Testi kırılmadan



Testi kırılmadan

Sivil toplumun, yurttaş olma bilincinin gelişkin olduğu ülkelerde eli satırlı kişilerin ortalıkta dolaşıp çevredekilere saldırması, bir yurttaşın polis kurşunuyla veya polis ya da paramiliter çeteler tarafından dövülerek öldürülmesi tüm toplumu ayağa kaldırır. Bireyler böyle bir durumu doğrudan kendi güvenliklerine ve özgürlük alanlarına bir tehdit bir saldırı olarak algılarlar ve devletten bu tehdidin ortadan kaldırılmasını ve kendilerine güvence verilmesini isterler ve bunu yapamayan, yapmakta ihmali görülen sorumlular ya istifa ederler ya da herhangi bir biçimde hesap vermek durumunda kalırlar.

Öldürülen bizden miymiş, onlardan mıymış; hak etmiş mi? gibi aptalca bir düşünce tarzı demokrasi bilinci gelişmemiş, ilkel aşiret (sürü) toplumlarına özgüdür. Öldürülenin kim olduğu, kimlerden olduğu üzerinden yapılan karşı çıkış ve ajitasyonlar da aynı sürü psikolojisinin sonucudur. Oysa bir yurttaşın, bu biçimde öldürülmüş olması yeterince korkunçtur ve toplumun her üyesinin, hangi kültür ve inanç grubuna dahil olursa olsun bizzat kendi bireysel hak ve özgürlük alanını savunmak için buna tepki göstermesi beklenir.

Ey Türkiye’nin tüm yurttaşları, sokaklarda saldırgan çetelerin dolaştığı, polisin insanların üzerine kurşun sıktığı, aranızdan birilerinin tenha köşelerde dövülerek öldürülebildiği bir ülkede yaşamak istemiyorsanız güvenliği sağlama görevi ve yetkisi verdiğiniz, karşılığında para ödediğiniz devletinizden görevini layıkıyla yapmasını isteyin, yapmıyorsa hesap sorun.  Devletinizin dümeninde kimin olduğuna bakarak, haklarınızdan feragat etmeyi sürdürdüğünüz sürece yurttaş değil ancak sürü olabilirsiniz.

İkinci ve belki de daha acil bir çağrı ve uyarı da hükümete yapılmalıdır:

Ey hükümet edenler, Türkiye’nin tüm yurttaşlarının hükümeti olamazsanız, göreve geliş biçiminize bakılmaksızın meşruiyetinizi kaybedersiniz.

Yine altını çizerek söylüyorum, demokratik ülkelerde, hükümetler toplumun ya da bir toplumsal sınıfın belli bir kesiminin, bir azınlığın, bir çoğunluğun hükümeti olamazlar. Örneğin, Alevilerin, Sünnilerin, Samsunluların, gay’lerin, vb. hükümeti olamaz. Demokratik toplumda böyle bir hükümet tepki doğurur, isyan doğurur. Hükümet devletin yürütme kuruludur. Devlet ise tüm toplumun devletidir. Devlet işlevleri yerine getirilirken, kamu hizmetlerini dağıtılırken; örneğin güvenlik sağlanırken, yargılayıp hüküm verme yetkisi kullanılırken; yurttaşların ortak alanlardan, kamu mallarından yararlanmaları denetlenirken yurttaşlar arasında ayrım yapılamaz (Sınıfsal eşitsizliklerin, toplumdaki mülkiyet ilişkilerinin devlette temsil edilmeyi ve kamu hizmetlerine erişimi nasıl etkilediği ayrı bir konudur).  Hükümet toplumun bir kesimine karşı açıkça taraf olamaz. Siyasi görüşlerine, dinsel inançlarına, etnik kimliklerine, giyimlerine, yaşam tarzlarına, vb. bakılarak aynı suçu işleyen yurttaşlara farklı cezalar verilemez, aynı ortak alandan bir kısmı yararlandırılırken diğer kısmının yararlanması engellenemez, yurttaşların bir kısmının eğitim, sağlık gibi hizmetlere erişimi sınırlandırılamaz, sınırlandırmaya kalkışan kamu görevlilerine müsamaha gösterilemez; kolluk güçleri yurttaşlara bizimkiler, ötekiler diye davranamaz, açıkça haksız fiil uygulayamaz, orantısız güç kullanamaz, bunları yapmaya kalkanlar cezalandırılmadıkları gibi bir de üstüne üstlük devlet, hükümet adına konuşanlar tarafından övülüp, takdir edilemez; hangi nedenle olursa olsun yasalarda açıkça suç sayılmayan, şiddet içermeyen bir şekilde gerçekleştirilen hükümet karşıtı bir toplantıya, gösteriye, etkinliğe, vb. karşı hükümet yandaşları ya da öyle görünenler tarafından bir saldırı düzenlenirse hükümet, böyle bir saldırganlığı yapanları kendi yandaşı oldukları için cezasız bırakamaz…

Bugün ulaştığımız noktada, toplumun önemli bir kısmı, dümeninde bu hükümetin olduğu bir devlet aygıtının kolluk kuvvetlerine ve adalet mekanizmasına güvenmiyor. Haksızlık ve zorbalık karşısında yasalara sığınma yolunun tıkandığı, çünkü yasa uygulayıcıların belli bir kesimden yana taraf olduğu inancı yerleşiyor. Böyle bir manzaranın oluşmasında çeşitli komploların rolü olabilir ama böyle komplolar varsa bile hükümet komplocuları öncelikle kendi içinde ve çevrelerinde aramalıdır, çünkü toplumdaki huzursuzluğun ve isyanın nedenlerini yaratmış ve yaratmakta olanlar bizzat onlardır. Hükümet karşıtı propaganda ve ajitasyonlara somut dayanaklar yaratan bizzat kendileridir. Toplumda laik duyarlılığı olan kesimlerin kaygıları biraz azalmışken, yeniden alevlendiren; Ortadoğu’daki tehlikeli gerilimlere rağmen Alevi yurttaşları dışlamayı sürdüren; bir yandan demokratik hak ve özgürlük alanlarının yasal çerçevesini genişletme niyetini dile getirip bu doğrultuda adımlar atmaya çalışırken, öte yandan demokratik hakların kullanılmasını yasaklarla, ölçüsüz şiddetle önlemeye çalışan kendileridir.

Gezi olaylarında tüm dünyaya yayın yapan kameraların, objektiflerin önünde rasgele sağa sola, hiçbir saldırganlık girişiminde bulunmayan genç kızların yüzlerine, gözlerine manyak gibi gaz sıkan polis kılıklı psikopatlar, ortalıkta satırlarla dolaşanlar; karanlıklarda pusu kurup gençlere saldıran, linç girişimlerinde bulunanlar hükümet yandaşı mıdırlar? Anından öpülecek kahramanlar mıdırlar? Hükümet çevrelerinde aklı başında olanlar bunu bir düşünmelidir. Son olaylarda hayatını kaybeden gençlerin Alevi ve Antakyalı olması tesadüf müdür? Bilmiyorum ama bence araştırılması gereken bir konudur.

Böyle bir manzaranın hakim olduğu bir güvensizlik, adaletsizlik ortamı sadece demokrasi düşmanlarının ya da anlamı daraltırsak darbecilerin işine yarar.

Türkiye'de darbe tehlikesi var mıdır? Evet, vardır. Sivil toplumun güçlü olmadığı her ülkede, her zaman bu tehlike vardır. Ordudaki eski şer odaklarının, şeytani örgütlenmelerin dağıtılmış olması, bu gerçeği değiştirmez. Birincisi, ordu denilen mekanizmanın kendisi her zaman bu tür karanlık odakları yeniden üretebilecek bir yapıya, bir doğaya sahiptir. İkincisi, bir ülkede güvensizlik, başıbozukluk, yurttaşlar arasında husumet ve çatışma iç savaş tehdidi oluşturacak boyutlara gelirse ve böyle bir ortamda sivil hükümet çatışan taraflardan birinin yanında, husumetin bir tarafında yer alıyorsa ülke bütünlüğünü korumak için devletin devreye girecek son emniyet supabı kaçınılmaz olarak ordudur.

Türkiye'nin darbelere karşı olduğunu vurgulayan hükümeti, kendi ülkesinde darbeye çanak tutar bir tutum içinde gözüküyor. Aşırı bir kendine güven, kibir ve bütün ipler benim elimde bana hiç kimse bir şey yapamaz duygusu, bazılarının gözünü kör etmiş olabilir ama büyük bir camia olan hükümet partisi içinde geç olmadan sağduyunun hakim olması gerekir. Tüm Türkiye halkının güvenini sağlayacak adımlar (somut olarak atılması gereken bu adımlar arasında halka kurşun sıkanların, paramiliter çetelerin, ölçüsüz şiddet uygulayan polislerin, görevini kötüye kullananların, durumdan vazife çıkaranların, katillerin bulunup cezalandırılması; medya organlarına hiçbir şekilde müdahale edilmemesi, kamu görevlilerinin kesinlikle ve açıkça görülür şekilde tarafsız davranması gibi adımlar) atılmazsa bu gidiş, sokakları dolduran protestocular ve tüm halk için olduğu gibi özellikle hükümetin kendisi için hiç de iyi olmayacaktır.