İslamcı paradigmanın iflası

 

 

Sabahın altısında Ankara Düşünceye Özgürlük İnisiyatifinden düşen bir mesaj: Fikret Başkaya gecenin geç saatlerinde evinden alındı.

Gerisi rutin bir haber: evde arama yapıldı, cep telefonu ve bilgisayarına el konuldu. Ve elbette bazı kitaplara el konuldu.

Kitaplardan biri: “Paradigmanın İflası”.

Türkiye’de resmi ideolojiyi düşünsel olarak bitiren ikonik kitaplardan biri.

İsmail Beşikçi’den sonra Kürt gerçekliğinin derinliğine tartışılmasının önünü açan en önemli kitap.

Bu gözaltı tam da Soçi teslimiyetinden hemen sonrasına denk geliyor.

Siyasal İslam paradigmasının çöküşünün ilanı, siyasal açıdan nasıl Soçi ittifakı ise, düşüncel açıdan da bence “Paradigmanın İflası” yazarının gözalına alınmasıyla düşünsel açıdan bunun teyit olunmasıdır.

İletişim gecikmesi nedeniyle, bu kitap Belge’den çıkamayınca Ayşe Nur çok üzülmüştü.

Bir başka üzüntüyü ise daha sonra, Beşikçi’nin kitapları Ankara’da basılmaya başlanıp, bir anlamda “tecrit” olduğunda yaşayacaktı.

Neyse, eskilere dalmayalım!

Osman Kavala’dan sonra, derin üst aklın Fikret Başkaya’ya yönelmesi, kendi zihniyetleri bakımından doğal.

Toplumu teslim almak, art arda gelen şoklarla onu paralize etmek, aslında psikiyatriden kapılmış bir yöntem.

Ama artık bu yöntem psikiyatride bir asır önceki yöntem olarak algılanıyor.

“Osman Kavala bile tutuklandı”, “Fikret Başkaya bile tutuklandı” dedirtmek amaçlanıyor.

Teslimiyet ruhunun yayılması için.

Bu siyasi şok sözde terapisinin bir ucunda toplumu korkutarak sindirmek varken, diğer ucunda ise güce tapınma ve hayranlık yaratmak amacı yatar.

Hitler gibi bir soytarı Hegelleri, Goetheleri, Bach’ları yaratmış Alman toplumuna Führer/Reis olarak zorla ya da gönüllü olarak kabul ettirilebilmiş ise, mukallitleri bunu niye denemesin?

Hani Nazım’ın dediği gibi, “Akrep gibisin kardeşim!”

Ama tarih basit bir tekrardan ibaret, helozoni olarak benzer momentler yaşansa bile.

Ve denenmişin denenmesi, bir bakıma iflasın ön habercisidir.

Siyasal İslamı alet olarak kullanan siyasetler sonunda siyasal islamın aleti oldu.

Ama artık buradan da Siyasal İslamın çöküşünün kapısı aralandı.

Bunun Fikret Başkaya’nın saygısızca gece yarısı İlhan Selçuk, Türkan Saylan, Hilmi Yavuz’un, saygısızca gözaltına alınmasından daha iyi bir işareti olabilir mi?

Hani yaşlıya, ilim irfan sahibine saygı!

Hani, sportmenlik, hani rakibine saygı, mertlik? Hadi bırakalım, işin siyasi, demokratik boyutlarını.

Demirtaş Türkiye Cumhuriyetinin Başkan adayı idi. Önemli oranda bir oy aldı.

Salt bu nedenle onun tutuklanmaması gerekmez miydi?

Rakip başkan adaylarını tutuklatma deyince Uganda, Zimbabve gelmez mi ilk akla.

“Demokrasimiz” artık o düzeylerde.

Demirtaş, Kavala, Başkaya’nın gözaltına alınmaları bunu kanıtlamıyor mu?

Yazının sonuna doğru Başkaya’nın sorgusundan sonra serbest bırakıldığı haberi geldi.

Evine geleneksel biçimde savcılık çağrısı bırakmak, şovdan kaçınmak bu kadar mı zor.

Yargıya müdahele kağıt üzerinde bir suç, TC Ceza yasasına göre.

Başkan’ın Osman Kavala’yı, Ergenekon basınının söylemi ile bizzat devlet başkanı tarafından “Kızıl Toros” diye tanımlanmasından sonra, Yargı’nın hiç olmazsa “bağımsızlığını” gösterme adına serbest bırakması gerekmez miydi?

Yargının TC Başkan adayı Demirtaş’ı serbest bırakması gerekmez miydi, diğer HDP mebusları ile birlikte?

Yargının basın mensuplarını serbest bırakması gerekmez miydi?

Hiç olmazsa, gelecekte “hukukçuluğun” onurunu kurtarma niyetine…