Huzur rüyada



Son seçim sonuçları bir tek şeyi çok açık bir biçimde gösterdi. Türkiye’de halklar huzur, istikrar ve barış istiyor. Ve isteğini hayata geçirmek için elindeki tek gücü, oy hakkını kullandı, AKP’yi tek başına iktidar yaptı. Türkiye halkının mevcut örgütlenme düzeyinde, siyasi gelişmeleri etkilemek için elinde başkaca da bir gücü yoktur. Milli irade bir yanılsamadır. İrade, uygulayabilme gücünü ve yetkisini de içeren bir istektir. Oysa Türkiye’de halkın isteğini uygulamaya geçirme gücü yoktur. Seçimlerde isteğini ortaya koydu ama şimdiden sonra meydan siyaseti etkileme, tarihe yön verme gücüne ya da yetkisine sahip açık/gizli, sığ/derin, kökü içerde/kökü dışarıda örgütlere, güç odaklarına kalmıştır.

Görülen o ki, başta AKP ve Türkiye’nin derin devleti olmak üzere bu örgütlerin, güç odaklarının Türkiye’ye huzur, istikrar ve barış getirmek gibi bir gündemleri yoktur. Tam tersine bölgede kaynayan cadı kazanının altına odun atmak için elbirliği ile çalışıyorlar.

Bölgede ABD ve Rusya’nın başını çektiği, giderek kuvvadan fiile dönüşen bir bölgesel ve küresel hegemonya savaşı en çirkin yöntemlerle sürdürülüyor ve belli ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin mevcut yönetimi bu kirli savaştan nemalanma peşindedir ama gel gör ki, devletimizin aklı Kürt paranoyası ile malüldür ve bu paranoyaklık haliyle Dimyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan olunması pek muhtemeldir.

Aptalca Kürt takıntısı yüzünden, Avrupalılarla mültecilerin canı pahasına oynanan oyun; Ruslara gelin Türkiye’ye atom bombası atın, üstüne size para verelim anlamına gelen nükleer santral rüşveti; Amerikalılara üs, toprak yetmezse üstüne bir de Mehmetçik verelim bonkörlüğü bugünün çılgın heveslerine Türkiye’nin yarınını feda etmek anlamına geliyor. Oysa bu bölgede geleceğe umutla bakabilmenin tek yolu; etnik, kültürel çeşitliğini bir zayıflık değil bir zenginlik olarak gören demokratik bir hukuk devleti olabilmektir. Ortadoğu’da etnik, dinsel, mezhepsel ayrılıklar üzerinden oynanan her türlü oyunu bozabilmenin tek yolu da budur.

İster beğenin ister beğenmeyin, kapitalizmin adına neoliberal küreselleşme denilen yeni aşamasında eski dünyanın düşünsel çerçevesi içinde kalınarak yapılan siyaset etkisiz ve zararlı sonuçlar doğuracaktır. Toplumsal ve ekonomik gelişmenin yönü, aynı etnik ve kültürel aidiyete sahip bireyler için ulus devlet ve ulusal bağımsızlığın artık zorunlu bir tarihsel basamak olmayacağı bir döneme girmekte olduğumuzu gösteriyor. Bugün gelişmekte olan çok yakın geleceğin dünyasında, örneğin Kürtlerin Kürt olarak özgürce yaşamak ve kendilerini geliştirmek için mutlaka bağımsız bir Kürt devletine ihtiyaçları olmayabilir. Hatta bunu tercih etmeyebilirler. Ama bölgedeki ve Türkiye’deki siyasi süreçlerde, çağdışı kalmış toprağa ve ataerkil kan bağına bağlı milliyetçilik paradigması içinde düşünen ve hareket eden, vizyonsuz devlet ve siyaset adamları belirleyici olduğu sürece, yakın geleceği umutla bakmak çok zorlaşmaktadır.

Türkiye’de barış ve demokrasi güçleri, sesleri yettiğince vicdan ve sağduyu çağrıları yapmayı, “kendi sesleriyle kül olmayı” sürdüreceklerdir elbette ama muktedirlerin kulakları bu çağrılara kapalıdır. Ortadoğu’da insanlık tarihinin kanlı bir sayfası yazılmaya devam edecek ve halkların iradelerinin olmadığı bir coğrafyada bu sürecin sonu halkların hayrına olmayacaktır. Toplumun yaşayacağı güvensizliğin, huzursuzluğun ve kaosun siyasi bedelini yakın dönemde ödeyecek olan AKP’dir ama siyasi olmayan tüm diğer bedelleri kanıyla, canıyla, varsa malıyla bu ülkenin tüm halkları ödeyecektir.

Velev ki, devlet-i âlimizin başına bir taş düşüp, akıl sağlığı yerine gelsin ve Suriye batağından çıkıp, kendi Kürt yurttaşlarına ve onların akrabalarına kucak açsın. Bu da ancak rüyalarda olabileceğine göre, tatlı rüyalar Türkiye.