Sevan Nişanyan'ın IQ'su TC için fazla geldi 1-2. Bölüm

 

I. bölüm

Türkiye’nin en büyük yazarlarından biri olan ve Weimar Almanya’sında geçen “Kürk Mantolu Madonna” adlı kitabı 2000’li yıllarda bestseller olan Sabahattin Ali, 1948 yılının Nisan ayında Kırklareli’nde derin Türk devleti tarafından ensesinden vurularak infaz edildi. Hitler Almanya’sından kaçan sanatçılar ve akademisyenler ile birlikte modern Türk operasının, tiyatrosunun, balesinin kurucularından biri olmuştu, hümanist dünya klasikleri serisinin hazırlanmasında rol aldı.

1945 yılında Başkan İnönü “çok partili demokratik sisteme geçildiği” açıklamasından sonra, buna inanarak Devlet Tiyatrosundaki dramaturgluk görevinden ayrılarak, “Yeni Dünya” diye muhalif bir gazete çıkarmaya başladı. Hemen tutuklandı. Daha gazetenin 4 gününde, 4 Aralık pogromu yaşandı, gazetesiyle birlikte başta Tan gazetesi, muhalif gazeteler, kitapevleri yerle bir edildi.

Susmadı, gazeteleri yasaklandıkça bir yenisi başka isimle çıkardı. 1947 yılında yayınlanan “Sırça Köşk” adli hikaye kitabı, derhal yasaklandı. Kemalist baskı ve zulüm rejiminin bir gün çökeceğini, bir masal diliyle alegorik bir biçimde anlatıyordu.

Yasaklanan kitaptaki öykülerden biri de, Sevan Nişanyan’ın insanlığın kültür mirasına kazandırdığı eski Elen köyü “Çirkince” yi, çocukluğunda hayran kaldığı bu köyü 30 yıl sonra ziyaret ettiğinde, karşılaştığı yıkıntılar nedeniyle uğradığı hayal kırıklığını anlatır.

Kemalist rejimin generalleri köyün adını “Şirince” yapmışlardı. Ama heyhat, köy bir harabeye dönüşecekti kısa zamanda, gerçekten “Çirkince” olacaktı.

İşte Sevan Nişanyan’ın en büyük “suçu”, bu köyü alternatif turizmin en önemli merkezlerinden bir yapmanın ötesinde, eski bir Elen köyüne ruhunu yeniden kazandırması oldu.

Oraya bir kaya mezarı yaptı, matematik köyü inşa etti, tiyatro medresesi kurdu. Hızını alamadı, “Hodri Meydan Kulesi” dikti. İlk hapse girmesinden sonra “özerlik ilan ettiğini” söyledi.

Türkiye Cumhuriyeti ona “Cumhurbaşkanlığı” ödülü mü verdi. Heyhat, 2003 yılında hapsettiler yetmedi, on yıl sonra yeniden zindana koydu.

Sevan sabırla bu haksız kararın düzelmesini bekledi. Öyle ya, sözde Türkiye’de Kemalizmin beli kırılmıştı. Generaller bile yargılanır olmuştu. Ama Sevan, Türkiye’deki otoriter sistemin sözde laik olan ayağını sert eleştirilere tabi tuttuktan sonra, eleştiri oklarını dinci ideoloji ayağına karşı yöneltince bırakın bu haksız hapis kararını düzeltmeyi, kendisine verilen “söz”lere karşın, davalar davaları izledi.

Niyetleri, onu fiilen mübbet hapsi dayatmaktı. Sevan ilk 2003 yılı hapisliği gibi, bunu yeni araştırmalar, yeni kitap tasarıları için değerlendirmeye başladı. Hapisliği, bir manastır hayatına dönüştürdü.

2004 yılında IHD’nin her yıl verdiği Ayşe Nur Zarakolu Düşünce Özgürlüğü ödülü için, Sevan Nişanyan’ın en iyi isim olduğu konusunda hemfikir olduk. Hapse giriş nedeni, “izinsiz inşaat” yapmaktı. Ama asıl neden ülkenin kültürel zenginliğine yaptığı katkısı, hele hele bunun bir “Ermeni” olarak yapmış olmasıydı. Bir yıl sonra da, sevgili Hrant, aynı ödülü alacaktı. Ödüller, uluslararası dayanışma, ne yazık ki Hrant’ın hayatını kurtarmak için yeterli olmadı. Sevan’ı da yeni badirelerden kurtaramadı.

 

Ya onun gibi, sağ kalanların çocukları “geri dönüş” hazırlığı içine girerlerse, ne olurdu? Ne olacak? Ülke zenginleşir, çok renkliliğini kazanırdı. Ama kimin umurunda? Ayrıca, TC’nin kağıda geçmemiş bir gizli yasası vardır: “Geri Dönüş Yok!”

Daha Lozan Konferansı sırasında, İsmet İnönü yanında baş müzakereci olan Türk milliyetçiği ve ırkçılığının baba isimlerinden biri olan Dr. Rıza Nur, geri dönüş umudunun yok edilmesinin gerekliliğinden, bunun için hiçbir kilise ve benzeri mimari yapının bırakılmamasından, zorunlu askerliğinin ülkedeki genç gayrimüslümlerin kaçırılması için bir baskı aracı olarak kullanılmasından söz eder. Batı ülkelerinin, “azınlık hakları” konusundaki talepleri, ona hangi alanlarda daha fazla baskı uygulanması konusunda fikir verir sadece.

Ermeni kökenli Amerikan vatandaşı Van’da otel açtı. Adamı kaçırttılar. Bir başkası Mardin’e ev ve dükkan aldı. Fiilen gasp edildi. TC yurttaşı Ermeni bir hanım, eczacılık mesleğini Van yöresinde yapmaya kalktı. Başına gelmeyen kalmadı 90’lı yıllarda.

Diyarbakır’da harabe halindeki Surp Giregos Kilisesi 2 buçuk milyon dolar harcanarak yeniden açıldı. El konuldu. Tarihi Diyarbakır kenti yerle bir edildi. Bu arada Süryani ve Keldani kiliselerine de el konuldu. Oradan uygulama Mardin’e geçti Süryani, Keldani manastırları ve mülkü “millileştirildi”.

Sevan Nişanyan, bir “Ermeninin” Anadolu’da mülk sahibi olamayacağı gizli yasasını çoktan fark etmişti. Devlet yerine, mülkünü kendi kamulaştırdı ve yakın arkadaşı Ali Nesin’in yönettiği Nesin Vakfına bıraktı.

Tamam, belki “laik” ler nötürleşti, ama bu kez de, Aziz Nesin nedeniyle onların hasmı olan kesim ajite oldu. Aziz Nesin için 1993 yılında Sivas’ta bir pogroma kalkışılmıştı. O isim de İslamcılar tarafından şeytan ile eşleştirilmişti!

Sevan’ın hayatı bir maceralar dizisi gibidir. Ali Nesin ile askerlik hikayesi de bunlardan biridir. 1986’da birlikte askerlik yaparlarken, kendi aralarında yazışmaları delil gösterilerek, askeri mahkemede yargılandılar. 42 yıl hapis cezası istendi haklarında. Olayın büyük basına yansıması, Aziz Nesin’in sahiplenmasi sonucu, Sevan’ın direngen tavrı karşısında olayı büyütmemeye karar verdi askerler.

Ama en başından beri o, süper aktif, cin bir çocuktu. Bilgi yarışmalarının yıldızı oldu. Kendisi bunu şöyle anlatıyor: “Benim otoriteyle savaşım, 1960’lı yıllara gider. Hiçbir zaman ahmak, akılsız otoriteyle başım hoş olmadı. Otoriteye sırf emrettiği için boyun eğmek gerektiğine hiçbir zaman inanmadım. Sorgulanmayan bir hayat, insana değil, sürü hayvanına özgüdür. Bunu da hiçbir zaman onuruma yediremem. Ortaokuldan beri gerek kurumların, gerekse devletin aptallığını sorguladım ve mücadele ettim.”

Robert Kolejin lise son sınıfında, daha mezun olmadan Yale Üniversitesi ona burs sağladı. Yale’den sonra NY’da Columbia Üniversitesinde de okudu. 70’li yılların de facto içsavaş ortamı içinde, yükselen aşırı milliyetçi bozkurt terörüne karşı tavır almaması mümkün değildi. Solda konumlandı. Ama solda da tavrı, asıl kaynaklara dönmeden, eleştirellikten, özgürlükçülükten yanaydı. O yıllarda Marx’ın, “Grundrisse” diye adlandırılan, “Kapital”in bir anlamda hazırlığı niteliğinde, elyazma defterlerden derlenen en çetrefilli metnini Türkçeye kazandırdı. Beynime Sevan Nişanyan adı o zaman kazındı.

Yazar, gazeteci, sendikacı, aydınlara yönelik peş peşe gelen suikastlerden sonra, aralarında hatırladıklarımdan, Aslan Başer Kafaoğlu, Emil Galip Sandalcı, Gülten Akın, Enver Gökçe, Murat Belge, 36 aydın bir araya gelerek 1979 yılı Aralığında, Maraş Kıyımının yıldönümünde, günlük Demokrat gazetesini çıkarmaya başladık. Bir anlamda yaşanan de facto içsavaşın panaroması olmuştu bu cesur gazete. Robert Kollejden Sevan’ın arkadaşlarının, bana bir valiz yeni literatürle Demokrat’ta beni ziyarete geldiklerini hatırlıyorum. Hepsi cin gibi süper gençlerdi. Osman Kavala, Nilüfer Kuyaş, Ferhat Boratav, Nurdan Gürbilek, Bülent Somay hatırlayabildiklerim. Hepsi entelektüel dünyada önemli işlere imza attılar.

O sıcak günlerde, yine çılgınlığı tutmuş, Sevan, Dersim’i ziyaret etmişti. Elbette gözaltına alınmıştı. Neyse ki Amerikan kimliğinde “Ermeniliği” hatırlatan bir şey yoktu. Birkaç günlük gözaltından sonra yırtacaktı.

Arkadaşlarından biri olan Osman Kavala ile 80’li yılların başında Sevan, Latin Amerika yollarına düştü. 12 Eylül darbesi ile Brezilya, Şili, Uruguay, Arjantin, kısacası Latin Amerikadan aktarılan Condor projesinin, kısacası milli güvenlik devleti denen canavarın sırlarını çözmeye gidecekti. Ama ilgi alanı dünyayı keşfe kayınca doktora tezi asla tamamlanamadı. Sevan aynı bir zamanda bir linguist. Türklere Türkçenin köklerini öğreten biri… Etimolojik kitapları yanında, Türkiye’de adı değiştirilen yer isimlerinin kataloğunu da çıkardı.

2004 yılı Ocağında, ANZ Ödül töreninden sonra, gazeteci Ceylan Özerengil de dahil okul arkadaşları ile birlikte yemek yedik. Demin bahsettiğim Sevan, anıların sis perdesinde yitip gitmişti.

Ödül verdiğimiz Sevan Nişanyan, hayranı olduğumuz best-seller alternatif gezi kitaplarının, Karadeniz’in, Ege’nin saklı kültür mirasını keşfetmemizi sağlayan başucu kitaplarımızın yazarıydı. Daha Türkiye’ye dönüş yapmadan Planet dizisi diye uluslararası popüler gezi kitapları dizisinin yazarıydı. Computer çağı başlamıştı, elbette Sevan Türkiye’nin ilk bilgisayar dergisini çıkarmadan duramazdı.

Sevan Nişanyan’a o akşam yemekte sordum, “Sen, 1979 yılında tanıdığımız, “Grundrisse”nin mütercimi olan Sevan mısın?” diye. Evet, ben o Sevan’ım” diyecekti. Aradan geçen 24 yıl sonra.

 

II. Bölüm

Şirince’yi bizlere kazandırdığı için Sevan’a zaten hayrandım. O Sevan olduğunu anlayınca bu üçe dörde katlandı. Şirince, hayranı olduğum, destansı “Benden Selam Söyle Anadolu’ya” kitabının yazarı Dido Sotiriyu’nun doğduğu Kyrkidje’ydi. Bu kitap tek başına, Türkiye ile Yunanistan arasındaki köprünün kurulmasında bir kilit taşı işlevi görmüştü. 1988 yılında TÜYAP Kitap Fuarında onur konuğumuz olmuş, bir azize gibi karşılanmıştı. Ve Sevan Nişanyan, Sebahattin Ali’nin arkasından ağıt yaktığı, Dido Sotiriyu’nun doğduğu bu viraneleşmiş köye hayat öpücüğü kondurmuştu.

Daha en baştan devlet bürokrasisi ve askeriye tarafından kuşku ile karşılandı Sevan Nişanyan 1996 yılında Şirince’ye yerleşince… Sevan şöyle tanımlıyor Türkiye’yi yöneten mekanizmayı: “Devlet memuru dediğin, korkar. Kapıkulu, köle olmuşlar tarih boyunca. Köle, onu insan yapan yüksek değerlerden yoksun olan mahlûk demektir. Eylemlerini vicdanı ve aklıyla yönetebilecek durumda olmayan, korkusuyla ve çıkarıyla yönetme durumunda olan kişidir. Türkiye Cumhuriyeti de üç küsur milyon köleden oluşur! En yukarısına kadar! “Üste doğru gidersek bazı şeyleri çözeriz belki” diye düşündük. Dehşetle farkına varıyorsun ki hepsi zombi, hepsi köle! Vallahi Kafka’nın Şato’sunda olduğu gibi en zirveyi çözemiyorsun, oraya ulaşamıyorsun. Başbakana gidiyorsun, “Elimiz kolumuz bağlı. Ne yapalım?” diyor. Kadastro memurundan Cumhurbaşkanına kadar aynı insan tipi… Matrix gibi!”

Bu mekanizmaya karşı tam bir sivil itaatsizlik eylemi sergileyerek, Şirince’de 49 bina kazandırması yanında, burayı bir cazibe merkezi haline getirdi. Bence Sevan, Türkiye’nin Thoreau’sudur. 2011 yılında bütün binaların yıkımı kararı çıktığında, yaygın bir dayanışma eylemi sağlayarak, yıkımın bizzat RTE tarafından durdurulmasını sağladı.

Şirince'de, toplu 'sivil itaatsizlik' eylemi şöyle gelişti:  Köylüler, Vali ve Kaymakam'a, "Şirince'de imar denetim işlerini bundan böyle Köy Konseyi'nin ele alacağını" bildirdi. İzmir, Selçuk'a bağlı tarihi Şirince Köyü'nde 'Köy Konseyi' kuruldu. Sevan Nişanyan'ın, "Adaletsizliklere, keyfiliğe, zulme karşı" 29 Ekim 2010'da tamamlayarak açtığı 'Hodri Meydan Kulesi''nden sonra, dünyanın beğenisini kazanan Şirince Evleri'ne yıkım kararı alınmasını protesto ederek direnme kararı alan köylüler, Şirince Köy Konseyi (ŞKK)'ni kurdu. Aralarında yazar Sevan Nişanyan'ın da bulunduğu 9 kurucu üye Selçuk kaymakamını makamında ziyaret ederek Şirince'de imar denetim işlerini bundan böyle Köy Konseyi'nin ele alacağını bildirdi. Yayınladıkları bildiri şöyleydi köylülerin:"

"Şirince halkı sit kanunu yüzünden 27 yıl mağdur edildi.
Damımız aktı, “tamir edemezsin, yasak” dediler.
Çocuğumuz evlendi, “oda yapamazsın yasak” dediler.
Evimiz çöktü, “onaramazsın yasak” dediler.
Avlumuza çardak yaptık diye, işitmediğimiz hakaret, yemediğimiz ceza kalmadı.
Canla başla çalışıp bu köyü el birliğiyle Ege’nin turizm incisi haline getirdik. Her yaptığımızın kanuna aykırı, her ettiğimizin yasak olduğunu söylediler. Bütün dünyanın beğendiği tesislerimize yıkım emirleri çıkardılar. Mahkemelerde süründürdüler.
Bugün en sonunda Kaymakam Aziz İnci’nin talimatıyla kurbanlık koyunlar gibi hükümet konağına toplatıldık. Kendi idam fermanımızı imzalamamız bize emredildi.
Artık yeter! Bundan böyle bu eziyete boyun eğmeyi reddediyoruz.

Devlete saygımız vardır, ama biz vatandaşız. Vatandaşlık haklarımıza sahip çıkacağız.
27 yıldır çözülemeyen sit hikâyesinin sonuna geldik. Şirince halkı olarak, Şirince'nin SİT statüsünü reddediyoruz.

Bundan böyle sit kararlarını tanımayacağımızı bütün dünyaya ilan ediyoruz.
İki yıl önce ilan edilen imar planı köyümüze hayır getirmemiştir. İmar Planını reddediyoruz. Bundan böyle imar planını tanımadığımızı herkese açıkça ilan ediyoruz.
Zorbalıkla alınmış olan yıkım kararlarının istisnasız hepsini lanetliyoruz. Uygulamaya kalkacak olanları halk düşmanı ilan ediyoruz. Tüm gücümüzle ve her imkânımızla yıkımlara direneceğimize ant içiyoruz.
Bizi köleler gibi makamına toplayarak aşağılayan kaymakam Aziz İnci’ye teessüf ediyoruz.
Şirince, hepimizin ortak mirasıdır. Doğaya uygun, tarihe saygılı bir şekilde yapılanması en büyük dileğimizdir. Resmi görevlilerin 27 yıldır çıkmaza soktuğu bu işi bundan böyle Şirince Köy Konseyi'miz aracılığıyla biz takip edeceğiz. Engel olmaya kalkanları unutmayacağız.
Allah yardımcımız olsun..."

Sevan, Türkiye’yi yöneten zihniyetin analizini yapan kitabı ile, sadece gerçek aydın kesimlerin değil, Müslüman aydınların da hayranlığını kazanmıştı. “Yanlış Cumhuriyet / Atatürk ve Kemalizm Üzerine 51 Soru” adlı kitap, 28 Şubat darbesini izleyen günlerde, kitap olarak basılmadan, bir samizdat olarak elden ele dolaşmıştı. Kitap ancak 2010 yılında basılabildi. Ve sayısız baskı yaptı. İnternet ortamından serbestçe indirilebildiği halde.

2011 seçimlerinde Sevan Nişanyan, Liberal Partiden Aydın milletvekili adayı oldu.

Kemalizme ilişkin açıklamalarından dolayı, ana muhalefet partisi 2008 yılında CHP suç duyurusunda bile bulunmuştu. Ancak tabu kırıcı Sevan, sivri dili Türkiye’nin en güçlü tabusu olan İslama değinince, herşey updown oldu.

Kemal’e hakaretten dava açılan Sevan’a artık dine hakaretten davalar açılmaya başlamıştı. Ayrıca elde zaten açılmış sayısız “izinsiz inşaat” davaları vardı, onlar yeniden canlandırıldı. Peşpeşe mahkumiyetler gelemeye ve Yargıtay tarafından onaylanmaya başladı.

Türkiye kentlerinin önemli bir bölümünü 60’lı ve 70’li yıllarda izinsiz yapılmış gecekondular oluşturuyordu. 80’lerde çare olarak bunların yasallaşması sağlandı.

TC tarihinde kaçak inşaattan dolayı hapse giren tek kişi 2003 yılında ve 2014 yılında Sevan Nişanyan oldu. Kaldı ki, RTE için Ankara’da yapılan Başkanlık Sarayı inşaatında da yasal inşaat prosedürüne uyulmamıştı. İstanbul’un siluetini bozan 3 gökdelenin üst katlarının yıkımını RTE bile sağlayamadı. Dolmabahçe Sarayının arkasındaki gökdelen yasadışı olmasına karşın 30 yıldır ayakta. 1999 depreminde on binlerce bina uygunsuz inşaat nedeniyle yıkıldı. Bundan solayı tek bir müteahhit hapse girdi ve kısa bir süre sonra serbest bırakıldı. Ama Sevan’ın Elen mimarise uygun olarak yenilenen sapa sağlam binaları illegal oldu. “Çünkü, ben Ermeniyim” diyor Sevan Nişanyan. “En küçük bir tadilat için bile izin isteniyor. İzin istenince de verilmiyor. Sonuç olarak tarihsel yapıları sözde koruma adına, bu binalar ölüme terkediliyor.”

Hiç olmazsa bir çare olarak, salt binalar kurtulsun diye, Sevan bunların mülkiyetini yakın arkadaşı matematikçi Türk olan Ali Nesin’e terk etti. Ama bu ay 21 binanın yıkımı için alınan karar bu binaları ve matematik köyünü de kapsıyor.

Büyük mizah yazarı Aziz Nesin, bir keresinde Türk halkının % 60’ı salak demişti. Ölümünden önce Berlin’de birlikte katıldığımız bir toplantıda bu yüzdeyi daha da arttırmıştı.

Ne yazık ki, Sevan Nişanyanın yaklaşık 20 yıldır karşılaştığı akıl dışı davranışlar bu kızgın saptamayı doğruluyor.

Sevan’ın IQ’su TC’ne fazla geldi, kısaca ifade edecek olursak.

Sevan Nişanyan kaçmadı! 2014 Ocağında kendi ayağı ile hapse girdi, yaşanan rezaleti dünyanın gözleri önüne sermek için.  Rezaleti yeterince sergiledikten sonra, Türkiye’nin adalet sistemi artık tamamen çöktüğü için, 2017 Temmuzunda kendi tahliyesine kendisi karar verdi.

TC’nin Sevan Nişanyan’a göstermediği saygıyı, Yunanistan gösterdi. Onu bir misafir olarak karşıladı ve çok kısa bir zaman içinde ona oturma izni sağladı.