Enver Paşa ve Sarıkamış: „Bunlar askeri, ceplerindeki kumar parası gibi harcadılar.“



Enver Paşa ve Sarıkamış: „Bunlar askeri, ceplerindeki kumar parası gibi harcadılar.“

 „Birinci Dünya Savaşı Başlangıcında 3. Ordu, Sarıkamış- Kuşatma Manevrası ve Meydan Savaşı“ başlığını taşıyan Emekli Kurmay Yarbay Köprülülü Şerif (İlden)´nin anılarında, 90 binden fazla askerin nasıl ölüme gönderildiğini okurken, insanın içi burkulmuyor değil. Aynı zamanda da öfkeleniyor insan. ( Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 5. Baskı, Ocak 2006)

Şerif İlden kitabının  „Bir Cevap“ bölümünde şöyle yazar: „Enver, Sarıkamış faciasında yalnız değildir. Suç ortağı vardır. O da Hafız Hakkı´dır.“  „Sarıkamış harekatında iki derbederin, bütün orduyu kendi ceplerindeki kumar parası gibi „At! Kır! Ver!“ emirleriyle ne fennin ne aklın kabul edebileceği bir biçimde- hem bilirsiniz kaç buçuk günde- mahv-ü perişan ettiklerini gözümün önüne getirdiğim zaman, aklımı bozacağımı zannediyordum.“ diye yazarken,  „Devletin  en seçkin ve en güçlü bir ordusu bir iki gün içinde sarsıldı, yıkıldı, yerle bir oldu.“ der.

Bu yazımda Şerif İlden´in anılarından sadece Enver Paşa ile ilgili olan bölümleri özetleyeceğim. Osmanlı´yı görülmemiş bir maceraya sürükleyen Enver Paşa´nın pek de bilinmeyen yönlerini tanımış olacağız. Ancak önce İlden´in genel bir değerlendirmesini okuyalım.

Şerif İlden, 3. Ordu konusunda şu tespitlerde bulunur: „Harekat başlayacağı zaman 3. Ordu´nun mevcudu 190.000 insan ve 60 bin hayvandı. Bu mevcudun altı aylık iaşesi için  yaklaşık 88 milyon kilogram buğday, çavdar ve arpaya gereksinim varken, ordu ambarlarında yalnız 1.250.000 kilogram yiyecek ve tahıl vardı. Toplanma bölgesinde hem yollar hem de eldeki ulaşım araçları, bir kış esnasında tümenlerin iaşesini sağlamaya hizmet edecek biçimde değildi. „

Şerif İlden, ordunun en büyük endişesinin seferberlik tamamlanmadan önce Rusların savaş ilan etmeleri olasılığı idi diye yazar ve ekler: „Fakat günler geçtikçe o kanıya varıldı ki, biz neden olmadıkça Ruslar savaş ilan etmeyeceklerdir. Çünkü Almanya ve Avusturya´ya karşı savaşırken, bir Anadolu seferine girişmeye şimdilik Rusya için bir siyasal gereksinim yoktu. (...) Sınır üzerinde herhangi ufak tefek çatışmadan başka bir olay olmadı. Bu çatışmalara çoğunlukla Teşkilat-ı Mahsusa´nın söz anlamayan belgeli çete üyeleri neden oluyorlardı.“

„Her türlü hesap ve istihbarat gösteriyordu ki“ diye yazar İlden, mevcut 3. Ordu ile Kafkasya´nın istilasına kalkışılamazdı der. 3. Ordu´nun bir saldırı ordusu değil, bir savunma ordusu  olabileceğine karar vermek gerekiyordu diyen İlden, ordunun aslında bir savunma için  hazırlanmakta olduğunu belirtir. Oysa Enver Paşa ve İstanbul´daki karargahın planları Kafkasya´nın istilasına dayanıyordu. Yani ordu saldırıda bulunacaktı. Savunmada değil. Komutanlar orduyu savunma için hazırlarken, İstanbul, Kafkasya istilasına kurgulanmıştı.

Daha sonra İlden, „Ruslar zaman kazanmak ve ilkbahara kadar ciddi bir işe girişmemek, bununla birlikte kendilerini tehlikede görünce hemen geri çekilmek ve yeni bir savunma cephesi tutmak yolunu izliyorlardı. Oysa ki 3. Ordu Komutanlığı aklını fikrini büyük bir Rus istilası korkusuna kaptırmış olduğu için“ diye bir tespitte bulunur ve karargahın, Rusların geri çekilmesini  bizi aldatmak için yapılmış manevralar gibi saydığını belirtir.

Özetle savunmada bile zorlanacak 3. Ordu´nun, Enver Paşa ve İstanbul Karargahı´nın emriyle saldırı ordusu gibi kullanılması ve Rusların niyetinin gerçek bir değerlendirilmesinin yapıl(a)maması, Sarıkamış Bozgununun pratik nedenidir. Stratejik anlamda ise neden, Enver Paşa´nın kişiliğinde sembolleşen „Turan Hayalleri“dir. Burada söz konusu olan reel bir askeri ve/veya poltika değil, İstanbul´da kurgulanmış, gerçekle bağdaşmayan, reel koşulları hiç dikkate almayan „hayali“ Turan kurgusuna binlerce insanın kurban verilmesidir.

Şerif İlden´in Enver Paşa hakkındaki görüş ve yorumlarına geçelim.

Şerif İlden, Enver Paşa´nın Harbiye Nazırı ve Genelkurmay Başkanı, Hafız Hakkı Paşa´nın da Genelkurmay  İkinci Kurmay Başkanı olmasından sonra, Ordu Müfettişlikleri, kolordu ve tümen komutanlıkları, kurmay başkanlıklarının hemen tümüyle değiştiğini belirtir. „Harbiye Nezareti´nin açık kapıları kapandı ve içeriye güvenlik mensuplarından başka kimse giremez oldu. Almanya´dan gelen Heyet-i İslahiye görev başına geçti“ der ve şöyle yazar: „Enver Paşa ve arkadaşları şahsen yakından tanımadıkları komutanların hiçbirine aslında saygı ve güven beslemiyorlardı.“  Harbiye Nezareti´nin , henüz barış kadrosu eksiklerini gereğince tamamlayamadığı bir zamanda Osmanlı Ordusunun genel seferberliğinin ilan edildiğini vurgulayan Şerif İlden, ordunun eksikliklerinden söz ederken „Bir de orduya bağlı ve bizim pek acı bir özveri olarak istemeye istemeye verdiğimiz seçkin erler ve subaylar tarafından oluşturulmuş birçok Teşkilat-ı Mahsusa çeteleri vardı“ diye yazarak, herşeyin Enver Paşa´nın bilgisi ve emri ile yapıldığına işaret eder.

Şerif İlden, aslında Köprüköy savaşında eldeki kuvvetlerin hepsinin kullanılması durumunda daha sonraki felaketlerin engellenebileceğini belirtir ve birinci felaketin Azap Savaşları olduğunu, ikinci felaketin ve en belalısının da Enver´in ve Hafız Hakkı´nın kargalar gibi 3. Ordu´nun başına konmalarıdır der. Şöyle devam eder: „Enver Paşa orduyu sürekli taarruz halinde tutmak isterken, İstanbul´dan 3.Ordu´nun içinde bulunduğu durumu bilmiyor ya da bilmek istemiyor ve Karabağ´a, Bakü´ye, Dağıstan´a saldırın.Taş üstünde taş bırakmasınlar. Bütün Kafkasya´daki İslamları savaştırsınlar... Yiyeceğiniz mi yok? Kafkasya´nın bayındır kentleri ayağınızın dibindedir.  Yalnız siz hızlı hareket etmenin yolunu bilin. Hem orada silah altında bulunmayan halkın işi ne? Vurun yükleri sırtlarına, taşıyıp dursunlar.“ dediğini belirten İlden, „Oysa 3. Ordu, durduğu yerde beslenemiyor, ayağında çizmesi yok, sırtındaki paltosu çuval bezi gibi bir şey. Aç karın, çıplak sırt, yalın ayak Kafkasya istilasına çıkılır mı?“  diye soruyor.

İlden, Enver Paşa´yı şöyle anlatır: „ Enver çocukluğundan beri azimkar ve inatçı bir yapıda idi. Yaradılışında hakseverlik, insaf ve erdemlilik pek azdır. Düşünsel eğitimi  için okuduğu eserleri-bilimsel, askeri felsefi ne olursa olsun-kendi düşüncesine uydurarak anlardı. Çünkü kendine güveni çoktu. Hiçbir gün „Acaba benim görüşüme aykırı olan şu yargı doğru olamaz mı? dememiştir, diyemezdi. Bu nedenle düşünsel ve bilimsel eğitimi sınırlı bir daireden dışarı çıkamamıştır. Enver sabit fikirde örülmüş, tıpkı sert bir ceviz gibi çetin ve küçük bir beyin sahibi olarak kaldı. Gözü bir şeyden yılmaz, eşsiz bir kişisel cesarete sahip, önemli sorunlarda kendi benliğinden başka kimseye güven duyamaz, ayrık ruhlu bir ucubedir. Gördük ki bu ucube, o garip özellikleriyle bu alemde ancak ve ancak büyük bir diktatör olabilirdi. Askeri değeri arkadaşlarından geri idi.“ (...) „Enver´e göre şu iş yalnız bir biçimde çözümlenir. O biçim de  Enver´ in aklına esen biçimidir. „

Şerif İlden´e göre Enver Paşa şöyledir: „ Enver anlayışı kısar ve sınırlandırırdı. Sözün kısası Enver dar görüşlü bir inatçı, Hafız Hakkı geniş düşünceli bir ilgisizdi. Bu özelliklerin her ikisi de devlet işlerinde beyinsel bir eksiklik, birer hastalık değil midir? İşte 1914´te orduların alınyazısı bir şanssızlık sonucu şu iki hastanın eline kalmıştı. Tüm beyinsel ve bilimsel birikimleri-yüzde doksanımız gibi- okul sıralarında başlamış, Harp Akademisi dershanelerinde amaçlanan sınıra erişmişti. Kurmay sınıflarının dersleri arasında ne ekonomik ve mali politikaya ne de devlet yönetimine ait bir satır yazı bile görülmezdi. Enver ve Hafız Hakkı merhumun yaratılışları-birinin inatçı, öbürünün ilgisiz ve her ikisinin  birden büyüklük komplekslerinin etkisiyle- ataşe militerlikte geçirdikleri yaşam sırasında pek fazla bir şey öğrenmelerine uygun olmamıştı. (...) „Enver Partisi Almanya İmparatoru´nun verdiği sözlere dayanmış. (...) 3. Ordu´nun nasıl olursa olsun Kafkasya´ya saldırarak Almanya ve Avusturya sınırlarındaki Rus Ordusundan Kafkasya´ya kuvvet çektirmek veya Kafkasya´dan oralara kuvvet göndertmemek  yani  Almanları yükünü hafifletmek için bizim askerimizi kırdırmak yoluna gitmiş.“ (...) „Ordu canlı bir beden ise onun kolu kanadı da subayıdır. Enver´in gözünde pek az subay değerli sayılırdı.  Enver pek hain ve cellat bir küçük kardeşti.“

 „Sonuç şudur ki 3. Ordu Komutanı´nın hareket biçimine müdahale sayılabilecek İstanbul´dan art arda gelen emirler yalnız Enver´in kararlarının ürünü müdür, yoksa Genelkurmay´ın öbür yetkililerinin de onayları ekleniyor muydu? Düşünmeye gerek yoktur. Bu emirler 3. Ordu´ya genel karargahtan yazılıyordu. Kendisinden başka sorumlu varsa göstermek Enver Paşa´ya ait bir sorundur.“ (...) „Hafız Hakkı merhum, 10. Kolordu´yu Sarıkamış´a getirmeyerek Ardahan yolunda bir Rus tugay komutanının becerisi karşısında oyuncak oldu ve kolordusunun iki seçkin tümenini kış ortasında Allahüekber Dağları´ndan geçirmeye kalkışarak mahv-ü perişan etti. (Rus Kurmay Başkanı Pietroroviç, Moskova’daki askeri müzede sergilenen anılarını şu ifadelerle bitirmektedir: “Allahuekber Dağları’ndaki Türk müfrezesini esir alamadım. Bizden çok evvel Allah’larına teslim olmuşlardı. 24.12.1914 Perşembe.).

Şerif İlden´e göre Enver Paşa, Ruslara kesin bir darbe vurulamaması sonucu Alman Kurmay heyetiyle birlikte cepheye gelir. „Başkomutan vekili Enver Paşa cepheyi gezdi. Cephede erleri aç ve çıplak gördü. Fakat erler ve subayları bir türlü ümitlerle uğurlayacak sözler söyledi. (...) Askerin büyük bir yoksulluk içinde bulunduğunu Başkomutan vekili biliyordu. Ve ancak bu yoksulluğa Kafkasya´ya girerek çözüm getireceğini sanıyordu.  Aynı düşünce ve inanç Hafız Hakkı Bey´de de vardı.“

Şerif İlden, Enver Paşa´nın askerliğini ise şöyle değerlendirir: „Başkomutan Vekili Enver Paşa, bilimsel değeri yönünden, Harp Akademisi sınıflarında tanıdığımız yetenekli, çalışkan ve arkadaşlarıyla dost olan Enver Efendi´den çok farklıdır. Bir başkomutan, kabul edelim ki genç bir kurmay subaydan çok fazla kitap okumamıştır. Fakat her halde çok fazla deneyim ve olay geçirmiştir. Zaten her bilim düşünce ürünü yani toplumun ürünü, her fen deneyin ürünü, böylece toplumun üretimi değil midir? Enver daha sonra Trablusgarb´taki işleri kendi dehasının eseri sayarak benliğine layık olmadığı değeri vermişti. Edirne ileri hareketinden önceki çıkarmalarda kırdığı potları da Fethi Bey pek geç olarak yüzüne vurmuştu. Sözün kısası Almanya İmparatoru´nun ve İstanbul Büyükelçisi´nin siyasal desteğini kendi dehasına mal ederek şımarmıştı. Ve işte bugünlerde en çok bir süvari yüzbaşısı cüreti ve kafasıyla başımıza başkomutan olarak çıkmıştı. Eğer Enver´de zerre kadar akıl ve anlayış, bir o kadar da vicdan ve insaf olsaydı kendine „ben kimim? Ne yapıyorum?.  Şimdiye dek  hangi savaş veya manevralarda birlik komutanlığı yaptım? 1876-1877 seferinde savaş alanında Gazi Ahmet Muhtar Paşa´nın başvurduğu yönetim biçimini inceledim mi? Karşımdaki düşman komutanları nasıl adamlardır? diye soru sorar, karşılık bulamazsa bilenlere sorardı.“ (...)  „Enver´in düşman karşısında tüm geçmişi Makedonya´da Bulgar çetelerine, Trablusgarp´ta İtalyan tümenlerine ve en son Edirne ileri hareketinde bilinen kurtarma konusu ile ilgili aşamalara dayanıyordu. Bu aşamaların her birinde Enver´in görevi ile şimdi kış ortasında bir Rus ordusuna karşı büyük bir orduya başkomutan olmak kimliğiyle üstlendiği görev arasında büyük fark vardı. Bir komutan herhangi bir savaş durumu için aldığı kararı gereksiz yere her gün değiştirirse, uçarı ve kararsız bir komutandır. Enver 9 Aralık´ta verdiği emrin ruhunu gereksiz yere ertesi gün değiştirdi. Yine bir komutan kendi birliklerinden insan gücü dışında bir iş beklerse, dar görüşlü ve bilgisiz bir komutandır. „ (...) „İşte yukarıdaki basit gerçekler pek güzel kanıtlar ki, Enver Paşa´da ne ordu komutanlığı güç ve becerisi ve hatta ne de bir alay komutanlığı yeteneği vardı. Enver asker olarak bir çeteci, bir komitacıdan başka bir şey değildi. Olası ki Enver Sarıkamış´ı zapt etmek ve ertesi günü ülkeye „Sarıkamış´ı zapt ettim! telgraflarını yağdırmaktan başka bir hedef  izlemiyordu. „

Şerif İlden, Enver Paşa´nın söz dinlemeyen biri olduğunu, büyük karargahların birliklerden sürekli uzak durmalarının bir temel kural olduğunu ancak, Enver´in  „zehirli bir sinek gibi sataşıp durduğunu“ belirtir. 29. ve 17. Tümenlerin düşmana ulaşmadan önce „Enver´in şeytani, melun ve sefil bir hevesi uğrunda gereksiz yere, hiçbir zorunluluk olmadan, bir deneme uğruna mahvedil“ ğini yazar ve „Demek ki bu adam kış ortasında bilinmez ormanlarda ve dağlarda gece yarısı koca bir tümenle kumar oynuyordu. Tümeni Bulgarlar ve Ruslar ezememişlerdi. Fakat Enver didiklemeyi, yemeyi başarmıştı. „ diye yazar.

Şerif İlden aslında Sarıkamış´ın Ruslarla „çarpışmada“ pek te önemli bir mevzi olmadığını vurgular.

Şerif İlden, Enver Paşa´nın geri çekilen veya hücumda başarılı olamayan subayları kurşuna dizme emri konusunda da şunları yazar: „Enverler Paşa oldular.  Çünkü ocak söndürmesini, evler yıkmasını, ordular batırmasını bildiler. Şimdi ise şımarık ve katil bir uğursuzun beceriksizlik ve bilgisizliğini örtmek için sert disiplin adına verdiği emirle suçsuz ve günahsız olarak kurşuna dizildi. Enver´in şu beş on yıla sığdırdığı cinayet ve hıyanetleri belki Sirus´un zulüm ve baskısından çoktur. Fakat Sarıkamış sırtlarında kendisi bile barınacak bir kovuk, gırtlağına sokacak bir lokma ekmek bulamadığı pek farklı bir günde, zaten kış ve yoksulluk ordunun dörtte üçünü kemirmişken, şu zavallı çocuğu şanssız annesine çok görmesi kadar büyük bir cinayeti yoktur ve olamayacaktır.“ (...)  „Enver bilgisizlik ve inatçılığının hıyanetten beslenen dik kafasının etkisiyle on iki günden beri şu karlı dağlara ve büyük ormanlara gömdüğü binlerce bahtsız vatan evladını çiğneyerek yalnız başına, dişlerinde kanlı salyalar akan bir yılgın canavar gibi kaçarken, karşısında Kurmay Binbaşı Celal´i buldu. Celal, Başköy taraflarında silahlı, silahsız toplanan beş on parekende erle her yandan hücum eden Rus bölüklerine birgünden veya –bilmiyorum- birkaç saatten fazla savunmaya olanak bulamadığından maiyeti gibi tutsak olmamak için bir kolayını bulup çekilmişti. Enver o sırada bu karanlık fecaat sahnesinin tüm tanıklarını ya Sarıkamış Dağları´nda ya Sibirya çöllerinde yok etmekten başka bir amaç izlemediği için Celal´i görür görmez sarardı. İki kelime söylendi ve „Terk-i mevzi etmiş, kurşuna dizin!“ emrini verdi. Celal, bilmem kimin aracılığının şiddetiyle kurşuna dizilmedi, fakat daha ağır bir davranışla karşılaştı: Apoletlerini söktüler ve askerlikten kovdular.“

Şerif İlden,  Enver Paşa´nın nasıl bir „hayali“ dünyada yaşadığını şu sözlerle ifade eder: „kendisine hiçbir zaman kayıpların çokluğundan, mevcutların azaldığından, dinlenme gereksiniminden, sözün kısası eksikler ve yokluklarla ilgili durumlardan söz edilmesine izin vermezdi. Demek ki gerçeklerle yüz yüze gelmekten çekiniyordu. „ (...) „Fakat Başkomutan vekili, Sarıkamış tarafında her gördüğü hareketi Rusların geri çekilmesine bağlamayı kafasına yerleştirmişti. Çerkesköy´de ve Sarıkamış´ta biraz duman gördü. „Yakıyorlar, kaçacaklar“ dedi ve tüm kuvvetlerle yeniden saldırı emri verdi.“ (...) Kendi kendisini paşa, nazır ve başkomutan yapan Enver ucubesi, bir büyük meydan savaşını değil, bir mahalle kavgasını bile yönetip sevk edemeyecek kardar anlayışsız bir deli idi.“

Sarıkamış´ta büyük bir bozgun yaşanır. Ve sonrasını Şerif İlden´den okuyalım: „Enver Bardız´a geldi. Ordunun başarıyla savaşı sürdürdüğünden söz eden yalanları söyleyerek Hadikli Kürt Paşo´nun aracılığıyla Pasinlere´e atladı, Höyük´te 11. Kolordu Karargahını buldu ve 25 Aralık´ta Erzurum´a hareket etti. Cani, tüm evladını dişlediği, boğup yediği Erzurumluların gözüne görünmedi. Vali Tahsin Bey´in sağlattığı bir kızağa bükülüp oturarak, her hain oğul gibi ürkek ve sinsi tavrıyla def oldu gitti.“ (...) „Kızakçı atlarına „deh!“ dediği anda hürriyet kahramanı, Trablusgarp savunucusu, Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili Enver´i,  Anadolu halkı sınır yollarında bir çukura gömdü.  Kızakla Sivas´a doğru kaçan hain, Türklük ve insanlık soyunmuş, Almanya İmparatoru´nun ücretli yamağı, babasına ve kardeşlerine layık olmayan kanlı katil ve uğursuz bir herifti.“

Şerif İlden daha sonra Enver Paşa hakkında aşağıdaki değerlendirmeleri yapar:

„Enver „cahil“ dir. Kuşak olarak Enver Başkomutan olduğu zaman, yanında ikinci derecede kurmay subay olabilecek yaştaydı. Akıl ancak dahi yaratılmış seyrek insanlar için yaşta değil baştadır. Oysa ki Enver dahi değildir. Öyle ise Enver  nedir? Enver hastalıklı bir hayalet, hırslı bir şöhrettir. Fakat en farklı ve seçkin özelliği bir ihtilal bağımlısı olmasıdır. Allah onu hiçbir şeyden korkmaz, hiç kimseden çekinmez, her şeyi yönetimi altına almaya, herkesi küçük görmeye mahkum bir yaratılışta yaratmıştır. Her şey, hatta ülkenin hayatı bile Enver´in gözünde bir hiçtir. Benliğine o kadar  büyük güveni vardı ki-gördünüz“- bir süre Almanya´yı imparatoruyla, Hindenburg´uyla, Ludendorf´uyla birlikte kendi görüş ve emeline hizmet ettirmeye bile yeltendi. Sonuçta onların görüş ve emeline hizmet etti, gitti. Biz de birlikte!“

„Savaşın başlangıcından itibaren olaylar Enver´i büsbütün çileden çıkardı. Başkomutanlık makamına geçince işin büyüklük ve genişliği, onun dar kafasının kavrama çemberini çatlattı. Sağa sola saldırmaya ve tüm maiyet komutanlarını korkaklıkla suçlamaya yöneltti. Sarıkamış trajedisinde gerçekten, eylem halinde yakalandı. Kendinden uzak tutmak için işi yalancılığa, aldatmaya ve iftiraya döktü. Sonra da çok zengin olmuş dediler.“

„Enver devlet işleriyle ilgili her girişime atılırken belki can atarak „Aman batıyor, kurtarayım!“ demiştir. Fakat girişimi başarısızlığa uğrayınca sadece basit bir dudak büküşüyle „Zaten batacaktı, battı“ deyip geçtiği ise kesindir.“  ( Enver Paşa sonraki yıllarda bir sohbet sırasında, kayıplar için hayıflanan Harbiye Nezareti Ordu Daire Başkanı Behiç Bey’e şöyle diyecektir; “Bunlar nasıl olsa bir gün ölecek değiller miydi!”)

Balkan Savaşı´ndan sonra bir kurtuluş yolu bulmaya gereksinim duyan herkes, Enver´i karşısında emre hazır görünce eteğine sarıldı. „Aman bize acı ve rehberlik et!“ dedi. Çünkü denize düşmüştük. Enver rehberlik etti. Kurtuluş yolunda koşan bu genç kılavuz yaratılışı gereği, iz boyunca yürümedi. Çünkü iz zahmetliydi, uzuncaydı, ileri görüş, önlem ve sezgiye gerek gösterirdi. Enver, kestirme yoldan yürüyerek çabuk varmak gibi delice bir hevese kapıldı, uçurumlara atıldı: Biz de birlikte! Bu yolculuğumuzda Enver´in kılavuzluğu tüm kaza ve belasıyla, tüm sahteciliğiyle milletin gözüne çarpmadı değil. Fakat „Basra yıkıldıktan sonra“. Bu kez „Basra“ tüm ülke anlamına geldi.“ (Goltz Paşa günlüğüne şöyle yazmıştı: “Kafkasya’da maalesef  Napolyon Bonapart olduğunu iddia eden ve cahil yetişen birçok adam var. Bunlar, ordularına güçleriyle bağdaşmayan görevler vermişler ve bu yüzden ordularını büyük zarara uğratmışlardır.“)

„Enver´in Buhara´ya başkomutan olduğu söylentisini duyduk. Aslı çıkmamakla birlikte olasılık dışı bir şey de değildi. Çünkü Enver´e komuta, ateş, kan, kavga olsun da Trablusgarp veya Buhara olsun birdir. Enver bir ihtilal ve isyan aşığıdır.  Ben size yemin ederim ki dünyanın öteki ucunda, örneğin Patagonya´nın en güney kıyısında bir ihtilal belirtisi hissetse, Enver sonsuz istekle oraya da koşar, örgüt kurar, tümenler yaratır ve günün birinde bir gece hücumuyla  tümünü uçuruma atar, kaçar, kurtulur ve yine Berlin´deki eniştesinin evine gelir  ve pusuya yatar. İşte bizim için en tehlikeli zaman, o zamandır. Çünkü Enver o zaman el altından çalışır, uğraşır, memurlar, hafiyeler oluşturur, rütbeler saçar, görevler verir ve elinde ne varsa tümünü dağıtır. Tüm isteği bizi bir kere daha pençesine geçirmek, bir kerecik daha zıplatmak ve sıçratmaktır. Allah düşmanımı düşürmesin.“

„İşte efendiler, benim görüp anlayabildiğim kadar Enver´in ruhu, kimliği. Bu adamda devlet ve millet için, yahut bazı saf yüreklilerin inandığı gibi İslam alemi hayrına bir hizmet ve bir amaç  tasarlamak-bilmem ne diyeyim- saf yüreklilikten daha aşağı bir şeydir.“

„Karar verelim: Sarıkamış bize büyük bir ibret olduğu kadar, tarihimize parlak bir onur sayfasıdır. „

„Gelecek kuşaklara ibret olsun ki, biz tüm millet, yanlış yaratılmış bir adamın arkasında kurtuluş aradığımız için feleğin dediği güne düştük.“

„Tarihlere ant olsun ki, büyük bir Türk ordusu, bilgisiz ve deli komutanının hırsıyla yüksek dağlar üstünde kara kışın tipisiyle, yüzyılların düşmanının güllesi ve kurşunuyla uğraşa, cenkleşe ulusal bağımsızlık uğruna tümüyle mahvoldu da, bir eri sırt çevirmedi. Sarıkamış´ta hiç panik olmamıştır. “

„Birinci Dünya Savaşı Başlangıcında 3. Ordu, Sarıkamış- Kuşatma Manevrası ve Meydan Savaşı“ başlığını taşıyan Emekli Kurmay Yarbay Köprülülü Şerif (İlden)´nin anılarında, Enver Paşa hakkında bunlar yazılı. Kitapta Şerif  İlden şöyle der: „Enver başımıza bela olmasaydı...“

Bana kalırsa bu kitaptan belli bölümler, ibret-i alem olsun diye, her yıl Sarıkamış anma törenlerinde okunmalıdır.