Hava kurşun gibi ağır


İnsanlık tarihinin çok iğrenç ve cok korkunç bir dönemini bir film izler gibi izleyip, aynı zamanda bu filmin kâh bir figüranı kâh dekoru olarak olanları ve olabilecekleri engelleyecek hiç bir şey yapamamak çok acı veriyor; öz saygıyı, öz benliği yıpratıyor, vicdanı kanatıyor.

Bir IŞİD (DAİŞ) Frankenstein'ı türedi. Önce Musul'u alıp Bağdat'a yürümeye başladı. Oradaki yönetim küresel kan emicilerin istediği bir biçimde değişince aniden durdu ve Kuzey'e yöneldi. Yüzbinlerce Ezidi (bizim çocuklarımızla, bacılarımız, kardeşlerimizle, analarımızla, babalarımızla aynı etten ve kandan çocuklar, genç kızlar, genç erkekler, kadınlar, yaşlı insanlar) barış içinde, kimseye zararları dokunmadan yaşadıkları yurtlarını, evlerini, mezarlarını, ölülerini ve canavarın eline düşen sevdiklerini geride bırakıp yollara düştü, 1915’te Anadolu’dan kopartılan Ermenilerinkine benzeyen kafileler oluşturdu. Küresel iletişim çağımızda, bakmaya dayanılmaz görüntüler yeryüzünün dört bir yanındaki konforlu odalarda televizyon ve bilgisayar ekranlarına izlendi.

Şimdi üç koldan Rojova’ya; kanlı, kasvetli ve cerahatli Ortadoğu’nun ortasındaki küçücük özgürlük adasına saldırıyorlar. Bu küçücük adadaki kantonlardaki kadınların ve erkeklerin el ele, omuz omuza insan ruhuna, insan vicdanına ve insan doğasına daha yakın bir yaşama biçimi kurmak için umut ve ilham veren deneylerini boğmaya çalışıyorar. IŞİD hür dünyamızın, medeniyetimizin düşmanıdır diye hamaset nutukları atıp, bölge halklarını yeniden birbirlerine kırdırmaya hazırlanan küresel ruh yiyiciler ve bölgedeki taşeronları, yüzbinlerce Rojovalı Kürt mutlu ve güneşli yurtlarını terk etmek zorunda kalırken, bir avuç YPG gerillası, tanklı toplu IŞİD sürülerine karşı yurtlarını korumaya çalışırken kıllarını kıpırdatmıyor ama türlü dolaplar, fırıldaklar çevirmeyi sürdürüyorlar. Rojovanın bir an önce ezilmesini bekliyorlar.

Küresel sistemin en büyük hisse sahiplerinin bölgedeki nihai hedefi, neoliberal yönetişim  teorilerinin bir gereği olarak, bölgeyi mümkün olduğunca küçük yönetim parçalarına, birimlerine bölmek; sonra bu birimleri ağ (network) düğümleri gibi birbirlerine bağlayarak, daha üst ve gevşek yönetim yapıları altında toplayıp, bu yapılar aracılığıyla küresel sisteme entegre etmektir. Türkiye’yi yöneten aklıevveller de söz konusu gevşek üst yapılardan birine talip olup, buradan bir yeni Osmanlı çıkarma hevesleriyle kendilerinden geçmiş durumdalar.

Barzani hır gür arasında Kerkük’ü kaptı. İsrail ve Türkiye arasında dansözlük yapıyor. Derin T.C. ve derin PKK karşılıklı blöfler, şantajlar ve çalımlarla bir “çözüm” süreci yürütüyorlar. Rusya, Mustafa Suphi’leri boğdurtanları sevdiği kadar, Esad rejimini de seviyor. İran Büyük Şeytan’la Şiilerin kanı üzerinden pazarlıklar yapıyor.

Kentlerde, köylerde, dağlarda, ovalarda çocuklar ölüyor. Oluk oluk insan kanı akıyor. Yüzbinler düşe kalka yurtlarından kaçıyor. Dolar artıyor, Euro düşüyor, borsa endeksleri sakin gözüküyor. Sermaye piyasalarında hisse senetleri, tahviller, bonolar, forward, swap, futures, opsiyon ve diğer türev ürünler durmaksızın el değiştiriyor. Çin’deki fabrikalar dört vardiya çalışıyor. Düzenin çarkları böyle dönüyor. Tarih böyle yazılıyor.