Geçmişi temizlemek ne kadar zor: Contergan, Naziler ve Türkiye

Selcuk Uzun - 14/05/2012 18:14:29 (227 okunma)


Geçmişi temizlemek ne kadar zor: Contergan, Naziler ve Türkiye

Geçtiğimiz aylarda Almanya´da 1960´lı yıllarda ortaya çıkarılan „Contergan Kurbanları“ olarak bilinen skandal ile ilgili yeni bilgiler bir kez daha tüm çıplaklığı ile gün yüzüne çıktı. 1950´li yıllardan bu yana dünyada 10 bin, sadece Almanya´da 5 bin kişinin sakat doğmasına neden olan Contergan ilacını üreten firmada, Nazi döneminde önemli görevlerde bulunan savaş suçlusu en az 5 doktor ve kimyacının çalıştığı ortaya çıkarıldı. Nazi dönemi barbarlığının simgesi haline gelen Auschwitz, Mauthausen, Sachsenhausen gibi toplama kamplarında kamp şefi, doktor ve müfettiş olarak çalışan eski savaş suçlusu Nazilerin, Contergan ilacını üreten Grünenthal ilaç firmasında yönetici konumlarda bulunduğu belirlendi. Eski Naziler, firmanın en önemli ve kilit noktalarında çalışırken aynı zamanda Contergan ilacının da üretiminde görev almışlar. Grünenthal firması, 26 ülkede yan firmaları ve 7 üretim merkezi bulunan ve ağırlıklı olarak ağrı kesici ve antibiyotik ilaçlar üreten bir firma. Grünenthal firmasında çalışmış kişilerin biyografilerine bir göz attığımızda ortaya vahim bir durum çıkmakta.

Heinrich Mückter, Nazi döneminde Tifus ve Virüs Araştırma Enstitüsü Müdür Yardımcısı olarak Krakau´da çalışmış. Kendisi hakkında toplama kamplarında hastalara tıbbi deney yaptığı iddiası ortaya atılmış olmasına rağmen, Batıya kaçmayı başaran Mückter, 1946 yılından itibaren Stolberg´teki Grünenthal firmasında işe başlamış. Bu firmada esas görevi ise Contergan ilacının üretilmesinden sorumlu olması.

Heinz Baumkötter ise önce Mauthausen ve daha sonra 1941 yılından itibaren de Sachsenhausen Toplama Kampında, SS-Yüzbaşı rütbesinde kamp doktoru olarak çalışmış. Mückter gibi Baumkötter de, kamptaki tutuklulara uyuşturucu ve sarılık hastalığı mikrobu enjekte etmiş, fosfor ile tutukluları yakarak deneylerde bulunmuşlar. Baumkötter, Sovyetler Birliği tarafından 1947 yılında ömür boyu hapis cezasına çarptırılmış ve 1950´li yılların ortasında Münster şehrine gelmiş. Bu şehirde tekrar yargılanan Baumkötter suçlu bulunmuş ancak cezasını çektiği için serbest bırakılmıştı. Daha sonra Grünenthal firmasına giren eski savaş suçlusu Baumkötter, firmanın sözcüsü ve tıbbi elemanı olarak çalışmıştı.

Martin Staemmler de doktordu. Irk ideolojisi alanında ideolog ve Nazi döneminde yayınlanan „Volk und Rasse“ (Halk ve Irk) adlı derginin yayın yönetmenlerden biriydi. 1960 yılında Grünenthal firmasının Patoloji bölümünde çalışmıştı.

Ernst Günther Schenk, Hitler´e intihar etmesini tavsiye eden bir doktordu ve daha sonraları „Hastam Hitler“ kitabının yazarı idi. Ona yöneltilen suçlama, Mauthausen toplama kampında tıbbi deneylerde bulunmak. Kendisi hakkında öldürmeye teşebbüsten dava açılmış ancak 1960´lı yıllarda dava kapanmıştı. 1964-1971 yılları arasında Grünenthal firmasının araştırma bölümünde çalışmıştı.

Grünenthal firmasında çalışan bir diğer savaş suçlusu da kimyager Otto Ambros. Zehirli gaz uzmanı ve IG Farben Yönetim Kurulu üyesi. Auschwitz III toplama kampı sorumlusu. Nazi dönemine ait savaş suçlarını yargılayan Nürnberg Davalarında 8 yıl hapse mahkum olmuş, cezasını çektikten sonra da Grünenthal firması Denetleme Kurulu´nda çalışmaya başlamış. Grünenthal firması, İkinci Dünya Savaşı sırasında başta Museviler olmak üzere binlerce insan üzerinde deney yapan ve binlerce insanın ölümüne neden olan gaz ve kimyasal zehirli ilaç uzmanı eski Nazi savaş suçlularının toplandığı bir merkez olarak kabul ediliyor. İngiliz Contergan Kurbanları Derneği Başkanı Martin Johnson, Contergan´ın 50´li yıllarda değil, 40´lı yılların başında IG Farben firmasının Fransa şubesinde Rhone Poulenc´te üretildiğini iddia ediyor. IG Farben o yıllarda Auschwitz III toplama kampının da sorumlusu. İlk adı Thalidomid olan bu ilacın aslında Sarin adlı sinir gazına panzehir olarak üretildiği de iddialar arasında.

Contergan ilacı bir tür sakinleştirici ve sinir sistemini düzenliyor. Piyasaya sürüldüğü 50´li yıllarda özellikle hamileliğin ilk aylarında ortaya çıkan, baş dönmesi, uykusuzluk, bulantı ve sinir sistemindeki değişiklikleri düzenleyen bir ilaç olarak piyasaya sürülmüş. Avustralya, Avusturya, Amerika ve dünyanın pek çok ülkesinde de piyasaya sürülmüş. İlacın etkileri ise gerçekten korkunç. Bebeklerin ölü doğmasının yanısıra, omirilik, el ve ayak gibi organların gelişmesini engelliyor ya da dumura uğratıyor. Ayrıca bebekler kemik ve kas yapısı da tümüyle dumura uğramış olarak dünyaya geliyor.

Avusturalyalı ve Alman bir doktorun birbirinden habersiz olarak yaptıkları deney sonucu, ilacın yan etkilerinin yavaş yavaş ortaya çıkması ile 1957´den 1961 yılına kadar reçetesiz satılan Contergan´ın reçete ile satılması talep edilmeye başlanıyor. Grünenthal firması ise bu talebi reddederek, Kuzey Ren Vestfalya hükümetine, uğrayacağı zararları üstlenmesi konusunda adeta şantaj yapıyor. Ancak 1961 yılının sonunda ilaç yoğun baskılar sonucu piyasadan alınıyor. Ancak çok geçtir. Yaklaşık 4 yıl gibi bir sürede reçetesiz satışlardan büyük paralar kazanan firmanın Contergan ilacını binlerce insan kullanmıştır. Ve doğumlar sonucu ölen bebeklerin yanısıra, binlerce yeni doğan bebek te, sakat ve en önemli organlarından yoksun olarak doğmuştur.

Daha sonraki yıllarda Almanya tarihinin en büyük ilaç skandalı olarak tarihe geçen duruşmalar başlar. Ancak firma, kurbanların aileleleri ile tazminat konusunda anlaşır ve dava düşer. Firma ailelere belli bir miktar tazminat ve aylık emeklilik aylığı bağlar. Bu o zamanın parası ile 100 milyon Markı bulmaktadır. Skandalın büyümesi ve sağlık konusunda gerekli önlemleri almaması nedeniyle Federal Hükümet´te Contergan Kurbanlarına emeklilik maaşı ve tazminat ödemeye katılır. Bu süreçte Grünenthal firması Contergan ilacını üreten Orta Avrupa bölümünü beklenmedik bir şekilde 48 milyon Mark zararla satar. Bu aynı zamanda Contergan kurbanlarının, doğumdan sonraki bakımları, ameliyatları ve yaşam koşulları konusunda yapılan ve yapılacak masraflarının karşılanmaması anlamına gelmektedir. Orta Avrupa bölümünün satılması, firmanın bu yükten kurtulması demektir. Bu arada firmanın 1.5 milyar Euro yıllık ciro yaptığını da hatırlatalım. Ancak Contergan Kurbanları pes etmezler. Grünenthal firmasından, kurulan Contergan Vakfı´na düzenli yardım etmesi konusunda yasal bir çerçeve kazanırlar. 2009 yılında firma bu vakfa 50 milyon Euro daha ödeme yapar. Tüm bunlara rağmen, gerek Almanya´da gerekse birçok ülkede firmaya karşı davalar açılır ve aradan 50 yıldan fazla geçmesine rağmen bu davalar hala sürmektedir.

Grünenthal firmasına yöneltilen suçlamalar şöyle sıralanabilir: Contergan ilacı, gerekli deney çalışmaları yapılmadan piyasaya sürülmüştür. Bu konuda özellikle kobaylar üzerinde bir deney yapılması o dönemde pahalı olduğu için bundan vazgeçilmiştir. Firma, ilacın yan etkileri konusunda gerekli çalışmaları yapmamıştır. İlacın ilk yan etkilerinin görülmeye başlanmasından itibaren gerekli önlemleri almamıştır. İlacın reçeteye tabi olması konusunda direnmiş ve sakat doğumların artmasına göz yummuştur. 1961 yılında ilaç piyasadan çekildiğinde ise artık çok geç kalınmıştır. Firma 1950´li ve 60´lı yıllarda Almanya´daki ilaç ve kimyasal maddeler konusundaki yasal boşluklardan da yararlanmıştır.

Gelelim İngiliz Contergan Kurbanları Derneği Başkanı Martin Johnson´un iddialarına. Contergan genel olarak uykusuzluk ve sinir sistemindeki bozukluklara karşı kullanılan bir ilaç. İkinci Dünya Savaşı´nda ve daha sonraki yıllarda kullanılan Sarin benzeri sinir sistemini tahrip eden kimyasal gazlara karşı bir panzehir olarak üretildiği iddiası bulunmakta. Ve 40´lı yıllarda üretildiği iddia ediliyor. Üretici firma da IG Farben. Bu firmanın Nazi dönemindeki faaliyetleri de malum. Grünenthal firmasında çalışan eski Nazi doktorları ve kimyagerleri de, Nazi döneminde çeşitli yerlerde özellikle insanlar üzerinde tıbbi deneyler ve araştırmalar alanında çalışmışlar. Örneğin Grünenthal firması, savaş sonrası Penicilin üretir, ancak Mütefik Kuvvetler tarafından yasaklanır. Bir iddiaya göre Heinrich Mückter, penicilin üretmeye yarayan madde ve bilgilere sahiptir. Öte yandan Contergan´ın da bu eski savaş suçlusu yönetiminde üretildiğini de hatırlatalım. Konuyla yakından ilgilenen araştırmacılar ve gazeteciler, aynı zaman diliminde eski Nazi savaş suçlularının Grünenthal firmasında toplanmasının hiç te tesadüf olmadığını vurguluyorlar. Firmanın arşivinin kullanıma açılması yönündeki talepler ise firmanın 1946 yılında kurulduğu ve Nazi dönemiyle ilgili arşivinin bulunmadığı gerekçesiyle reddediliyor.

Contergan ilacını üreten Grünenthal firmasında çalışan eski Nazi doktorların arasında yer alan Heinz Baumkötter, önce Mauthausen 1941 yılından itibaren de Sachsenhausen Toplama Kampında, SS-Yüzbaşı rütbesinde kamp doktoru olarak çalışmış. Aralarında Baumkötter´in de bulunduğu Sachsenhausen Toplama Kampı Komutanlığı, 1943 yılının Şubat ayında Türkiye´den iki üst düzey ziyaretçi kabul ederler. Bu ziyaretçiler, İstanbul Emniyet Müdürü Haluk Pepeyi ile Emniyet Umum Müdürlüğü Dördüncü Şube Müdürü (Azınlıklar Masası Şefi) Salahattin Korkud´tur. Sachsenhausen Toplama Kampı´nı ziyaret özel istek üzerine gerçekleşir. "Tutsaklar üzerinde ölümcül deneyler yapmak, ölümlerine sebebiyet vermek, gaz odalarına sevk için seçiçilik" gibi suçlamalarından dolayı Ocak 1956 yılında Münster'de yapılan sorgusunda Heinz Baumkötter şöyle söylemektedir:“Bir keresinde Sachsenhausen'da Türk hükümetınden bir heyetin bulunduğunu hatırlıyorum ve Türk İçişleri bakanı, diğer bazı üst düzey subaylar ve hükümet yetkilileri, dediklerine göre kendi ülkelerinde de benzerlerini inşa etmek amacıyla bu kurumlar hakkında bilgi edinmek için bulunuyorlardı.”(Bu konu ile ilgili daha geniş bilgiyi Recep Maraşlı´nın „Sachsenhausen’dan Aşkale’ye...“ başlıklı yazısında bulabilirsiniz.)

Yukarıda anlatılanların ışığında, geçmişi ile yüzleşme konusunda „dünya şampiyonu“ ilan edilen Almanya´nın bile, aradan geçen 60 yıldan sonra hala geçmişi ile tam anlamıyla yüzleştiği iddia edilebilir mi? Almanya´nın İkinci Dünya Savaşı´ndan çok sonraları başlayan geçmişi ile yüzleşmesi hala devam ediyor. Tarihiniz ne kadar „kirli“ ise yüzleşmeniz de o kadar uzun ve sancılı olmaktadır. Recep Maraşlı´nın „Sachsenhausen’dan Aşkale’ye...“ başlıklı çalışması da Tek Parti dönemi ile Nazi işbirliğinin karanlık sayfalarından birini biraz da olsa aralamaktadır. Geçmişi ile yüzleşmede Türkiye´nin „şampiyonluğu“ ise sanırım „sınıfta kalma şampiyonluğu“dur.