Çerkes Ethem, 1915/16 ve Çerkesler


 Selcuk Uzun - 24/05/2012 15:45:29 (650 okunma)



Çerkes Ethem, 1915/16 ve Çerkesler


Çerkes Ethem konusunda birşeyler araştırmaya başladığınızda, karşınıza sadece „Milli Mücadele“ dönemi çıkar. Çerkes Ethem´in anılarının bile olup olmadığından, yazdı ise doğru olup olmadığından bile emin değiliz. Ama Çerkes Ethem ve ağabeyi Reşit ve Tevfik gerek Birinci Dünya Savaşı´nda gerekse „Milli Mücadele“ döneminde somut bir vaka. Çerkes Ethem konusunda beni ilgilendiren daha çok 1914-18 dönemi. Yani özellikle Ermeni tehciri dönemi. İtiraf etmeliyim ki bu konuda çok fazla kaynak olduğunu söyleyemem. Tabii ki Teşkilatı Mahsusa gibi „gizli“ teşkilat hakkında belge bulmak o kadar kolay bir iş değil. Belki Teşkilatı Mahsusa şeflerinden Hüsamettin Bey´in 1928 yılında Genelkurmay Başkanlığı´na teslim ettiği kilitli ve her tarafı çivilenmiş sekiz sandıkta birşeyler bulunabilir. 

Çerkes Ethem´e ait olduğu iddia edilen anılarda şöyle bir bölüm vardır: „Birinci Dünya Savaşı´nın ilk senesinde büyük kardeşim Reşit Bey´in, kendi başına askeri ve politik amacı olan, Kürtlerden ve başka milletlerden toplanmış Teşkilatı Mahsusa kuvvetleri ile Ruslara karşı, daha sonra İran´ın güneyinde İngiliz bölgesinde ve Efgan sefer heyetinde bulundum. Pek uzun sürecek olan bu maceralardan bahsetmeyeceğim.“ Çerkes Ethem´in 1918 öncesine ilişkin söyledikleri bu kadar. Bir konuda herkes aynı fikirde sanırım: Çerkes Ethem, Teşkilatı Mahsusa üyesi. Balkan Savaşı´ndan Yunanistan´a iltica edişine kadar olan hayatı Teşkilatı Mahsusa ve çetecilik. Başka hayatı yok. Ve dönemin önde gelen Teşkilatı Mahsusa liderlerinin hemen hemen hepsi ile teşrik-i mesaide bulunduğu da gerçek. 

Eğer Ermeni tehciri konusunda biraz olsun derinlemesine birşeyler okuduysanız, karşınıza „Çerkesler“ çıkar. Örneğin Van-İran-Muş-Bitlis-Diyarbakır-Maraş-Urfa-Hakkari-Halep-Der Zor-Musul hattını takip ettiğinizde karşınıza Çerkesler çıkar. Genellikle hepsi Teşkilatı Mahsusa´da yer alırlar. Hem de en sertinden, en militanından, bulunduğu bölgede dehşet saçan, acımasız cinsinden. Çerkes Yakup Cemil, Çerkes Ahmet, Çerkes Harun, Çerkes Canbulat, Çerkes Ethem, Çerkes Dr. Reşit, Çerkes Salih Zeki, Çerkes Ömer Naci, Çerkes çeteleri, Çerkes fedaileri, Çerkes Teşkilatı Mahsusa çeteleri, vs. Üstelik bu çetelerin, fedailerin, tetikçilerin sonradan Çerkes olduğunun farkına varılması gibi bir durum da söz konusu değil. 1915/16´da en azından Alman konsoloslar, Anadolu´da bulunan yabancılar bile fark etmişler. 

Teşkilatı Mahsusa

Birinci Dünya Savaşı´nda Teşkilatı Mahsusa çetelerinin sayısı yaklaşık 30 bin kişi olarak tahmin edilmektedir. Bunlar arasında hapishanelerden salıverilenler, eşkiyalar, bazıbozuklar, çapulcular, yerel aşiretler, Kürt aşiretleri, Laz, Kürt, Çerkes, Arap, Çeçen çeteleri yani yok yoktur. Bunların başında da Ittihat ve Terakki´nin güvendiği ve görevlendirdiği şefler ve subaylar vardır. Bu örgütün esas para kaynağı da Almanlardır. Bazı kaynaklara göre Almanların Teşkilatı Mahsusa´ya yaptığı para yardımının 1918 yılına kadar 4 milyon altın lira olduğu iddia edilir. Ayrıca İttihat ve Terakki´nin örtülü ödeneğinden, Harbiye Nezareti´nden de paralar aktarılmıştır. Teşkilatı Mahsusa birliklerinin eğitimi Harbiye Nezareti tarafından yaptırılır. Özel üniformaları dahil tüm lojistik destek Harbiye Nezareti ve özellikle de 3. Ordu Komutanlığı tarafından karşılanmıştır.Teşkilatı Mahsusa üyeleri maaş alırlar, ancak maaş bordroları yoktur. Ayrıca baskın, yağma, haraç ve soygundan da pay alırlardı. 

Teşkilatı Mahsusa hakkında yazılanlarda, anılarda ve resmi tarih anlatımında, bu örgütün Ruslara ve Ermeni çetelere karşı savaştığı belirtilir. Ancak Teşkilatı Mahsusa`nın fiili olarak Rusya ile savaşa girilmesinden yaklaşık 4 ay önce faaliyetlerine başladığını, Seferberlikten hemen önce Teşkilatı Mahsusa`nın fiilen Trabzon-Erzurum-Van Hattı´nda görevlendirildiğini unutmamak gerekir. Bu aylarda çarpışılacak ne Rus Ordusu ne de Ermeni çeteleri vardır. 1915 tehcirinin başlamasına kadar bölgede aktif bir Ermeni „isyanı“ veya ayaklanmasının olmadığı, sadece Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinin incelenmesi sonucu bile ortaya çıkar. 1915/16´da ve öncesinde Osmanlı´nın ve İttihat ve Terakki´nin şöyle bir bakış açısı vardır: Bir kişi bile emirlere uymasın, isyan etmiş sayılırdı. Bu zihniyet, her Ermeni itirazını „isyan“ olarak değerlendirmiş ve „hain“ ilan etmiştir. Bahaeddin Şakir, tekliflerini kabul etmeyen Ermenileri daha savaşa girilmeden çok önce hain ilan etmişti. 

Teşkilatı Mahsusa, savaş öncesi bir yandan Rus arka cephesinde faaliyetlerde bulunurken, aynı zamanda bulunduğu bölgelerde bir çeşit „mıntıka temizliği“ de yapmıştır. Bu temizliğin kapsamı içine istisnasız tüm müslüman olmayan halklar, İttihat ve Terakki ile işbirliğine yanaşmayan kimi Kürt aşiretleri de dahildir. Özellikle Van bölgesinde bu durum daha da vahimdir. Teşkilatı Mahsusa`nın savaşta yaptığı aslında şudur: Görece bıçak sırtında da olsa hem etnik hem askeri hem de toplumsal dengeleri bozmasıdır. Yani Teşkilatı Mahsusa eliyle arı kovanına çomak sokulmuş ya da arı kovanına şiddetli bir tekme atılmıştır.

Özellikle Sarıkamış bozgunundan sonra Teşkilatı Mahsusa´nın asli görevi „harici değil dahili düşmanlar“ olmuştur. 1915/16 yıllarında Teşkilatı Mahsusa´nın Doğu Anadolu´daki esas görevi, Ermeni tehcirini uygulamaktı. Ben kişisel olarak Ermeni tehciri döneminde katliama karışmamış bir Teşkilatı Mahsusa birliği ve/veya çetesinin olduğuna inanmıyorum. Sadece Erzurum vilayetinde tehcir döneminde 50´den fazla katliam yeri mevcuttur. Van bölgesinde, İran´da, Muş, Bitlis, Maraş, Diyarbakır, Suriye ve Irak´ta Teşkilatı Mahsusa birlikleri inanılmaz katliamlar yapmışlar, birkaçı hariç hiçbir şekilde Ruslara ve Ingilizlere karşı başarı da elde edememişlerdir. 

Savaş öncesi Çerkes Ethem

Çerkes Ethem´in Birinci Dünya Savaşı´nda Teşkilatı Mahsusa´daki faaliyetleri konusunda geniş bilgilere ulaşmak mümkün değil. 31 Ağustos 1913 tarihinde „Batı Trakya Muhtar Türk Cumhuriyeti“ adıyla kurulan ve Süleyman Askeri´nin başını çektiği Teşkilatı Mahsusa hareketinde, Çerkes Ethem´in ağabeyleri Reşit ve Tevfik´in aktif rol aldığı biliniyor. Ethem´in de bu mücadeleye katıldığı bilindiğine göre, Çerkes Ethem´in Teşkilatı Mahsusa´ya Balkan Harbi sırasında girdiğini kabul edebiliriz. „Batı Trakya Genelkurmay İkinci Başkanı“ olarak Çerkes Reşit´in adı geçer. Çerkes Ethem´in „resmi“ askerlik hayatı, Bulgar Cephesi´nde Çürüksulu Mahmut Paşa´nın Kolordu Muhafız Bölüğü'nde süvari kıtası kumandanı olarak savaşırken yaralanması ile biter. Daha sonra İran, Afganistan harekatına Rauf (Orbay) Bey´in müfrezesinde katılır, Cevdet Bey, Kazım Özalp, Kazım Karabekir, Ömer Naci, Halil Kut ve diğer İttihat ve Terakki mensupları ile de bu yıllarda tanışır. Çerkes Ethem´in yanında hep iki ağabeyi Reşit ve Tevfik vardır. Ethem Bey´i de Teşkilatı Mahsusa`ya alan büyük bir ihtimalle ağabeyi Reşit´tir. Ayrıca aile babadan bu yana Teşkilatı Mahsusacıdır. Çerkes Ethem, 1918 yılının başlarında Uceymi Paşa Sadun ile Irak seferine katılır burada yaralanır ve Bandırma´ya döner. Bu yılın sonunda da mütareke imzalanır. 

Bu yazı, Çerkes Ethem´in Birinci Dünya Savaşı ve Ermeni tehciri döneminde nerede olduğu, ne zaman, ne yaptığı konusunda var olan sis perdesini aralama çabası olarak değerlendirilmelidir. Doğrudan Çerkes Ethem´in hayatını izleyerek bu dönemi aydınlatmak mümkün olmadığı gibi, bu dönem ile ilgili belgeleri bulmak ta sanırım imkansıza yakın. Benim sis perdesini aralama çabamın ana çıkış noktaları şunlar: 

1- Çerkes Ethem, seferberlikten önce İran seferi için Ömer Naci komutasında İran cephesinde Teşkilatı Mahsusa harekatları için görevlendiriliyor. Van´a gönderiliyor.

2- Çerkes Ethem İran seferinden sonra Van´a dönüyor.

3- Van´dan Rauf Orbay´ın Müfrezesine katılmak için İran´daki Kirmanşah bölgesine gidiyor.

4- Çerkes Ethem hakkında dönemin Diyarbakır Valisi Çerkes Dr. Reşit´in emrinde çalıştığına ilişkin iddialar vardır.

5- Tarihe „Sayfo“ (Kılıç Yılı) olarak geçen Süryanilerin katledildiği 1915 yılı ve İdil (Hazak/Azak) „isyanı“ döneminde Çerkes Ethem bu bölgededir.

6- Çerkes Ethem´in yaralanmasına kadar olan dönemde ana üssü Musul ve Bağdat olarak gözükmektedir.

Çerkes Ethem´im özel görevi

Çerkes Ethem´in Seferberlikten birgün önce, Ağustos 1914 başında başlayan macerasına dönelim. Bu macera yaklaşık 4 yıldan fazla sürer.

Cemil Koçak`ın “Ey Tarihçi Belgen Kadar Konuş!” Bir Teşkilatı Mahsusa Öyküsü“ adlı yazısı bize Çerkes Ethem konusunda ilk ve önemli ipuçları verir. 1914 yılının Ağustos ayının başında Dahiliye Nazırı Talat Bey´in daveti sonucu yapılan toplantıda, Ömer Naci Bey ile birlikte Erkanı Harb Kolağası Ruşeni Bey, „İran’dan Kafkas’a geçmek ve Rusların gerisinde siyasi bir inkilap hazırlamak vazifesi ile siyaseten“ görevlendirilir. Ruşeni Bey ve Ömer Naci, İran mücahitlerinden Emir Haşmet ve rüfekası, Çerkes Reşit ve Ethem ile arkadaşları Erzurum üzerinden Van´a gelirler. Van Valisi Tahsin Bey, Hakkari Mutasarrıfı Cevdet Bey ve Van Jandarma Komutanı Kazım Özalp ile “tevhidi mesai ederek”, 1 ay kadar Van´da kalırlar. Burada dikkati çeken nokta, Çerkes Ethem ve Reşit´in doğrudan en üst makamlar tarafından görevlendirilmesidir. Talat Paşa´nın emri ve tabii ki Enver Paşa´nın da onayı ile. Ağustos ayı başında alınan karar sonucu, Çerkes Ethem´ve Reşit´in 1914 yılı Ağustos/Eylül/Ekim aylarında Van´da oldukları anlaşılıyor. 

Ruşeni Bey ve Ömer Naci ekibi İran´da iken Van valiliğine atanmış olan Cevdet Bey, İran´a geçer ve bizzat elden Talat Bey´in bir telgrafını Ruşeni Bey´e verir. Telgraf emrinde Ruşeni Bey´in emrindeki arkadaşlarının yarısını Çerkeslere vermesi, onlarla birlikte çetecilik yapması ve Van´da teşekkül edecek üç kişilik bir heyete tabi olması istenir. Bu emir biraz da Ruşeni Bey´in „rütbe-i tenzili“ olarak ta değerlendirilebilir. Ruşeni Bey, yukarıda sözü geçen kişilerle „teşriki mesai etmekte mazur” olduğunu söyler. Ruşeni Bey, bütün ekibini Cevdet Bey´e bırakır ve bu emre uymaz. Emre uymayan Ruşeni Bey, Dahiliye Nazırı Talat Paşa’nın emri ile o zamanki Bağdat Valisi Süleyman Nazif Bey tarafından tutuklanır. “Vücudu muzır”görülmüştür. Ancak Ruşeni Bey canını kurtarır. 

Bu bilgilerden hareketle bazı noktalara açıklık getirelim: Çerkes Ethem´in 1914 yılında nerede olduğu belli. Talat Bey´in emrinde sözü edilen ve Van´da kurulan 3 kişilik heyetin içinde büyük bir olasılıkla Ömer Naci´nin, Van valisi Cevdet Bey´in bulunduğu kesin gibi. Bölgede Nuri (Kıllıgil) Paşa ile Halil Kut Paşa da bulunmaktadır. Burada ikinci noktaya geçelim: İran´ı bilen tecrübeli bir Teşkilatı Mahsusacı olan Ruşeni Bey, neden emre uymaz ve tüm ekibini Cevdet Bey´e terk eder? Ruşeni Bey´i „tedhiş eden“ (ürküten) bir durum vardır. Bu da şudur: Teşkilatı Mahsusa birlikleri ile birlikte Çerkesler İran´a girmişler „garet“ (yağma) yapmışlardır. İran Türklerinin başına „felaket“ getirmişlerdir. Yani Teşkilatı Mahsusa birliği İran´a girip, yağma yapmış, katliamlarda bulunmuş ve İran´da yaşayanları da „Türk düşmanı“ yapmıştır. Teşkilatı Mahsusacı Ruşeni Bey´i bile ürküten, korkutan bir durum olduğuna göre, herhalde İran´da olup bitenleri „korkunç“ kelimesi ile nitelemek yanlış olmasa gerek. Ruşeni Bey önemli bir noktayı daha vurgular: Çerkeslerin yaptığından „ürkmüştür.“ Kimlerdir bu Çerkesler? Başta Çerkes Ethem ve ağabeyi Reşit. Ayrıca Van valisi Cevdet Bey´in fedaileri arasında Çerkeslerin bulunduğu da biliniyor. Çerkes Ahmet ve adamları. Cevdet Bey´in bir de „kasap taburu“ vardır. Uzmanlaştığı alan katliam düzenlemek. Yine Kazım Özalp´ın Van Seyyar Jandarma Müfrezesinde de Çerkesler vardır. Daha sonraki 1915 Nisan ayında “Van İsyanı“nda da ortaya çıkan ve Canbulat Bey´in komutasındaki (İT`nin İçişleri Bakanı İsmail Canbulat değil) Çerkes birlikleri ve Laz taburu da vardır. Yine bölgede bulunan Kazım Karabekir´in birliklerinde de Çerkesler vardır. Halil Kut Paşa anılarında Van Valisi Tahsin (Uzer) Bey´in ısrarları sonucu Kazım Karabekir´in o bölgeye gönderildiğini söyler. Yani 1914´ün son, 1915´in ilk aylarında Van adeta Çerkeslerin bir toplanma merkezidir. Bir de bu olguya Teşkilatı Mahsusa emrine giren Kürt aşiretlerinin toplanma merkezinin Van olduğunu da ekleyelim. Bu arada tüm Teşkilatı Mahsusa birliklerinde hapishaneden salıverilen mahkumların ve af vaad edilen eşkiyaların da olduğu malum. 

Çerkes Ethem, Van ve İran operasyonları

1914 yılının Ağustos ayında Başkale civarında yaşayan Süryanilerin tehcir emri verilir. 1914 yılının Ağustos/Eylül aylarında İran´a çok sayıda operasyonlar düzenlenir. İran-Osmanlı sınırı adeta bir savaş ve katliam alanına dönüşür. 1915 Mart ayına kadar süren çeşitli operasyonlara, Cevdet Bey, Ömer Naci, Kazım Karabekir, Kazım Özalp, Halil Kut, Ruşeni Bey´ler katılır. Bu operasyonlara Teşkilatı Mahsusa birliklerine dahil olan Çerkesler, Kürtler, Lazların yanısıra yerel Kürt aşiretleri, Hamidiye Alayları, başıbozuk çeteleri ve az sayıda da düzenli Osmanlı birlikleri katılırlar. İran´a yönelik bu operasyonların başlaması bölgede kısa sürede tüm dengeleri altüst etmiş, bölgenin tam bir kaos ortamına sürüklenmesine neden olmuştur. Bu arada 1914 Ağustos ayında başlayan ve 1915 Eylül´üne kadar süren ve bizzat Enver Paşa´nın emriyle kurulan Rauf Bey Müfrezesi, Musul üzerinden Güney İran´a ve oradan Afganistan üzerine gitmek üzere yola çıkar. Rauf Bey Müfrezesi Almanlarla ortak bir operasyon amacıyla yola çıkmış ancak daha sonra tam bir fiyaskoyla sona ermiştir. Ancak müslüman ve müslüman olmayan yerel halkın, o bölgede yaşayan bazı Kürt aşiretlerinin katliama uğramasına neden olmuş ve deyim yerindeyse kaç yapalım derken göz çıkarılmıştır. Rauf Bey Müfrezesi birkaç küçük başarı dışında bölgede tutunamamış, fiyaskonun faturası da Almanlara çıkarılmıştır. İran´da müttefik aranırken, „Türklere“ nefret tohumları ekilmiştir. Rauf Bey Müfrezesi konusunda, Rafael de Nogales „Osmanlı Ordusunda 4 Yıl“ adlı anılarında şöyle yazar: „Savaşın başında Fırkateyn kaptanı Rauf (Orbay) İran´a diplomatik bir görevle gönderilmişti. Emredildiği gibi İran´a gideceğine, korumalarıyla (İranlıların dediklerine göre) öldürmüş, yakıp yıkmış ve İstanbul´a cepleri dolu gelmiş. Rauf Bey´in vandallığı İranlıları, Türklerin karşısına çıkarmıştı. O zamandan beri Ruslarla aynı amaç için çalışıyorlardı. Cihadın, İran´da ve bütün doğuda yandaş bulamaması bu olayla ilgilidir. „ (s.164)

Ekim ayının ortalarına doğru Osmanlı askeri birlikleri 200 kadar yerel Kürt aşiretinin desteği ile Urmiye´ye saldırırlar. Başlarında Van Valisi Cevdet Bey vardır. Rus Kazak birliklerinin gelmesi üzerine geri çekilen Cevdet Bey´in birlikleri geçtikleri köy ve kasabalarda katliam yaparlar. Cevdet Bey´in birlikleri geri çekilirken verilen kayıplar arasında 7 subay da bulunur. Üzerlerinden çıkan kimliklerde Teşkilatı Mahsusa mensubu ve Çerkes oldukları anlaşılır. Katliamın hedefinde Ermeniler, Süryaniler, Nasturiler ve işbirliğine yanaşmayan İranlı Kürt aşiretleri vardır. İran´a yapılan operasyonlarda bir sonuç alınamayınca ve verilen kayıplar ve İran´da Rus birliğinin varlığı nedeniyle İran-Osmanlı sınırında yaklaşık 2 aylık „sakin“bir dönem yaşanır.

Kasım ayında Rus Ordusu Saray ve Başkale istikametine doğru ilerlemeye başlar, ancak kuvvetlerin zayıflığı nedeniyle geri çekilirler. Aralık ayının sonuna doğru Halil (Kut) Paşa 5. Sefer Kolordusu ile Dağıstan Seferi´ne başlar. Ancak Nisan ayında hedefine varabilir. Aralık ayında İran´daSavuçbulak´ta Ruslarla iki çatışma yaşanır ve Osmanlı Ordusu kazanır. 28 Ocak´ta Ömer Naci birlikleri Sofyan´da ağır bir yenilgiye uğrar. Halil Paşa´nın birlikleri Ocak ayının 2. haftası Tebriz´e doğru yönelirler. Ömer Naci ´nin birlikleri ise Dilman´da ağır bir yenilgiye uğrar. Rus birliklerinin güneye, Osmanlı sınırlarına doğru ilerlemesi nedeniyle Osmanlı birlikleri geri çekilmeye başlar. Cevdet Bey, Rus birlikleri karşısında Mart ayında ağır yenilgiler alır. Rus birlikleri karşısında tutunamayan Osmanlı birlikleri Mart ayında, Osmanlı topraklarına dönmeye başlarlar. Nisan ayında da Halil Paşa´nın birlikleri Dilman´da ağır kayıplar verir ve geri dönmeye başlar. Teşkilatı Mahsusa birlikleri Rus Ordusu önünden kaçarken, uğradıkları her yerleşim alanında, her köyde, her kasabada katliam yapmışlardır. Bu katliamların en bilineni de Haftevan katliamıdır. Bu bölgede Ermeni, Süryani ve yerel halka yapılan yapılan katliamların biçim ve yöntemleri tüyler ürperticidir. Bu bölgedeki katliamlarda uygulanan işkence ve öldürme teknikleri tarihe geçecek niteliktedir. Katliamların boyutu ve vahşiliği sonucunda, İran Hükümeti, Osmanlı ve Almanya´ya resmen protesto notası verir. 11 Şubat 1915´de İstanbul´da Alman Elçisi, Enver Paşa ve İran Elçisi arasında bir tür arabuluculuk toplantısı düzenler. Tüm bu gelişmelerin sonucunda, 1914 Ekim/Kasım ayı hariç, Ağustos/Eylül/Aralık ayları ile 1915 yılının Mart ayına kadarki 6 aylık dönemde, İran-Osmanlı sınırı ile İran içleri kan gölüne dönmüş, binlerce insan yerinden yurdundan edilmiş ve Kuzeye Rusya istikametine doğru kaçmaya başlamıştır.

Kısaca bu gelişmeleri aktarmamın nedeni, 1915 yılının Mart ayına kadar olan İran içlerindeki operasyonlarda Çerkes Ethem´in de yer almış olmasıdır. Çerkes Ethem, ağabeyi Reşit´in bu 6 aylık dönemde bu bölgede bulundukları kesindir. Büyük bir ihtimalle Çerkes Ethem, Cevdet Bey ile İran´dan Van´a geri dönmüştür. Dönerken de büzük katliamlar yaşanmıştır. Dönüş tarihi de 1915 yılı Mart ayıdır. Van Seyyar Jandarma Müfrezesi komutanı Kazım Özalp anılarında şunları aktarır: „Çerkes Ethem´i Birinci Cihan Harbinde ben Van civarında fırka kumandanı iken, Azerbaycan´da milli teşkilatı yapmak üzere kardeşi Reşit´le yanıma geldikleri zaman tanımış idim. Reşit yüzbaşılıktan emekli idi. Ethem´in bir askeri rütbesi yoktu. Reşit bu işler için çalışır iken İran´da (Dilman´da) hastalandı. O sırada ben fırkamla oraya gitmiştim. Ethem bir müddet benim karargahımda kaldı. Reşit hastalıktan kalktıktan sonra Musul´a gittiler.“

Çerkes Ethem, Rauf Bey Müfrezesi ve Sayfo

Çerkes Ethem´i daha sonra 1915 Nisan ayı sonunda Rauf Bey Müfrezesi´nde, Kirmanşah yakınlarında görüyoruz. Rauf Bey anılarında Çerkes Ethem Bey´in Van´dan yanında adamlarla geldiğini ve Kirmanşah´a gidip çeşitli operasyonlarda bulunduğunu belirtir. Rauf Bey daha sonra anlattığı ve/veya yazdığı anılarında, Çerkes Ethem´in Müfrezedeki rolü konusuna değinirken önemsiz bir ayrıntı olarak aktarır bu durumu. Kendisi de Çerkes olan Rauf Orbay´ın Çerkes Ethem`i „Milli Mücadele“ye ikna ettiği bilgilerini hatırlarsak, aralarındaki ilişkinin öyle sıradan bir ilişki olmadığı kanısına varabiliriz. Rauf Bey Müfrezesi´nin 1915 Eylül tarihinde resmen tasfiye edildiğini dikkate aldığımızda önümüze iki ihtimal çıkmaktadır: Çerkes Ethem´in, 1915 Kasım ayında Musul´da vali Haydar Bey´in emrinde olduğu anlaşılıyor. Çerkes Ethem ya Eylül ayına kadar Rauf Bey Müfrezesi´ndedir ve ardından Musul´a gelmiştir. Ya da Nisan ve/veya Mayıs ayında müfrezeden ayrılıp Musul´a gelmiştir. Çerkes Ethem´i Kasım ayında başka bir görev beklemektedir. Ömer Naci 1915 yılı sonunda tekrar İran´a sefer düzenleyen bir birliğe komuta etmektedir. Cizre´nin batısındaki İdil ( Süryanice Hazax) bölgesinden geçerken, kendisine Süryanilerin isyan ettiği ve isyanı bastırması görevi verilir. 1915 yılı Süryaniler için „Sayfo“ yılıdır. Yani „Kılıç Yılı“. Ömer Naci bir türlü isyanı bastıramaz ve yakın bölgedeki birliklerden yardım ister. David Gaunt´un „Katliamlar, Direniş, Koruyucular: 1. Dünya Savaşında Doğu Anadolu´da Müslüman-Hıristiyan Ilişkileri“ kitabından aktarayım: „ Musul Valisi, başında dillere destan Çerkes Ethem´in bulunduğu ve mücahid dediği bazı gönüllü birimlere komuta ediyordu. 7 Kasım´da Erkanı Harbiye Umumi´ye gönderdiği kısa mesajla bu birimlerin yeniden konuşlandırılmasını öneriyordu. Ömer Naci Bey´e yardım etmek amacıyla, milis komutanı Edhem Bey emrinde tertiplenmiş olan 500 savaşçının iki gün içinde hareket edebileceğini söyleyebilirim. Telgraf üzerinde başka bir el yazısıyla şunlar okunuyordu: Nazır Paşa ile tartışılacak. Ertesi gün, Talat, Erkanı Harbiye Umumiye´ye gönderdiği telgrafta, 500 mücahide Naci´nin kuvvetlerini takviye etme emri verdiğini doğruluyordu. Ömer Naci Bey´e yardım etmek üzere milis komutanı Edhem Bey´le 500 mücahid tertip edildiği ve iki güne kadar sevk olunacağı Musul vilayetinden gelen 7 Kasım 1915 tarihli telgrafta bildirilmiş olmakla, bu konuda buyruk sizindir.“ Komutan Edhem, Reşid Bey´in kendi özel ordusunu doldurmak için askere aldığı Çerkeslerden biriydi. Zalimliğiyle ün salan bu adam, aynı zamanda Teşkilatı Mahsusa memuruydu. (s.393) Ömer Naci, İdil Süryanileri ile baş edemez ve kendi başına barış yapma kararı verir ve İran seferine devam için Musul istikametine devam eder. 

En üst makamdan özel görevler

Çerkes Ethem resmi yazışmalarda ikinci kez en üst makamdan görev emri alır. Birincisi 1914 yılında Seferberlikten hemen önce, ikincisi de Kasım 1915´te. Emir Talat Bey´den gelir, Enver Paşa´nın onayı ile tabii ki. Bu iki olgu da, Çerkes Ethem´in Teşkilatı Mahsusa içindeki önemini vurgular. Bir başka olgu da, Çerkes Ethem´in „Sayfo“ da bu bölgede olduğudur. 

Sefer E. Berzeg,„Türkiye Kurtuluş Savaşı´nda Çerkes Göçmenleri II“ adlı kitabında Çerkes Ethem´in, tehcir döneminde kendisi gibi Çerkes olan Diyarbakır Valisi Dr. Reşit´in emrinde görev yaptığını iddia etmektedir. Bu iddialar çeşitli yayınlarda tekrarlanmakta, hatta Reşit Bey´in kendi özel ordusunu doldurmak için askere aldığı Çerkeslerden olduğu iddiası tekrarlanmaktadır. Bir başka iddia da, Çerkes Ethem´in Yakup Cemil ile birlikte Batum seferine Teşkilatı Mahsusa çeteleri ile birlikte katıldığıdır. Emrah Celasun „Baki İlk Selam“ Çerkes Ethem adlı kitabında, özellikle Diyarbakır Valisi Reşit Bey´in emrinde çalışıp, tehcirde görev aldığına ilişkin iddiaları araştırdığını ve bu döneme ilişkin hiçbir bulguya rastlamadığını belirtmektedir. 

1915/16 ve sonrasında Teşkilatı Mahsusa, Ermenilerin tehciri ve katliamında doğrudan görev almıştır. Özellikle Sarıkamış Bozgunu sonrası başlanmış bu görev, Der Zor´a kadar devam etmiştir. Özellikle Doğu Anadolu´da tehcirin Teşkilatı Mahsusa tarafından pratikte gerçekleştirildiğine ilişkin sanırım yeterince bilgi ve kanıt var. Ayrıca tehcir öncesi Ağustos 1914´den itibaren başlayan müslüman olmayanlara yönelik „mıntıka temizliği“ nin de Teşkilatı Mahsusa tarafından yapıldığı da bir gerçek. Bu temizlik Batum, Erzurum, Van ve İran-Osmanlı sınırı bölgesinde gerçekleştirilmiştir. Öte yandan Çerkes Ethem´in Talat Paşa tarafından yani en üst düzey makam tarafından görevlendirildiği de sabit. Çerkes Ethem´in 1914/18 döneminde sadece ve sadece Teşkilatı Mahsusa´da görev aldığı da unutulmamalıdır. Diğer önemli bir gerçek te şu: Çerkes Ethem, 1914 Seferberliği´nden itibaren, Ermeni tehcirinde önemli görevler üstlenen, yaptıkları katliamların sayısı bilinmeyen, başta Ermeniler olmak üzere müslüman olmayanları kesmekle övünecek kadar fütursuz ve gaddar olan komutan ve şeflerle birlikte çalışmıştır. Ömer Naci, Van Valisi Cevdet Bey, Halil (Kut) Paşa, Kazım Karabekir, Kazım Özalp, Rauf Orbay bunlardan sadece birkaçı. Buna Mart 1915-Mart 1916 arasında Diyarbakır Valisi olan Dr. Reşit´i de ekleyebiliriz. Çünkü bu dönemde Çerkes Ethem büyük bir ihtimalle Musul-Bağdat-Diyarbakır bölgesinde at koşturmaktadır. Eğer Çerkes Ethem´in Diyarbakır Valisi Dr. Reşit´in emrinde çalıştığı iddiası doğru ise ortaya çok daha vahim bir durum çıkmaktadır. Kuşkusuz Çerkes Ethem´in tehcire katıldığına ilişkin bir belge yoktur. Belki de hiçbir zaman da bulunamayacaktır. Birinci Dünya Savaşı´nın en kanlı, en çok çarpışmaların olduğu, onbinlerce insanın öldüğü, katledildiği, göç ettiği bir bölgeye özel görevle gönderilen Teşkilatı Mahsusa şeflerinin neler yaptıkları az çok biliniyor. Bu şeflerin emrinde çalışanların ise ne yaptıklarını tahmin etmek için kahin olmaya gerek olmadığını düşünüyorum. Sağlam belgeler aramak ta nafile bir çaba olur kanısındayım. Bu nedenlerle yapmamıştır, katılmamıştır gibi kesin hükümlerden kaçınmanın gerektiğine inanıyorum. Özetle, Çerkes Ethem Birinci Dünya Savaşı döneminde, tehcirin, operasyonların, katliamların, temizlik harekatlarının yapıldığı bir bölgede görev yapmıştır. 

Çerkes Ethem ve Çerkesler

Bazı ipuçlarından hareketle Çerkes Ethem´in 1914/18 yıllarındaki görevleri konusunda bir sis perdesini aralamaya çalıştığım bu yazımın son bölümünde, özellikle Çerkesler için bir umudumu dile getirmek istiyorum. 

Bizim“ tarihimizdeki kişiler için genelde iki temel ölçü vardır: Ya hainlik ya da kahramanlık. Çerkes Ethem´in „Milli Mücadele“ döneminde yaşadığı „haksızlığı“ ortaya çıkarırken, „haksızlığa“ uğrayandan bir „kahraman“ yaratmak, onu „hain“ ilan edenlerle sonuçta aynı noktaya getirmektir. „Hain“ ve „kahraman“ tartışması Çerkesleri içinden çıkılmaz bir tartışmanın içine atar. 

148 yıldır haksızlığa uğramış bir halkın, ayakları üzerine durmaya başladığı bir dönemde, umarım Çerkesler, kendilerini Teşkilatı Mahsusacı Çerkes Ethem üzerinden tanımlamaya kalkmazlar. 
Çerkesler umarım kendilerini Birinci Dünya Savaşı´nda gösterdikleri „kahramanlık“larla da tanımlamazlar. Umarım Çerkeslerin Birinci Dünya Savaşı´ndaki „kahramanlar“ a ihtiyaçları kalmaz. 

Çerkesler umarım kendilerini „Milli Mücadele“ deki „kahramanlık“larla da tanımlamazlar. Umarım „biz olmasaydık Cumhuriyet kurulamazdı“ da demezler. 

Çerkeslerin belki „Milli Mücadele“ yıllarında uğradıkları haksızlığın iade-i itibarı söz konusu olabilir. Çerkeslerin kahramanlara değil, kendi benliklerine ihtiyaçları var kanısındayım. Bu kuşkusuz zor bir mesele. 

Erhan Hapae´nin „24 Nisan / 29 Mayıs Kayseri Mitingi (Ermeniler / Çerkesler)“ başlıklı yazısında şunlar yazılı:„Çerkeslerin bahtsızlığı, bir zalimden kaçınca özgürlüğe kavuşacağız sanmaları belki. Kavuşmadılar. O zamanın ruhu özgürlüklerle ilgili değildi elbet, esas olan can kurtarmaktı, anlıyoruz ama bir şans olup bir özgürlüğe uçabilirlerdi. Olmadı. Geldikleri ülke kendi halklarına da pek öyle özgürlükler tanıyan bir yer değildi. O kadar değildi ki, Çerkesler Osmanlıya geldikten tam 50 yıl sonra Ermenileri soykırıma uğrattılar. (...) Türkiyeli Çerkeslerin 1915 yılında ne düşündüklerini merak ederim. Kendi başlarına elli yıl önce gelmiş olan ‘Büyük Felaket’, yeni komşularının başına geliyorken yani.“ 

Çerkesler daha yolun başındalar. Çerkesler Birinci Dünya Savaşı, özellikle Ermeni tehciri ve „Milli Mücadele“ ile yüzleşirken Türkiye´nin gerçek tarihine de katkıda bulunabilirler.