Bu 1 Mayıs'ın düşündürdükleri:


30 yıldır neoliberal ekonomi ve politika reçetelerinin sektirmeden uygulandığı ülkemizde emek faktörünün piyasa gücünün ve örgütlülüğünün kırılması hedefine başarıyla ulaşıldığı bir kez daha kanıtlandı.

Emek faktörünün örgütlülüğünün ve gücünün kırılmasının ve neoliberalizmin küresel ekonomik ve kültürel saldırısının, şimdiye dek ya pek görülmeyen ya da dile getirilmeyen, çok önemli bir sosyo-politik sonucu emekçi halkın lumpenleşmesiydi. Lumpen tiplemesini başarıyla canlandıran sayın başbakanımıza atfedilen karizma böyle bir kırılma ile ilişkiliydi. Son dönemde pıtırak gibi büyüyüp gelişen irili ufaklı yeni zenginler sınıfı ile kurulmuş rasyonel çıkar ilişkilerinin yanısıra, emekçiler ve yoksullar ile de karizmatik liderimiz arasında dillere destan bir aşk ve nefret ilişkisi gelişti.

Lumpenleşen halkın bir kesimi "Allah'ına gurban, sıç bağrıma bostan bitsin" tavrı sergilerken, diğer bir kısmı da, “Kime lan bu havalar? Bize hareket çekme, hareketin Allah’ını görürsün” tadında bir “muhalif” tavır geliştirdi. Bunun sonucunda zaten yapısı gereği lumpen olan Polis ile simbiyotik bir ilişki içinde varlığını sürdüren bir yeni eylemci profili ortaya çıktı ve sözünü ettiğim simbiyotik yaşam her fırsatta olduğu gibi bu son 1 Mayıs’ta oluşan elverişli ortamdan da büyük keyif aldı. Bu yaşam ortaklarından birini devre dışı bıraktığınız anda diğeri yaşamakta çok zorlanacaktır ama polisi sahneden çekmek bu düzeni sürdürmek isteyenlerin işine gelmez, emekçiler cephesinde polisin simbiyotik yaşam ortağı eylemcileri sahneden çekecek bir örgütlülüğün ve iradenin bulunmadığı da ortadadır.

Peki ne olacak, çözüm ne? Bu soruyu kimin için çözüm diye netleştirmek gerekir. 1 Mayıs 2014 Türkiye’sine bakınca emekçi halk ve yoksullar için bir çözüm gözükmüyor. Küresel kapitalist sistemden gelen baskılar, henüz hissedilmeyen ekonomik çöküntünün giderek hissedilir hale gelmesi, arpalık ve ulufe dağıtma olanaklarının sınırlanması sonucunda iktidar partisi etrafında oluşmuş çıkar ilişkileri çemberinin daralması, lumpen emekçi halkın aşk ve nefret ikileminde nefret yönünün ağır basması beklenebilir. Yani, cumhurbaşkanlığı seçiminin sonucu ne olursa olsun, halk desteğini kaybeden bir diktatörlük Toma ile, gazla, copla ilelebet ayakta tutulamaz. Yoksul halkın, umudunu yitiren ara sınıfların “arabesk” isyanı genişleyebilir ama bu lumpen ve başıbozuk isyandan kimseye, daha doğrusu adalet ve özgürlük isteyen hiç kimseye bir hayır gelmez. Küresel kapitalizmin ihtiyaç duyduğu ve bu arabesk isyanın iktidara taşıyacağı yeni bir ekibin kurmak zorunda olduğu yeni istikrar dengesinde ilk boğazı sıkılacaklar da bu arabesk isyancılar olacaktır.

Sakın yanlış anlaşılmasın, tipik eylem karakterinin ve tipik eylemci profilinin "lumpen" niteliği, eylemcilerin tümünün lumpen oldukları anlamına gelmediği gibi, tek tek eylemcileri karalamak anlamında da yorumlanamaz, yorumlanmamalı. Öyle ya da böyle, bugün sokaklara çıkanlar genel olarak bu toplumun en ilerici, en çok değişim isteyen unsurlarıdır, bir çoğu eşimiz, dostumuz, yoldaşımızdır ama bu böyledir diye bazı keskin kalemşörler gibi semirdiği yerde eylemci yalakalığı yapmak ahlaksızlık ve vicdansızlık değilse en azından beyinsizliktir. Gözümüzün gördüğünü, aklımızın erdiğini dile getirmek boynumuzun borcudur. Toplumun büyük çoğunluğu bugünkü eylemlilik tarzıyla sokaklara çıksa, polisleri önüne katıp kovalasa, tamamını dövüp linç etse, değerli devlet büyüklerimizin kellerini kazıklara geçirip sokaklarda dolaştırsa belki öfke, hınç ve intikam duygularımız biraz tatmin olabilir ama buradan ne bu topluma ne de insanlığa yararlı hiçbir sonuç çıkmaz.

Özetle; öfkeyle gösterilen tepkilerden ibaret olan, çoğu zaman "İsyan ediyorum ulan" deyip kendini jiletlemeye benzeyen eylemliliklere değil, içinde bir akıl olan, bir sonuç elde etmeye yönelik eylemliliklere ihtiyacımız var ama bu akıl, bu ruh ya da hayalet (Geist) bugün ortalıklarda gözükmüyor.