberler servisinin editörlüğünü yaparken, ANZ tek başına Belge’yi götürmekteydi.
12 Eylül darbesine kadar Belge 10 kitap çıkardı. Kapakları harika grafiği ile Deniz Oral hazırladı (onu da çok erken kaybettik). Yayınevinin amblemi de onun düzenlemesi ile bir Doğu Alman Yayınevinin ambleminden aldığımız ilham ile hazırladık. Bayrak şeklinde düzenlenmiş “S” harfini “B” harfine çevirdik sadece. Daha önce bahsettiğimiz Riazanov’un, Şişmanov’un kitaplarından sonra, Györy Lukacs’ın “Lenin’in Düşüncesi: Devrimin Güncelliği” çıktı, onu (Rosa Luxemburg’un ölümünün 60. Yılında çıkan) “Spartakistler Ne İstiyor? / Seçme Yazılar” izledi. (Ardından çıkması planlanan Liebknecht’in “Seçme Yazıları”nın çıkması için ise 30 yıl beklemek gerekecekti.)

Antonio Gramsci’nin “Cezaevinden Çocuklarıma Mektupları”, Cemal ve Meral Erez’in İtalyancadan yaptığı nefis tercüme ve Nural Birden’in harika desenleri ile yayınlandı.

Ümit Kıvanç ise, Hermann Weber’in derlediği ve Comintern’in her dönemini (Hitler-Stalin Saldırmazlık Paktı, kapanış bildirgesi dahil) kapsayan “III. Enternasyonal 1919-1943” adlı derlemenin tercümesini ise Ümit Kıvanç yapacaktı.

Kitap Türkiye solunun Onu, Türkiye’de tekelci kapitalizmin gelişimine ilk dikkat çeken Sovyet araştırmacılarından Rozaliev’in “Türkiye’de Sınıflar ve Sınıf Mücadeleleri”nin yeni basımı izleyecekti. Klasik Sovyet Türkiye analizlerinden farklı olan bu kitap, ABD’nin ekonomi kurumlarından biri tarafından önemsenip İngilizceye tercüme edilmişti, çünkü ciddi bir analizdi. ANT Yayınları, Snurov’un 1928 yılında çıkmış kemalizme eleştirel bakan bir analizi ile birlikte basmıştı bunu.

Sol cunta hayali içindeki MDD’ciliğe karşı. Kaypakkaya’nın da kemalizme eleştirel bakışında etkili olmuştu bu kaynak. Guevara’nın 1969 da ANT tarafından “Gerilla Günlüğü” adıyla yayınlandığında yasaklanan “Bolivya Günlüğü”nün benim yaptığım yeni tercümesinin basımından sonra, Selçuk Demirel’in, bir anlamda 78 kuşağının manifestosu olan ilk albümü “Bir Acaip” çıktı. Ve İrlanda bağımsızlık hareketinin öncücü olan James Connoly’nin “Ulusal Sorun, Sendikal Mücadele ve Devrimci Savaşı Üzerine Seçme Yazılar”ı….

Sosyalist mücadele ile ulusal sorunun birleştiği bu deneyimin ilgimizi çekmesi çok doğaldı. Yöntem yayınları ise 1974 gibi çok erken bir dönemde Kuzey İrlanda olgusunu aktaran bir kitabı yayınlamıştı.

12 Eylül darbesi sonrasında Belge’nin yayınına devam etmesi kararı aldık ANZ ile. Darbeden sonra kapanmayan Marksist birkaç yayınevi kalmıştı. Birikim Yayınları, 1981 yılında Af Örgütünün “Ölüm Cezası”na ilişkin bir kitabını yayınlayacaktı. Ama yayınını hiç ara vermeden devam eden tek yayınevi Belge Yayınları oldu.

Mustafa Sönmez’den acele 12 Eylül’e gidişin öncüsü olan 24 Ocak karalarına ilişkin küçük bir kitap hazırlamasını istedik. Bu bir anlamda sıcağı sıcağına, hemen darbe sonrası 12 Eylül’e ilişkin çıkan ilk kitap oldu.

Kapak deseni için Escher’in perspektif kavramını tartışmaya açan desenlerinden birini kullandık. Hemen tükenip yeni baskı yapması şaşırtıcı değildi.
 
Tamam, doğrudan siyasi olarak Marksist teoriye ve klasiklerine ilişkin yayın yapmak mümkün değildi sıkıyönetim altında. Bunlar sıkıyönetim komutanlıklarının peş peşe çıkardığı listelerle yasaklanıyor, dehşet ortamı içinde insanlar kendi kitaplarını evlerinde yakıyor, büyük kitapevleri raflarında temizlik yapıyordu.

Kadıköy sahillerine büyük bir kitapevinin bıraktığı kitaplar vuruyordu. Siyasi hareketlerle bağlantılı yayınevleri henüz baskına uğramadıysa bile çalışanları yeraltına indiği için bilfiil kapanıyordu.

Özgürlük Dünyasının, TKP’ye yakın olarak bilinen Temel Yayınevinin deposu basılıp kamyonlar dolusu kitap, sekaya verilmişti.

Parti, sendika, ev baskınlarında ele geçen kitaplarla Sultanahmet Adliyesinin bütün alt katlarını kapsayan devasa deposu tavana kadar dolup taşınca, bunlar Selimiye Kışlasında yakıt olarak kullanılacaktı.

Dernek, May Yayınlarının 33 kitabı, yayınevinin safça sıkıyönetime yayın listesini verip, hangilerinin sakıncalı olduğunu sorması üzerine yasaklanmıştı. Nazım Hikmet’in bütün yapıtlarına yasak gelmişti.

Türkiye’de en kaliteli alternatif çocuk kitapları, özgürlükçü pedagoji yayınları yapan Gözlem Yayınlarının editörü Abdullah Özkan, Beykoz’da bir Albayın “çocuklarımıza bu kitaplarla zehir aşılanıyor” diye ihbarı üzerine yaka paça gözaltına alınacaktı.

Bırakılsa da Gözlem Yayınları bir daha yayın yapmayacaktı. Ankara’da Darwin’leri ve diğer bilimsel klasikleri yayınlayan Onur Yayınları editörü İlhan Erdost, ağabeyi Sol Yayınları editörü Muzaffer Erdost ile birlikte Ankara Sıkıyönetimince göz altına alınıp Mamak Cezaevinde askerlerce linç edilmesi sonucu yaşamını yitirecekti.

Kahramanca Bilim ve Sosyalizm Yayınlarında yurttaşlık haklarına güvenerek duran editör Süleyman Ege’nin beraat etmiş kitapları da dahil bütün deposuna askeriye tarafından el konulup, kitaplar imha olunacaktı. 

Bu ağır koşullar altında yurttaşlık haklarına sahip çıkarak, Belge’nin yayına devam kararını aldık. Siyasi analiz yayınlamak mümkün değilse, neden ekonomik analiz yayınlamayacaktık?

Eğer Türkiye’de Latin Amerika’daki cuntaların dayandığı Condor planı hayata geçiriliyorsa, bunun siyasal ve ekonomik boyutlarını anlatan, yaşadıklarımızı anlamamızı sağlayacak olan kitapları yayınlayabilirdik.

Entelektüel olarak içe kapanmak yerine dünyaya açılarak, oradaki deneyimleri inceleyerek bir çıkış yolu bulunmasına pekala yardımcı olabilirdik.

Bu yaklaşımda oluşturduğumuz yayın programını ise bir dahaki yazıya bırakalım.