Yaşasın, barış süreci bitti (mi?)


Barış sürecinin bitmesini kim, neden ister?

Birincisi kategorik olarak savaştan yana olanlardır; yani varlık nedenleri, itibarları, çıkarları karşılıklı çatışmanın ve husumetin devamına bağlı olanlar. Silahlı kuvvetlerin ve polisin özel ve itibarlı birimlerinin mensupları, savaş tüccarları, savaş müteahhitleri, milliyetçi dalgaların yükselmesinden itibar ve nüfuz elde edenler, vs.

Bu birinci gruptakileri tanımlamak nispeten kolaydır ama bizim için asıl ilginç olan ikinci gruptakilerdir; yani dünyadaki herşeye karşı olduğu gibi barış sürecine karşı tutumları da AKP'ye karşı tutumlarına endeksli olanlardır. Barış sürecinin Erdoğan ve Öcalan arasında varılan bir mutabakat olduğunu sanıyor, Erdoğan'ın bir başarısı gibi göründüğünü düşünüyor ve bu nedenle bitmesini ve Erdoğan'ın çuvallamasını istiyorlar. İnsanların ölmesi hiç önemli değil, Kürtlerin özgürlük mücadelesi hiç önemli değil. Onlara göre, Kürtlerin görevi AKP'ye karşı iktidar mücadelesinde onların ayak takımı olmaktır. Barış sürecinin koşullarına uyan Kürtler haindir, maşadır, AKP uşağıdır, vs.

Ulusalcı akımın konumu çok net ama devrimci, radikal, sosyalist solcuların da çoğu bu konuda şeytanın yörüngesine girdi, maalesef. Bir kısmı Kürt özgürlük hareketini AKP işbirlikçisi ilan etti, diğerleri ise Kürtleri AKP'ye karşı yeterince sert mücadele etmemekle suçluyordu.

Oysa, olaylara kendi küçük dünyalarının, AKP'ye karşı şanlı devrimci mücadelelerinin penceresinden bakanların göremedikleri şeyler var. Kürt hareketi, Kürt örgütlülüğü PKK'den ibaret değildir. PKK Öcalan'ın emir ve kumandasında değildir. Onların AKP'ye karşı şanlı mücadelesi Kürtlerin pek de umurunda değildir. Kürt hareketinin kendi değişkenleri, kendi parametreleri vardır ve Ortadoğu'da Kürtleri hesaba katmadan hiçbir model kurulamaz, hiçbir denklem çözülemez ve kurulacak tüm modellerde ve çözülecek tüm denklemlerde ölçü birimi petroldür.

Bugün Ortadoğuya ilişkin modeller, ilgili tarafların büyük çoğunluğu için faydanın maksimize edildiği çözümün Türkiye ve Kürdistan çatışması değil Türkiye ve Kürdistan işbirliği olduğunu gösteriyor. Kapitalizmin rasyonel insanları çatışmadan değil barıştan yana olacaklardır.

Tabii ki, bunun böyle olması Allah'ın emri değildir. Bu süreçte, bence, köşeye sıkıştırılmak istenen PKK'nin karşı hamleleri olacaktır. Hiçbir rasyonalite ile açıklanamayan özgün bir davranış modeline sahip çok sayın başbakanımızın sürece katkıları her zaman bir belirsizlik unsurudur ama barış sürecini sürdürmeye yönelik çatışmasızlıktan yana eğilimler ağır basmaktadır.

Ben şahsen, barış sürecinin bitmesini isteyenlerin arasına Sn. Barzani de katılırsa işte o zaman korkarım.

 

SONUÇ YERİNE BİR NOT: Buraya kadar söz edilen "barış" süreci; konjonktürün, küresel ve yerel sermayenin çıkarlarının dayattığı bir silahlı çatışmasızlık sürecidir. Emekçi halkların çıkarını yansıtan gerçek bir barış ve kardeşlik süreci ancak halkların kendi eseri olabilir. Ulus devletlerin ve ulusal liderlerin ulusal sorunları emekçi halkların yararı için çözme yetenekleri yoktur. Onların azami çözümleri ancak ayrı devletler kurmak olabilir ki, bunda emekçi halklar için özel bir yarar yoktur.

Genelden özele inersek, AKP (ya da CHP veya MHP) gibi partilerin ve (varsa) Kürt tarafındaki eşdeğerlerinin Kürt ulusal sorununun çözümüne getirebilecekleri tek çözüm bölücülüktür ama bu böyledir diye nedeni ne olursa olsun mevcut "barış" ya da çatışmasızlık süreçlerine karşı çıkmak veya burun kıvırmak halklar arasındaki köprüleri bombalamak demektir. Ancak barış ve çatışmasızlık iklimlerinde halklar ortak yararlarının, ortak zararlarının farkına varabilir.

TC ve PKK ekseninde çatışmaların (silahsız halk ayaklanmaları da dahil) yeniden alevlenmesi kimilerinin sandığı gibi "AKP diktatörlüğünün" yıkılıp ülkedeki demokrasinin çıtasının yükselmesine katkı filan yapmaz. Tam tersine tüm ülkede yaklaşan ekonomik daralma döneminin keskinleştireceği sınıfsal çelişkilerin panzehiri olur; sınıfsal/ekonomik temelde örgütlenmelerin güçlenmesini engeller, faşist/korporatist örgütlenmelere temel hazırlar. Kürt halkının kendi içine kapanmasına, kendi ulusal burjuvazisinin çıkarlarının bilinçsiz destekçisi olmasına neden olur.

Tabii, kimileri için bu sonuçlar önemsiz, hatta istenebilir sonuçlar olabilir. Gerek iktidarda kalma hesabı yapan AKP kurmayları, gerekse AKP'yi bir şekilde devirip yerine geçme hesapları yapan karşı cephenin kurmayları, hatta Kürt hareketindeki iktidar mekanizmaları içinde konumlarının zayıflamakta olduğunu düşünen bazı odaklar "barış" sürecinin dinamitlenmesinden yarar sağlayacaklarını düşünebilirler. Özetle, bu savaşlarda dökülecek kanla ancak engerekler ve çıyanlar beslenir, emekçi halkların ise kanı dökülecek kurbanlar olmaktan başka kazanacak hiçbir şeyleri yoktur.

Şükür ki, küresel sermaye güçleri bugünkü konjonktürde bölgede petrolün dünya ekonomisine akmasını riske atacak kaotik savaş süreçlerinin gelişmesinden yana değiller. Bu konjonktür özgürlük, adalet, kalıcı barış ve kardeşlikten yana olanlar için bir fırsattır ve iyi değerlendirilmelidir