Bir mülk beğen, yalnız Ermeni malı olsun“

Selcuk Uzun - 16/01/2012 15:56:48 (495 okunma)



Bir mülk beğen, yalnız Ermeni malı olsun“

Türkiye Büyük Millet Meclisi´ne 29 Mayıs 1926 tarihinde bir kanun teklifi gelir. Kanunu Denizli Mebusu Haydar Rüştü Bey ile arkadaşları vermiştir. Bu kanun teklifine birçok milletvekili de imza atarak destek vermişlerdir. Meclise sunulan kanun teklifinin birinci maddesi „Ermeniler tarafından siyasi maksatlarla şehit edilen Türk siyasisi yöneticilerinin eş ve çocuklarına Ermeni terk edilmiş malları ve emlakından bir mülk verilir“ şeklindedir. Ve kanun teklifinin ikinci maddesinde de „bu mülkün değeri ve aslı, şehit edilen kişilerin en refah içinde yaşadıkları durum ve ünvanları dikkate alınarak takdir edilir“ denmekteydi. Kanun teklifi Başbakan İsmet İnönü tarafından 25 Aralık 1926 tarihinde BMM Başkanlığına sunulur. Kanun teklifinin veriliş sebebi „Memleketin kurtuluşunu, geleceğini, saadetini ilerleme ve gelişmesini hayat tarzı kabul eden ve suikaste maruz kalarak şehit edilen yöneticilerin geride bıraktığı eş ve çocukları milletin ve devletin emanetindedir.

Büyük idealler peşinde hayatlarını feda eden büyük insanların aile ve evlatlarının acılarını teselli etmek, onları mükafatlandırmak benzerlerini gayrete getirmek ve milletin şükran hislerini göstermek, kuvvetlendirmek, onların fakir fukara durumuna düşmemesi için gereğini yapmak“ şeklinde açıklanır. Meclis´te kanun hakkında çeşitli tartışmalar yaşanır. Tartışmaların biri bu yardımın para mı mülk mü olması konusundadır. İkinci tartışma konusunda ise Sinop Milletvekili Recep Zühtü Bey şöyle der: Bu kanunu kabul ederken, vatana hizmetten çok suikastçı Ermenilere bir karşılık vermeyi hedefliyoruz. Sadece vatana hizmet endişesiyle yaptığımızda hakkında çok söz söylenecektir. Çünkü memleketin her tarafı birçok fedakarın yetimleri ile doludur. Biz bunu karşı bir misilleme amacıyla yaptığımız için, „milli mallar“ kaydı kaldırılarak, „firari Ermenilerin terk edilmiş mallarından verilir“ kaydını koymalıyız. Recep Zühtü Bey`in teklifinin gerekçesi de şöyledir: Bu suikastçılara bir ihtardır. Siz herhangi bir Türke suikast yapabilir ve öldürebilirsiniz, fakat biz onun evladını yarın sizin gözünüzü çıkarmak, kafanızı kırmak için yine sizin paranızla yetiştiririz.
Daha sonraki tartışmalarda, Giresun Milletvekili Hakkı Tarık Bey, hazırlanacak listeye Muş Mutasarrıfı Servet Bey´in de eklenmesini, Aksaray Milletvekili Neşet Bey de, Erzincanlı Hafız Abdullah Efendi´nin isminin unutulduğunu, Erzincan Milletvekili Abdülhak Bey de, „Nemrut Mustafa Divanı Harbi Örfi´nin kararıyla aynı meseleden yanlışlıkla idam edilmiş (...) Erzincanlı Şehit Hafız Abdullah Efendi´nin ailesinin eklenmesini istemiştir. Meclis´teki tartışmalarda, Ermeni komiteleri tarafından şehit edilenlerin hükümetçe tespit edilerek genişletilmesi istenmiştir. Muş Mutasarrıfı Servet Bey´in listeye dahil edilmesi Giresun Milletvekili Hakkı Tarık Bey ile Gümüşhane Milletvekili Fehmi Bey arasında tartışmalara neden olmuş, Servet Bey´in şehit olmadığı ve hastalıktan öldüğü söylenince, Muş Milletvekili İlyas Sami Bey, Servet Bey´in Ermeni Komiteleri yüzünden gerçekten mağdur olarak vefat ettiğini söylemiştir. 

Tartışmalardan sonra oylamaya geçilirken Servet Bey de listeye eklenmiştir. Erzincan Milletvekili Abdülhak Bey´in umumu kapsaması teklifi reddedilmiş ve kanundan „Milli Mallardan“ ödenmesi sözü çıkartılmış ve „Firari Ermenilerin Terk Edilmiş Mallarından“ sözü eklenmiştir. Kanunda şöyle denilmektedir: Bu suçların işlenmesinde rolü olan bir çok kaçak Ermeninin geride bıraktığı ve yıllar geçmesine rağmen sahipleri çıkmadığı için Ermenilerin terk edilmiş mallarının bulunması nedeniyle, Maliye Bakanlığı Vakıflar İdaresine devredilmiş mallardan ödenmesi karara bağlanmıştır. Kanun her hak sahibine 20.000 liralık bir gayrimenkul verilmesini kararlaştırmıştır. Kanun 27 Haziran 1926´da yürürlüğe girmiştir. 

Bu kanunun çıkmasından yaklaşık 5 yıl önce, BMM 25 Aralık 1921´de Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey ve 14 Ekim 1922 tarihinde de Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey´i „Milli Şehit“ ilan etmiş, eş ve çocuklarına maaş bağlamıştı. 2 Şubat 1927 yılında Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey´in eşi Hatice, kızları Müzehher ve Müşerref ile oğlu Adnan`a, Reisi Cumhur Gazi M. Kemal ve Başvekil İsmet (İnönü) imzalı kararname ile 20.000 lira değerinde bir gayrimenkul verilmiştir.

Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey´in eşi Hayriyye, oğulları Tarık, Mazlum ve Nasuhi beylere de, Beyoğlu Asmalı Mescid mahallesinde büyük caddede bulunan bir dükkan ve Safiyeli Anzavur Hanı adıyla bilinen apartmanda Bedros adlı kişiden terk edilmiş bulunan gayrimenkulün 15.625 Liralık hissesi devredilmiştir. 

12 Şubat 1930 tarihli bir kararname ile de „Ermeni komiteleri tarafından şehit edilen devlet adamı Doktor Reşit Bey´in ailesine de İstanbul Feriköy Kır sokkaktaki, Tahtaburunyan´dan terk edilmiş 143 nolu hane ile Kurtuluş Caddesinde Hokaçyan Viçen´den terk edilmiş Fransız mezarlığındaki 115 nolu dükkan verilmiştir. 

13 Şubat 1927 tarihinde de, Ermeni suikast komiteleri tarafından şehit edilen Doktor Bahaeddin Şakir Bey´in eşi Cenan, oğlu Alp ve Mehmet Celasin beylere de Şişli Kır sokakta bir gayrimenkul verilmiştir. 
30 Ağustos 1927 tarihli kararname ile de şehit edilen Cemal Paşa`nın yaveri Nusret Bey`in eşi Elmas Perinan ve kızkardeşleri Nebiye ve Münire ile kardeşi Aziz Nihad Bey´e Firari Ermeni Mihran Bezoryan ile Kirkor Esmeryan`ın terk etmiş olduğu, İstanbul Beyoğlu Feriköy Büyükdere caddesinde 83/123 nolu hane ile Kadıköy Caferağa Mahallesi Papazoğlu Cedid Moda Caddesinde 34 nolu dükkan ve 36 nolu apartman dairesi verilmiştir. 

27 Haziran 1926 tarih ve 405 sayılı Resmi Gazete´de yayınlanarak yürürlüğe giren kanun ile „Ermeni suikast komiteleri tarafından şehit edilen ve bu uğurda mağdur olan devlet adamlarının ailelerine emlak ve arazi“ verilmesi kararlaştırılır ve Talat Paşa, Cemal Paşa, Cemal Azmi Bey, Bahaeddin Şakir ve Cemal Paşa´nın yaverleri Süreyya ve Nusret Bey ile Sait Halim Paşa`nın ailelerine olmak üzere toplam 21 kişiye maaş bağlanır. Ayrıca „Tehcir meselesinden dolayı Nemrut Mustafa´nın başkanlık ettiği Divan-ı Harb kararlarıyla idam edilen devlet adamlarının aileleri hakkında kanun“ ile de toplam 20 kişiye de aylık bağlanır. 
Talat ve Cemal paşalar, Trabzon Valisi Cemal Azmi, Teşkilat-ı Mahsusa lideri Bahaettin Şakir, Cemal Paşa’nın yaverleri Süreyya Bey ve Nusret beyler, Sait Halim Paşa, Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, Dr. Reşit Bey, Hafız Abdullah Avni ve Muş Mutasarrıfı Servet Bey ve ailelerine ‘Emval-i Metruke’ (Ermeniler veya Rumlarca terkedilmiş mallar) faslından 20 bin liraya kadar kıymette arazi verilmesi kararlaştırılır. 

Gerek „Milli Şehit“ ilan edilmede, maaş bağlanmasında, gayrimenkul ve arazi verilmesindeki temel gerekçe şöyledir: Memleketin kurtuluşunu, geleceğini, saadetini ilerleme ve gelişmesini hayat tarzı kabul eden ve suikaste maruz kalarak şehit edilen yöneticilerin geride bıraktığı eş ve çocukları milletin ve devletin emanetindedir.Büyük idealler peşinde hayatlarını feda eden büyük insanların aile ve evlatlarının acılarını teselli etmek, onları mükafatlandırmak benzerlerini gayrete getirmek ve milletin şükran hislerini göstermek, kuvvetlendirmek, onların fakir fukara durumuna düşmemesi için gereğini yapmak.
Yukarıda adı geçenler arasında idam edilenler ile ilgili bazı bilgileri hatırlamakta yarar var kanısındayım. 

Bayburt Kaymakamı ve Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey

5 Ağustos 1920 tarihinde Tercüman-ı Hakikat gazetesinde „Bayburd Tehciri Hakkında Divan-ı Harb-i Örfi`nin kararı yayınlanır. Karar şöyle başlar: „Bayburd Kaymakamlığında bulunduğu esnada adı geçen kaza Ermenilerinin tehciri dolayısıyla yapılan cinayet ve malların yağmalanması belasına dahil olduğu ve tehcir emrinde gösterdiği tazyik eseri olarak Bayburd Mal Müdürü Yovakim Efendi´yi asarak, eşi ve kızlarının zehirlenerek intihar etmelerine sebebiyet verdiği, Ergani Mutasarrıflığında bulunduğu sırada, Trabzon´dan tehciren sevk edilmiş olan 24 yaşında Trabzonlu Filomen Toryan binti Alku`nun ırzına geçme, adı geçenin kızkardeşi olup 12 yaşlarında bulunan ve Naime olarak adlandırılmış olan küçük kızın bekaretini bozduğu iddiasıyla sanık olarak tutuklu bulunan Erenköyü´nde Bağdad Caddesi´nde oturan Urfa eski Mutasarrıfı 44 yaşında Yanyalı Nusret Bey bin Behram Efendi...“ Bu girişten sonra Bayburt´da Ermeni tehciri sırasında olup bitenler ve bunlara katılanlar hakkındaki suçlamalar anlatılır. Burada sadece Nusret Bey ile ilgili olan bölümleri özetle aktaracağım. Mahkemede ve başka yerlerde ifade veren tanıklar, tehcir işlemlerinin Erzurum´dan 30-40 kişi ile gönderilen Mehmed Necati Efendi tarafından Erzincan´a sevk olunduğunu, kafile kafile ve sefilane bir surette sevk olunduklarını, sevk edenlerin 2 saat sonra geri döndüklerini, sevk edilen Ermenilerin yolda mallarının ve nakit paralarının alınarak katledildiğini söylemişlerdir. Tanıklar ayrıca, Ermenilerin bir gece içinde kimsenin haberi olmadan Kaymakam Nusret Bey`in emriyle polis ve jandarmalar tarafından apar topar toplanarak, insanlık kurallarına uyulmadan sevk edildiklerini, hanelerinde kalan malların toplattırılarak satıldığını, kötüye kullanmaların olduğu, Nusret Bey´in Erzurum Valisi Tahsin Bey´in adamı olduğu için kanuna aykırı hareket etmekten çekinmediğini söylemişlerdir. Tanıklar Bayburt Ermenilerinin 15-20 gün içinde azar azar kafileler halinde sevk edildiğini, ve büyük bir kısmının katledildiğini, Nusret Bey`in,150 kadar kız ve erkek Ermeni çocuğunu Binbaşı Hanı´na doldurduğunu ve herkesin istediği çocuğu alabileceğini söylemişlerdir. Tanıklar, Bayburt tehcirinin Erzurum´dan gelen Mehmed Necati Efendi (Pire Mehmed) tarafından idare edildiğini ve Bayburt´un 2 saat uzağında Değirmen mevkiinde Teşkilatı Mahsusa tarafından katledildiklerini ve Teşkilatı Mahsusa subayının Doktor Bahaeddin Şakir yanlarında da Filibeli Hilmi ve Yedek Mülazım Sadi ile birlikte katliamı düzenlediklerini, Ermenileri Mehmed Necati´nin Bayburt`tan çıkardığını ve bir kafilenin Pülümür´de yok edildiğini belirtmişlerdir. Bayburtlu Ermeni tanıklar da Nusret Bey´in Bayburt´a yakın mesafedeki Binbaşı Hanı ve Hindi Hanı gibi yerlerde kafilelere refakat ettiğini, kendilerini kamçıladığını, para talep ettiğini, katliam yerinde hazır bulunduğunu, jandarmaların güzel kızları alıp götürdüğünü anlatmışlardır. 

Mahkeme kararında Ergani olaylarında tanıklık edenler, Nusret Bey´in „Demir Pençeli Mutasarrıf“ olarak adlandırıldığını, Bayburt tehcirinden sonra mükafat olarak Erzincan Mutasarrıf Vekilliğine atandığı ve sonra da Ergani Mutasarrıfı olduğunu belirtmişlerdir. Nusret Bey, Ergani`ye gelen bitkin Ermenileri yol inşaatında çalıştırmaya başlamış, geri kalan çocukları Diyarbakır`a sürmüş, cani-i müntehir (intihar eden cani) Reşit Bey´e teslim etmiştir. Daha sonra 15-20 bin Ermeni´nin geçiş yeri olan Urfa Mutasarrıflığına atanmıştır. Bayburt Mal Müdürü Yovakim Efendi İslama geçtiği için tehcir edilmemiş, daha sonra Nusret Bey, onun kızlarını istemiş ancak red cevabı almıştır. Nusret aileyi tehcir etmekle tehdit etmiştir. Yovakim Efendi kendisi ve iki oğlu asılarak, eşi ve kızı ve kızkardeşi de zehir içerek intihar etmişlerdir. 

Mahkeme tüm tanıkların dinlenmesinden sonra Nusret Bey´i ve Mehmed Necati´yi gıyabında idama mahkum etmiş, bu karar 4 Ağustos 1920’de padişah tarafından onaylanmış ve 5 Ağustos 1920’de Istanbul Bayezıt’ta infaz edilmiştir.

Nusret Bey ile ilgili bölümü bitirmeden birkaç bilgi daha ekleyelim. Nusret Bey ilk defa 6 Nisan 1919´da Ermeni tehciri nedeniyle azledilir ve İstanbul´a çağrılır. Daha sonra serbest bırakılır ancak 6 Kasım 1919´da tekrar tutuklanır. Nusret Bey, 3. Ordu´ya yaptığı hizmetlerden dolayı, 3. Ordu ve Erzurum Valiliği tarafından ödüllendirilmiştir. Nusret Bey, 14 Haziran 1917´de o sırada Yıldırım Orduları Komutanı olan Mustafa Kemal Paşa´nın isteği üzerine Urfa Mutasarrıflığına atanmıştır. Urfa´da Nusret Bey´in yaptırdığı bir Mustafa Kemal anıtı bulunmaktadır. Nusret Bey´in yargılanması sırasında, en önemli şahitlerin Türkler olduğunu da belirtelim.

Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey

„Yozgat Tehcir ve Taktili Muhakemesi" adını taşıyan kısaca Yozgat Davası olarak bilinen mahkemede, Yozgat Mutasarrıf Vekili ve Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ile Yozgat Jandarma Komutanı Binbaşı Tevfik Bey yargılanmıştır. Mahkemenin karar suretinde özetle şunlar yazılıdır: Kaymakam Kemal Bey ve Binbaşı Tevfik Beyler, memurluk yetkilerinin geçerli olduğu bölgedeki tehciri emredilen Ermenilerin, aciz kadınlarına, yaşı küçük erkek ve kız çocuklarına varıncaya kadar, resmi emirdeki istisnaları bile dikkate almayarak, kafiledekilerin hepsinin paraları, kıymetli eşyalarını ayırdıktan sonra, kişi hukukunu dikkate almadan sadece kişisel hırslarının sevkiyle, bazı alçak kişilerin emirlerini ve şeriata uymayan gizli emirlerini kabul ederek, rahat ve güvenli olarak belirlenen yerlere gönderilmeleri için alınması gereken tedbirleri bilerek dikkate almamışlardır. Birçok savunma imkanlarını ortadan kaldırmak için kollarını bağlatarak, tasarlanmış ve uygulama şekli belirlenmiş olan faciaların yapılmasına meydan vermişlerdir. Bu faciaları haber alarak, birkaç kere açıklama isteyen amirinden gerçekleri saklamakla, alçakça maksatların meydana gelmesini kuvvetlendirmek ve kolaylaştırmak suretiyle, büyük suçlara ve sayılan öldürme çeşitleri ve çapulculuğa ve yağmalara sebebiyet vermiştir. 

Mahkeme 8 Kasım 1919 tarihinde Kemal Bey´i ve Şükrü Çavuş`u idama, Binbaşı Tevfik´i de 15 sene kürek cezasına çarptırmış, kararın padişah tarafından onaylanmasından sonra 10 Nisan 1919 tarihinde idam edilmiştir. Kemal Bey idamından önce şöyle demiştir: “Sevgili vatandaşlarım, ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir.“ Kemal Bey hakkındaki diğer bilgiler de şöyledir: 9 Ağustos 1915 tarihinde Talat Paşa, Ankara vilayetine çektiği bir telgrafta, Boğazlıyan Kaymakamı vasıtasıyla üç bin yüz altmış (3.160) Ermeni’nin katledilmiş olduğu bilgisini aktarır. Ciddi bir tahkikatın yapılmasını ve kendisine bildirilmesini ister. Telgrafta bu bilginin Boğazlıyan Askerlik Şubesi Başkanından 15. Fırka Komutanlığına oradan Kolordu Komutanlığına ve oradan da Başkomutanlık Vekaletine gittiği bildirilmektedir. Bu olayla ilgili askeri hiyerarşi şöyle işlemiştir: Boğazlıyan Mevki Komutanı Mustafa Bey tarafından yollanan telgraf önce Kayseri 15. Fırka Komutanı vekili Şahabettin’e, oradan Ankara 5. Kolordu komutan vekili Halil Recai’ye, o da Başkomutanlığa bildirmiştir. Öte yandan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in organize ettiği başka cinayetler hakkında da telgraflar vardır. Yine Boğazlıyan Mevki Komutanı Mustafa Bey, Kemal Bey’in Boğazlıyan’ın köylerinde 1.500’den fazla Ermeni katletmiş olduğunu belirtir. Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, daha sonra terfi ettirilmiştir. 19 Aralık 1919’da Yozgat Mebusu Şakir Bey, İstanbul Sorgu Kurulu Başkanı önünde verdiği ifade de, Kemal Bey’in „ Ermenileri keserek Yozgat Mutasarrıfı vekilliğine terfi ettiğini böbürlenerek anlattığını, „Boğazlıyan’da Ermenileri kestim, mutasarrıf vekili oldum, burada da keserim, mutasarrıf belki de vali olurum“ dediğini aktarır. Kemal Bey, Boğazlıyan Kaymakamı iken 19 Ağustos-8 Ekim 1915 arasında Yozgat mutasarrıf vekilliğine atanmış ve 23 Nisan 1916’da bir başka terfi almıştır. Kemal Bey’in işlediği cinayetler hakkında herhangi bir soruşturma açılmazken, kendisi hakkında Ermeni sürgünü sırasında zimmetine mal geçirdiği için soruşturma açılmış ve mahkemeye verilmiştir. Bu durum İstanbul’daki duruşmanın 6 Şubat 1919’daki oturumunda ortaya çıkmıştır. Kemal Bey’in avukatları, Onun Ermenilerin sürgün edilmesi meselesinden dolayı Yozgat’ta yargılandığını ve beraat etmiş olduğunu ve aynı suçtan iki kez yargılanamayacağını savunmuşlardır. Yozgat’tan durumun öğrenilmesi hakkında verilen mahkeme kararından sonra gelen cevap okunmuştur. Kemal Bey 8 Ocak 1917’de Ankara Vilayet Meclisi İdaresi ve 12 Nisan 1917’de Şurayı Devlet’in kararlarıyla, Ermenilerin terk ettikleri mallarla ilgili yolsuzluk ve suistimale katıldığı için yargılanmış ve 13 Haziran 1917’de görevinden alınmıştır. 7 Ekim 1917’de önce „ memur sıfatıyla eşya satın aldığı“ için 3 ay hapse mahkum olmuş ve bir üst mahkemede 25 Temmuz 1918’de beraat etmiştir. Boğazlıyan’da bir mahalle ve bir okul onun adını taşımaktadır. Kemal Bey’in kızı merhum Müşerref Gürenci’nin anlattığına göre, Atatürk, dedesini Konya´ da kabul eder ve aralarında şu konuşma geçer:
Atatürk - “gel bakalım devletin babası”.
Arif Bey - “Aman Paşam devletin babası sizsiniz”. 
Atatürk - “Sen öyle bir evlat yetiştirdin ki oğlun bu meşaleyi tutmasaydı biz ateşi yakamazdık. Işık tutan senin oğlundur” der. Hepimizin hatırını sorar ve dedeme evlatlarını “baba ver ben ilgileneyim” teklifinde bulunur.

Dedem - Onlar bana vediadır Paşa Hazretleri siz iaşelerini temin edin cevabını verir. 

Atatürk - İstanbul’a git 20000 liralık bir mülk beğen, yalnız Ermeni malı olsun. (Türk Dünyası Tarih Dergisi-Milli Şehit Kaymakam Kemal Bey’in kızıyla sohbet. Celal ÖCAL 1994 Nisan 88, s.38)
Hafız Abdullah Avni Efendi (Hayran Baba)
İstanbul Divan-ı Harb-i Örfi Mahkemesinin „Erzincan Tehcir ve Taktili“ kısaca Erzincan Davası`nda yargılananlar arasında Hafız Abdullah Avni Efendi (Hayran Baba) da vardır. Bu davada Erzincan Mutasarrıfı Memduh Bey bin Tayyar (Mehmet Memduh Bin Tayir), Erzincan Mebusu Halet Bey (Sağıroğlu), Karmo Yusuf (meşhur eşkiyalardan), Erzincanlı Jandarma Çavuşu Arslan, Aşiret Reisi Kagü ve Hacı Vahidzade Rıza Efendi yargılanırlar. Davada ayrıca Erzincan Mevki Kumandanı ve Askeri Fabrikalar eski Müdürü Trabzonlu Binbaşı Hafız Süleyman Bey, Erzincan Jandarma Tabur Kumandanı Yüzbaşı Ismail Hakkı, Erzincan Jandarma SubayıTeğmen Cemil ve Süleyman, Jandarma Başçavuşu Erzincanlı Halid Efendi, Erzincan Eşrafından Yaşar Bey, Jandarma Sivaslı Deli Mehmed, Erzincan Mektebi Askeri İdadisiAskeri Müdür Muavini Yüzbaşı Asım, aynı mektebin Dahiliye Subayı Teğmen Cezayirli Mehmed Efendi´nin haklarında kovuşturma açılmasına karar verilir. Erzincan tehciri ve katliamları sırasında ayrıca İttihat ve Terakki Sekreteri Macit Bey, Eczacı Mehmet Efendi´de bulunmaktadır. 
Hafız Abdullah Avni Efendi (Hayran Baba) 45 yaşındadır ve Erzincan´da otelcilik yapmaktadır. Kendisine yöneltilen suçlamaları okuyalım: Silah altına alınmayarak Erzincan Jandarma Dairesi´nde güya yazıcı sıfatıyla alıkonulmuş olan Hafız Abdullah Avni Efendi´nin tehcirden iki ay önce silah terhisi sebebiyle, kimlikleri bilinmeyen arkadaşları ile köylere giderek, Ermenilere birçok işkence ve eziyet yaptığı, silahların nerede olduklarını itiraf ettirmek için bizzat sopa ile darp ederek ölümlerine sebebiyet vermiştir. Hafız Abdullah Avni Efendi , eski Mebus Halit Efendi, Karmo Yusuf, Arslan ve Kagü´nün özel olarak alçak çete ferdleri ile çeşitli zamanlarda Erzincan´a gayet yakın mesafedeki Zenberek Köprüsü, Telli (Tebelli) Çayı ve Kemah Boğazı´nda tehcir için toplanan ve sevk olunan çocuk ve yaşlılardan oluşan Ermeni kafilelerinin önüne çıkarak, silahla hücum etmişler, çoğunu katledip imha etmişler, mallarını gasp ve yağma etmişlerdir. Hafız Abdullah Avni Efendi ve Rıza Efendi, beraberindeki çete ile 70 kadar Ermeniyi nehre atmışlar, su içinde çabalayanları da yaralamış ve yok etmişlerdir. Hafız Abdullah Avni Efendi, iki atlı arkadaşı ile Haçik adlı Ermeni`nin evine saldırmış, köylere giderek Erzincan´a getirdiği bazı Ermenilere çeşitli işkenceler yapmıştır. Tehcirin bitmesine az kala bir belge ve araba alarak Sivas üzerinden Edirne´ye kardeşi Gani Bey´in yanına gitmiştir. Davada yeminli birçok tanık dinlenmiştir. Dava sonunda verilen kararda şunlar belirtilmiştir: Tehcir esnasında Erzincan Ermenilerinin katledilmesi ve imhası, mallarının yağmalanması. İdam kararı Hafız Abdullah Avni Efendi ´nin yüzüne karşı okunmuş ve karar 29 Temmuz 1920´de infaz edilmiştir. 

Yazımın sonunda bir noktayı belirtmek istiyorum. 12 Şubat 1930 tarihli bir kararname ile „Ermeni komiteleri tarafından şehit edilen devlet adamı Doktor Reşit Bey“in ailesine de maaş bağlanmış iki Ermeni´den terk edilmiş bir ev ve dükkan verilmiştir. Dr. Reşit intihar etmesine rağmen „şehit“ ilan edilmiştir. Alemdar Gazetesinin 5 ve 6 Nisan 1919 tarihli sayılarında Hasan Amca tarafından kaleme alınan bir makalede Diyarbakır Valisi Dr. Reşit’in “görevine yalnızca iki sandıkla gittiğini fakat İstanbul’a Ermeni kurbanlarından alınan mallarla yüklü vagonlarla döndüğünü yazmaktaydı. Farcalyan, Reşit Bey’in Costantinople’a gitmek üzere 43 kutu mücevherat ve 2 sandık kıymetli taşla bir trenle Halep’e geldiğini bizzat gördüm diye ekleyerek, bu talanın mücevher ve değerli taşlar, birkaç halı ve çeşitli antikalar içerdiğini aktarmaktadır. Reşit sonuçta çıkarıldığı mahkemede, 1916’daki katliamlardan değil, hazineyi yüz binlerce Türk lirasından mahrum ederek Ermeni sermayesinin zimmete geçirilmesinden dolayı cezalandırılmıştır. Daha sonra son Ermenileri tehcire gönderdiği Ankara vilayetinin valisi olmuştur. Ankara’ya atanan eski Diyarbakır Valisi Dr. Reşit, açığa alınmış ve hakkında soruşturma başlatılmıştır. Dr. Reşit Ermenilerden gasp ettiği paralarla İstanbul’da bir yalı almak isteyecek, Talat Paşa da olaydan haberdar olunca onu görevden azledecektir. 8 Şubat 1919 tarihli Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif şöyle yazacaktır: Talat Paşa bundan fevkalade münfail (canı sıkılmış) olarak „katil“ sıfatıyla takdir ettiği Reşit’i, „gasip“ (hırsız) olduğu için azl etmiştir.