O`nun mesleği Nazi Avcılığı: Efraim Zuroff


 Selcuk Uzun - 30/07/2012 15:10:27 (180 okunma)

O`nun mesleği Nazi Avcılığı: Efraim Zuroff

Aslında kendisini „Gerçeğin Savaşçısı“ olarak tanımlar. Ama O´na „Nazi Avcısı“ lakabını takmışlar. Belki de O`na „Hakikat Avcısı“ da denebilir. Öğrencilere verdiği bir konferansta, ona şöyle bir soru yöneltilir: Nazilerin nerede olduğunu biliyorsunuz. Niçin onları öldürmüyorsunuz ki? Şöyle cevap verir soruya: Ben bunu yaptığımda, ertesi günkü gazetelerde „aşağılık Nazi suçlusu, hak ettiğini buldu“ diye başlık atılacağını zannetmeyin. „İntikama susamış Yahudiler, 90 yaşındaki zavallıya işkence yaptılar“ diye bir başlık atılır. Efraim Zuroff, son günlerde Macaristan´da yakalanan eski Nazi işbirlikçisi Ladislaus Csizsik-Csatary ile gündeme geldi. Ancak 25 yıldır, bir işin peşinde. İşi, Nazi savaş suçlularınının yerlerini, kimliklerini saptamak, yakalanmasını ve mahkeme önüne çıkartılmasını sağlamak.

Efraim Zuroff, 1948 Nevyork doğumlu bir İsrail vatandaşı. Aynı zamanda Tarihçi. Amerika Adalet Bakanlığı´nda savaş suçlularının açığa çıkarılması için çalışmış. 1978 yılından bu yana Kudüs´teki Simon Wiesenthal Merkezi´nde çalışıyor, Merkez´in direktörü ve dünya çapında Nazi savaş suçlularını izleme koordinatörü. 25 yıldır Nazi dönemi savaş suçlularının mahkeme önüne çıkarılması için mücadele ediyor. Efraim Zuroff, 1986 yılında Uluslararası Kızıl Haç Örgütü´nün Arama Servisi´nin listelerine bir göz atar. Bu listelerde bulunan 16 milyon kayıdın çoğunluğu kayıp ve aranan askerlerle ilgilidir. Bu kayıtlarda askerlerin tahminen gittikleri ülkeler de yazılıdır. İlk önce 49 Letonya ve Estonya savaş suçlusunun adını karşılaştırır. 16 kişiyi tespit eder. Bu liste onun için bir altın madenidir. 5 dakika içinde hangi Nazi savaş suçlusunun nereye gittiğini bulmak mümkündür. „O zaman Nazi avcısı olduğum hissine kapıldım“ der Zuroff. Belki de böylesi bir „tesadüf“ sonucu 25 yıldır gerçeğin peşinde koşmaktadır. 

Efraim Zuroff, „Operasyon Son Şans“ adında bir arama aksiyonunu hayata geçiren kişi. Hala yaşayan Nazi savaş suçlularının bulunması ve mahkeme önüne çıkarılması amacıyla hayata geçirilen bu kampanya ile 48 Nazi yakalanıp hapse mahkum edilmiş. Simon Wiesenthal Merkezi, geçtiğimiz yıllarda en çok aranan Nazi savaş suçluları listesi yayınlar. Birinci sırada Adolf Eichmann´ın sekreteri Alois Brunner (Viyana´da Yahudilerin kitlesel katliamından sorumlu), ikinci sırada Mauthausen Toplama Kampı doktoru Aribert Heim ( Yaşayan Yahudilerin organlarını çıkarıp, örneğin derilerinden abajur yaptırmasıyla tanınıyor), Hitler´in sekreteri Martin Bormann da arananlar listesinde bulunuyor. Arananlar listesi oldukça uzun. Örneğin Norveçli Fredrik Jensen (Hitler´den en yüksek madalya alan ender yabancılardan biri), Hırvat Milivoj Asner ( 1941/42´de Ustaşa şefi ve Yahudi ve Sırpların katliamından sorumlu), Macar Jandarma Subayı Sandor Kepiro (1942´de Novi Sad´da, 1300 kişinin katledilmesinden sorumlu) bunlardan sadece birkaçı. Arananlar listesinde bulunan Nazi savaş suçluları, genellikle Şam, İspanya, Şili, Arjantin, Macaristan ve Avusturya´da yaşıyorlar. Simon Wiesenthal Merkezi´nin çalışması gerçek bir dedektif çalışması. Merkez, arananlar listesinde bulunanlarla ilgili bilgi ve ipucu verenlere ödül veriyor. 
Efraim Zuroff, Nazi savaş suçlularının yakalanıp, mahkemeye çıkarılmasındaki zorlukları şöyle sıralıyor: Norveç ve İsveç´te savaş ve soykırım suçlarının zaman aşımı vardır. İspanya, savaş suçları ve suçluları ile pek ilgilenmiyor. Avusturya ise başta yaşlı oldukları ve diğer hukuki gerekçelerle suçluları, teslim etmekte pek istekli değil. Avusturya, Nazi savaş suçluları için bir cennetir. Almanya ise çok oyalanıyor. Sanki suçluların 100 yaşına girmesini bekliyor sanırsınız. Şili ve Arjantin ise Almanya´nın somut istekleri üzerine çalışıyor. Yani ne kadarsa o kadar. 

Efraim Zuroff, eski bir savaş suçlusunu mahkeme önüne çıkarabilmek için izlenen süreci şöyle anlatıyor: Eski savaş suçlusunu bulacaksınız. Bundan sonra iddianame yazacak bir savcıya ihtiyaç var. Sonra dava açacak bir mahkemeye, açıldığı taktirde sanığın yargılanabilir olup olmadığına ilişkin bir tıbbi rapor gerekmektedir. Tüm bunların yanısıra Zuroff´a göre en büyük engel politik irade. Savaş suçlularının bulunduğu ülkeler arasında sadece Amerika, İtalya ve Almanya bu anlamda bir istisna oluşturuyor. Simon Wiesenthal Merkezi, şimdiye kadar 3.000-4.000 Nazi savaş suçlusunun yerini bulmuş. Ancak sadece 30 kişi mahkum edilmiş durumda. 

Efraim Zuroff´un anlattığı ilginç bir olayı aktarayım. Sandor Kepiro, Macar Jandarma örgütünde bir subaydır. 23 Ocak 1942 günü Novi Sad´daki 1.300 insanın katledilmesine katılmıştır. Daha savaş sırasında Macaristan´da mahkum olur. Ancak Nazi işgali sırasında hapse girmeden serbest bırakılır. Sonra ortadan kaybolur. 2005 yılının Şubat ayında Wiesenthal Merkezi´nin Los Angeles´taki bürosuna bir email gelir. Email´de Kepiro´nun İskoçya´da yaşadığı belirtilir. Email´i yazan, bir Macar arkadaşı ve orada yaşayan Macarların bir buluşmasına katıldığını yazar. Buluşmada yaşlı bir Macar, Auschvitz´e Yahudilerin gönderilmesinde bulunduğunu övünerek anlatır. Zuroff daha sonra Email´i gönderen ile haberleşir ve olayı anlatanın adres ve ismini sorar. Bir müddet sonra bu adamı, göçmen Macarların yaşamı hakkında araştırma yapan bir gazeteci ziyaret eder. Bu adamın odasında bir fotoğraf asılıdır. Fotoğrafta üniformalı Kepiro ve diğer adam vardır. İsminin Kepiro olduğu ve halen görüştüklerinin belli olmasından sonra, gazeteci görüşmeyi Zuroff´a anlatır. Zuroff ismi çıkaramaz. Macaristan´daki bir Holocaust uzmanına sorar. Aldığı cevap şudur: Bu aşağılık herif hala yaşıyor mu? Daha sonraki araştırmalar sonucu Sandor Kepiro´nun Macaristan´da yaşamakta olduğu belirlenir. Telefon rehberinde asıl adı ile kayıtlıdır. Emekli bir avukattır ve gariptir ki bir Sinagog´un karşısında oturmaktadır. Zuroff olayın açık olduğunu, daha önce mahkum olduğunu ve mahkumiyetini çekmesi için girişimlerde bulunulduğunu anlatır. Ancak olay hukuki olarak karmaşıktır. Kepiro´nun oturduğu evin karşısındaki Sinagog´ta Zuroff bir basın toplantısı yapıp, bütün bilgileri basına açıklar. Gazeteciler merakla nerede olduğunu sorarlar. Zuroff „pencereden bakın, karşıdaki evde oturmaktadır“ der. Gazeteciler evin zilini çalıp, sorarlar. Kepiro, korkunç şeyler olduğunu ama kendisinin hiçbir ilişkisi olmadığını söyler. Daha sonra Macaristan Hükümeti, hapis hükmünün 1944´de iptal edildiğini açıklar. 

Efraim Zuroff, Holocaust´un çarpıtılmasından büyük kaygı duyduğunu belirtiyor. Çünkü diyor, Yahudi Soykırımı, Almanların Yahudilere karşı bir eylemi değildi. Avrupalıların Yahudilere karşı bir soykırımıydı. Her Avrupa ülkesinde Naziler, yardımcılarını buldular. Ancak Batı, Güney ve Kuzey ülkelerinde bu işbirliği tren garlarında son buldu. Yahudiler örneğin Hollanda polisi tarafından öldürülmediler, sadece trenlere bindirildiler. Yahudiler Doğu´da öldürüldüler. Batı Avrupalı Nazi işbirlikçileri, Yahudilerin bulunması, mallarına el konulması ve trenlere bindirilip toplama kamplarına götürülmesine yardım ettiler. Ama Doğu Avrupa´daki işbirlikçiler Yahudilerin yok edilmesine yardım ettiler. Tümüyle Nazilerle işbirliği yapmayan tek ülke Polonya´dır. Çünkü Naziler onları en düşük insan kategorisinde görüyorlardı. Tüm Avrupa uluslarının Yahudilerin kitlesel yok edilmesine katılımı, korkunç bir fenomendir. Bu konu genelde çok az dikkate alınır. Nazilerle Doğu Avrupa´nın işbirliği sorunsalı, politik dönüşümle dikkate alınmaya başlandı ancak bu konudan korkuldu ve üstüne gidilmedi.
Efraim Zuroff, Yahudilerin sadece toplama kamplarında Almanlar tarafından öldürülmediğini, örneğin Litvanya´da Yahudilerin % 98´inin kendi köylerinde öldürüldüğünü vurguluyor. Litvanya´dan Auschwitz´e sadece bir tren gönderildiğini belirten Zuroff, Estonya, Hırvatistan veya Ukrayna´da Nazilerin kendilerine yardım eden çok sayıda insan bulduklarını ve gönüllü olarak katliama giriştiklerini belirtiyor. 
Efraim Zuroff, Yahudi Soykırımı´nın nihai olarak Doğu Avrupa ülkelerinde uygulandığını söylemektedir. Örneğin Ukrayna. Bu ülkede çok sayıda savaş suçlusu vardır. Ama tek bir kişi bile mahkum edilmemiştir. Örneğin Litvanya´da Nazi savaş suçlularının cezalandırılmaması için herşey yapılmaktadır. Onbinlerce Nazi soykırım yardımcısının bulunduğu Doğu Avrupa ülkeleri, kendilerini Sovyetlerin kurbanı olarak göstermektedirler. Bu nedenle komünizmin Nazizm ile aynı olduğu yalanını yaymaktadırlar. Doğu ve Batı Avrupa politikacıları 2008 yılında Prag Deklarasyonu´nu imzalamışlardı, aralarında SPD`li Gauck da vardı. Deklarasyon´da geçmişlerini ihmal eden toplumların gelecekleri de yoktur. Avrupa kendi tarihi hakkında birlik sağlayamazsa, Avrupa birleşemez. Komünizmi ve Nasyonal Sosyalizmi ortak bir miras olarak kabul etmeli denilmektedir. Bu açıklama Nazi ve komünizmin suçlarını eşit olarak tanımayı öngörüyordu. Zuroff´a göre, komünistlerin işledikleri suçları, soykırım düzeyine çıkarmak, „insanlığa karşı işlenen suçlar“ olarak formüle etmek, Doğu Avrupalıların Yahudilere karşı katıldıkları kitlesel katliamların suçunu, komünist boyunduruk altında yaşadıkları acılara dönüştürmektir ve suçlu ulusu, kurban halklara dönüştürmektir. Prag Deklarasyonu´nu imzalayanların hedefi budur. Komünizmin suçlarını soykırım olarak değerlendirmek, Doğu Avrupalıların Yahudilere yönelik Holocaust´a katılmalarını, Moskova´nın hizmetinde bulunan Yahudilerin işledikleri suça mahsup etmek amacını taşımaktadır. Ve bunun göstergesi de, Molotov-Ribbentrop Paktı´nın imzalandığı 23 Ağustos´un iki totaliter rejimin kurbanlarını anma günü olarak kabul edilmesi girişimidir. Bu sembolik tarih, Sovyetler Birliği ve Nazi Almanya´sının 2. Dünya Savaşı´nda işlenen suçlardan aynı şekilde sorumlu oldukları anlamına gelmektedir. Eğer böyle yapıldığı taktirde, gelecek nesiller Holocaust´un çarpıtılmış bir anlatımı ile karşı karşıya kalacaklardır. Zuroff, Prag Deklarasyonu´nun „kızıl ve kahverengi terörün kurbanları“ için anma günü talebine şöyle yanıt veriyor: Komünizm ve Nasyonal Sosyalizm´de işlenen suçlar „aynı“ ise komünizmdeki suçlar soykırımdır. Ama öyle değildi. Komünizmdeki suçlar politik cinayetlerdi. Tabii ki bu suçların da açığa çıkarılması ve mahkum edilmesi gerekir. Ancak tarihi açıdan önemli bir farklılığın ortadan kaldırılmasına karşı çıkıyoruz. Genelleştirilmiş totalitarizm tezinin savunucuları, yanlış bir simetri oluşturuyorlar. Onlar için önemli olan, komünist rejimin sorumluluğunda olan suçlara Yahudilerin de katıldığıdır. Tabii ki az sayıda Yahudiler de diğer Katolik ve Protestanlar gibi suça katıldılar. Komünist rejimde Yahudiler, Naziler gibi „aynı suçu“ işledilerse, „herkes“ suçludur, „Yahudiler“ de. „Herkes“ suçlu ise, sonuçta kimse suçlu değildir. Böyle bir denemeyi Litvanya yetkilileri yapıyorlar. 1944 yılında Soyvetlere katılan ve Naziler tarafından öldürülmekten kaçan Yahudi Cemaati´ni mahkemeye vermeyi deniyorlar. Komik bir durum. İkinci sorun ise kurbanların Yahudi olduğunun yadsınması. Örneğin Riga İşgal Müzesi, Letonyalı Yahudiler Naziler tarafından öldürüldü, çünkü Letonyalı idiler şeklinde açıklama yapmaktadır. Eskiden burjuva Hitler faşistleri „barışcıl Sovyet yurttaşlarını“ öldürdüler şeklinde idi. 

Şimdiki Almanya Cumhurbaşkanı, Prag Deklarasyonu´nu imzalayan 3 Batılı´dan biridir. Diğerleri Vaclav Havel ve Litvanya eski Cumhurbaşkanı Vytautas Landsbergis´tir. Almanya şu dönemde 2. Dünya Savaşı ve Holocaust ilişkisinde kritik bir dönemde bulunmaktadır. Bir yandan bilgi ve duyarlılık artmıştır. Öte yandan belirgin bir şekilde „Holocaust Yorgunluğu“ vardır. Savaşta ve savaş sonrasında Alman kurbanları konusunda sesler, daha cesur ve yüksek sesle söylenmeye başlanmıştır. Nazi suçlularına karşı mahkeme süreçleri yavaş yavaş zorunlu olarak bir sona doğru gelmekte ve nihayetinde kamuoyunda bu konudaki tartışmalar yerini tarih kitaplarına bırakacaktır. Bu dönemde Almanya Cumhurbaşkanı, Alman toplumunda yaşamsal önemi olan bir rolü, moral yön gösterme rolünü üstlenecektir. Cumhurbaşkanının açıklamaları ve tutumu, gelecek yıllarda Holocaust´un ulusal ve uluslararası önemi konusunda oldukça önemli bir etkiye yol açacaktır. Joachim Gauck´un Prag Deklarasyonu´nu imzalaması, Almanya´nın şimdiye kadar yürüdüğü yoldan farklı bir yol izleyeceğinin tehlikeli bir işaretidir. Şimdiye kadar mükemmel olmasa da, Nazi geçmişi ile büyük ölçüde başarılı bir yüzleşme temeline oturan bu tavır, Holocaust´un Almanya tarihinde önemsizleştirilmesini ve bilinçlerde daha az yer almasını istemektedir. Zuroff´a göre Almanya Cumhurbaşkanı Doğu Avrupa ülkeleri gibi Almanya´ya da zarar verebilir. Tam da bu nedenle Gauck, önemli bir dönemde yanlış bir kişi olarak Almanya Cumhurbaşkanı seçilmiştir.
Zuroff´a göre, kendi halkı tarafından suçsuz hatta kahraman olarak görülen insanların mahkeme önüne çıkartılması için, tarihi tartışmaktan daha iyi bir araç yoktur. Efraim Zuroff´un 25 yıllık mücadelesi belki de bize de örnek olabilir diye düşünüyorum. 



Aslında kendisini „Gerçeğin Savaşçısı“ olarak tanımlar. Ama O´na „Nazi Avcısı“ lakabını takmışlar. Belki de O`na „Hakikat Avcısı“ da denebilir. Öğrencilere verdiği bir konferansta, ona şöyle bir soru yöneltilir: Nazilerin nerede olduğunu biliyorsunuz. Niçin onları öldürmüyorsunuz ki? Şöyle cevap verir soruya: Ben bunu yaptığımda, ertesi günkü gazetelerde „aşağılık Nazi suçlusu, hak ettiğini buldu“ diye başlık atılacağını zannetmeyin. „İntikama susamış Yahudiler, 90 yaşındaki zavallıya işkence yaptılar“ diye bir başlık atılır. Efraim Zuroff, son günlerde Macaristan´da yakalanan eski Nazi işbirlikçisi Ladislaus Csizsik-Csatary ile gündeme geldi. Ancak 25 yıldır, bir işin peşinde. İşi, Nazi savaş suçlularınının yerlerini, kimliklerini saptamak, yakalanmasını ve mahkeme önüne çıkartılmasını sağlamak.

Efraim Zuroff, 1948 Nevyork doğumlu bir İsrail vatandaşı. Aynı zamanda Tarihçi. Amerika Adalet Bakanlığı´nda savaş suçlularının açığa çıkarılması için çalışmış. 1978 yılından bu yana Kudüs´teki Simon Wiesenthal Merkezi´nde çalışıyor, Merkez´in direktörü ve dünya çapında Nazi savaş suçlularını izleme koordinatörü. 25 yıldır Nazi dönemi savaş suçlularının mahkeme önüne çıkarılması için mücadele ediyor. Efraim Zuroff, 1986 yılında Uluslararası Kızıl Haç Örgütü´nün Arama Servisi´nin listelerine bir göz atar. Bu listelerde bulunan 16 milyon kayıdın çoğunluğu kayıp ve aranan askerlerle ilgilidir. Bu kayıtlarda askerlerin tahminen gittikleri ülkeler de yazılıdır. İlk önce 49 Letonya ve Estonya savaş suçlusunun adını karşılaştırır. 16 kişiyi tespit eder. Bu liste onun için bir altın madenidir. 5 dakika içinde hangi Nazi savaş suçlusunun nereye gittiğini bulmak mümkündür. „O zaman Nazi avcısı olduğum hissine kapıldım“ der Zuroff. Belki de böylesi bir „tesadüf“ sonucu 25 yıldır gerçeğin peşinde koşmaktadır. 

Efraim Zuroff, „Operasyon Son Şans“ adında bir arama aksiyonunu hayata geçiren kişi. Hala yaşayan Nazi savaş suçlularının bulunması ve mahkeme önüne çıkarılması amacıyla hayata geçirilen bu kampanya ile 48 Nazi yakalanıp hapse mahkum edilmiş. Simon Wiesenthal Merkezi, geçtiğimiz yıllarda en çok aranan Nazi savaş suçluları listesi yayınlar. Birinci sırada Adolf Eichmann´ın sekreteri Alois Brunner (Viyana´da Yahudilerin kitlesel katliamından sorumlu), ikinci sırada Mauthausen Toplama Kampı doktoru Aribert Heim ( Yaşayan Yahudilerin organlarını çıkarıp, örneğin derilerinden abajur yaptırmasıyla tanınıyor), Hitler´in sekreteri Martin Bormann da arananlar listesinde bulunuyor. Arananlar listesi oldukça uzun. Örneğin Norveçli Fredrik Jensen (Hitler´den en yüksek madalya alan ender yabancılardan biri), Hırvat Milivoj Asner ( 1941/42´de Ustaşa şefi ve Yahudi ve Sırpların katliamından sorumlu), Macar Jandarma Subayı Sandor Kepiro (1942´de Novi Sad´da, 1300 kişinin katledilmesinden sorumlu) bunlardan sadece birkaçı. Arananlar listesinde bulunan Nazi savaş suçluları, genellikle Şam, İspanya, Şili, Arjantin, Macaristan ve Avusturya´da yaşıyorlar. Simon Wiesenthal Merkezi´nin çalışması gerçek bir dedektif çalışması. Merkez, arananlar listesinde bulunanlarla ilgili bilgi ve ipucu verenlere ödül veriyor. 
Efraim Zuroff, Nazi savaş suçlularının yakalanıp, mahkemeye çıkarılmasındaki zorlukları şöyle sıralıyor: Norveç ve İsveç´te savaş ve soykırım suçlarının zaman aşımı vardır. İspanya, savaş suçları ve suçluları ile pek ilgilenmiyor. Avusturya ise başta yaşlı oldukları ve diğer hukuki gerekçelerle suçluları, teslim etmekte pek istekli değil. Avusturya, Nazi savaş suçluları için bir cennetir. Almanya ise çok oyalanıyor. Sanki suçluların 100 yaşına girmesini bekliyor sanırsınız. Şili ve Arjantin ise Almanya´nın somut istekleri üzerine çalışıyor. Yani ne kadarsa o kadar. 

Efraim Zuroff, eski bir savaş suçlusunu mahkeme önüne çıkarabilmek için izlenen süreci şöyle anlatıyor: Eski savaş suçlusunu bulacaksınız. Bundan sonra iddianame yazacak bir savcıya ihtiyaç var. Sonra dava açacak bir mahkemeye, açıldığı taktirde sanığın yargılanabilir olup olmadığına ilişkin bir tıbbi rapor gerekmektedir. Tüm bunların yanısıra Zuroff´a göre en büyük engel politik irade. Savaş suçlularının bulunduğu ülkeler arasında sadece Amerika, İtalya ve Almanya bu anlamda bir istisna oluşturuyor. Simon Wiesenthal Merkezi, şimdiye kadar 3.000-4.000 Nazi savaş suçlusunun yerini bulmuş. Ancak sadece 30 kişi mahkum edilmiş durumda. 

Efraim Zuroff´un anlattığı ilginç bir olayı aktarayım. Sandor Kepiro, Macar Jandarma örgütünde bir subaydır. 23 Ocak 1942 günü Novi Sad´daki 1.300 insanın katledilmesine katılmıştır. Daha savaş sırasında Macaristan´da mahkum olur. Ancak Nazi işgali sırasında hapse girmeden serbest bırakılır. Sonra ortadan kaybolur. 2005 yılının Şubat ayında Wiesenthal Merkezi´nin Los Angeles´taki bürosuna bir email gelir. Email´de Kepiro´nun İskoçya´da yaşadığı belirtilir. Email´i yazan, bir Macar arkadaşı ve orada yaşayan Macarların bir buluşmasına katıldığını yazar. Buluşmada yaşlı bir Macar, Auschvitz´e Yahudilerin gönderilmesinde bulunduğunu övünerek anlatır. Zuroff daha sonra Email´i gönderen ile haberleşir ve olayı anlatanın adres ve ismini sorar. Bir müddet sonra bu adamı, göçmen Macarların yaşamı hakkında araştırma yapan bir gazeteci ziyaret eder. Bu adamın odasında bir fotoğraf asılıdır. Fotoğrafta üniformalı Kepiro ve diğer adam vardır. İsminin Kepiro olduğu ve halen görüştüklerinin belli olmasından sonra, gazeteci görüşmeyi Zuroff´a anlatır. Zuroff ismi çıkaramaz. Macaristan´daki bir Holocaust uzmanına sorar. Aldığı cevap şudur: Bu aşağılık herif hala yaşıyor mu? Daha sonraki araştırmalar sonucu Sandor Kepiro´nun Macaristan´da yaşamakta olduğu belirlenir. Telefon rehberinde asıl adı ile kayıtlıdır. Emekli bir avukattır ve gariptir ki bir Sinagog´un karşısında oturmaktadır. Zuroff olayın açık olduğunu, daha önce mahkum olduğunu ve mahkumiyetini çekmesi için girişimlerde bulunulduğunu anlatır. Ancak olay hukuki olarak karmaşıktır. Kepiro´nun oturduğu evin karşısındaki Sinagog´ta Zuroff bir basın toplantısı yapıp, bütün bilgileri basına açıklar. Gazeteciler merakla nerede olduğunu sorarlar. Zuroff „pencereden bakın, karşıdaki evde oturmaktadır“ der. Gazeteciler evin zilini çalıp, sorarlar. Kepiro, korkunç şeyler olduğunu ama kendisinin hiçbir ilişkisi olmadığını söyler. Daha sonra Macaristan Hükümeti, hapis hükmünün 1944´de iptal edildiğini açıklar. 

Efraim Zuroff, Holocaust´un çarpıtılmasından büyük kaygı duyduğunu belirtiyor. Çünkü diyor, Yahudi Soykırımı, Almanların Yahudilere karşı bir eylemi değildi. Avrupalıların Yahudilere karşı bir soykırımıydı. Her Avrupa ülkesinde Naziler, yardımcılarını buldular. Ancak Batı, Güney ve Kuzey ülkelerinde bu işbirliği tren garlarında son buldu. Yahudiler örneğin Hollanda polisi tarafından öldürülmediler, sadece trenlere bindirildiler. Yahudiler Doğu´da öldürüldüler. Batı Avrupalı Nazi işbirlikçileri, Yahudilerin bulunması, mallarına el konulması ve trenlere bindirilip toplama kamplarına götürülmesine yardım ettiler. Ama Doğu Avrupa´daki işbirlikçiler Yahudilerin yok edilmesine yardım ettiler. Tümüyle Nazilerle işbirliği yapmayan tek ülke Polonya´dır. Çünkü Naziler onları en düşük insan kategorisinde görüyorlardı. Tüm Avrupa uluslarının Yahudilerin kitlesel yok edilmesine katılımı, korkunç bir fenomendir. Bu konu genelde çok az dikkate alınır. Nazilerle Doğu Avrupa´nın işbirliği sorunsalı, politik dönüşümle dikkate alınmaya başlandı ancak bu konudan korkuldu ve üstüne gidilmedi.
Efraim Zuroff, Yahudilerin sadece toplama kamplarında Almanlar tarafından öldürülmediğini, örneğin Litvanya´da Yahudilerin % 98´inin kendi köylerinde öldürüldüğünü vurguluyor. Litvanya´dan Auschwitz´e sadece bir tren gönderildiğini belirten Zuroff, Estonya, Hırvatistan veya Ukrayna´da Nazilerin kendilerine yardım eden çok sayıda insan bulduklarını ve gönüllü olarak katliama giriştiklerini belirtiyor. 
Efraim Zuroff, Yahudi Soykırımı´nın nihai olarak Doğu Avrupa ülkelerinde uygulandığını söylemektedir. Örneğin Ukrayna. Bu ülkede çok sayıda savaş suçlusu vardır. Ama tek bir kişi bile mahkum edilmemiştir. Örneğin Litvanya´da Nazi savaş suçlularının cezalandırılmaması için herşey yapılmaktadır. Onbinlerce Nazi soykırım yardımcısının bulunduğu Doğu Avrupa ülkeleri, kendilerini Sovyetlerin kurbanı olarak göstermektedirler. Bu nedenle komünizmin Nazizm ile aynı olduğu yalanını yaymaktadırlar. Doğu ve Batı Avrupa politikacıları 2008 yılında Prag Deklarasyonu´nu imzalamışlardı, aralarında SPD`li Gauck da vardı. Deklarasyon´da geçmişlerini ihmal eden toplumların gelecekleri de yoktur. Avrupa kendi tarihi hakkında birlik sağlayamazsa, Avrupa birleşemez. Komünizmi ve Nasyonal Sosyalizmi ortak bir miras olarak kabul etmeli denilmektedir. Bu açıklama Nazi ve komünizmin suçlarını eşit olarak tanımayı öngörüyordu. Zuroff´a göre, komünistlerin işledikleri suçları, soykırım düzeyine çıkarmak, „insanlığa karşı işlenen suçlar“ olarak formüle etmek, Doğu Avrupalıların Yahudilere karşı katıldıkları kitlesel katliamların suçunu, komünist boyunduruk altında yaşadıkları acılara dönüştürmektir ve suçlu ulusu, kurban halklara dönüştürmektir. Prag Deklarasyonu´nu imzalayanların hedefi budur. Komünizmin suçlarını soykırım olarak değerlendirmek, Doğu Avrupalıların Yahudilere yönelik Holocaust´a katılmalarını, Moskova´nın hizmetinde bulunan Yahudilerin işledikleri suça mahsup etmek amacını taşımaktadır. Ve bunun göstergesi de, Molotov-Ribbentrop Paktı´nın imzalandığı 23 Ağustos´un iki totaliter rejimin kurbanlarını anma günü olarak kabul edilmesi girişimidir. Bu sembolik tarih, Sovyetler Birliği ve Nazi Almanya´sının 2. Dünya Savaşı´nda işlenen suçlardan aynı şekilde sorumlu oldukları anlamına gelmektedir. Eğer böyle yapıldığı taktirde, gelecek nesiller Holocaust´un çarpıtılmış bir anlatımı ile karşı karşıya kalacaklardır. Zuroff, Prag Deklarasyonu´nun „kızıl ve kahverengi terörün kurbanları“ için anma günü talebine şöyle yanıt veriyor: Komünizm ve Nasyonal Sosyalizm´de işlenen suçlar „aynı“ ise komünizmdeki suçlar soykırımdır. Ama öyle değildi. Komünizmdeki suçlar politik cinayetlerdi. Tabii ki bu suçların da açığa çıkarılması ve mahkum edilmesi gerekir. Ancak tarihi açıdan önemli bir farklılığın ortadan kaldırılmasına karşı çıkıyoruz. Genelleştirilmiş totalitarizm tezinin savunucuları, yanlış bir simetri oluşturuyorlar. Onlar için önemli olan, komünist rejimin sorumluluğunda olan suçlara Yahudilerin de katıldığıdır. Tabii ki az sayıda Yahudiler de diğer Katolik ve Protestanlar gibi suça katıldılar. Komünist rejimde Yahudiler, Naziler gibi „aynı suçu“ işledilerse, „herkes“ suçludur, „Yahudiler“ de. „Herkes“ suçlu ise, sonuçta kimse suçlu değildir. Böyle bir denemeyi Litvanya yetkilileri yapıyorlar. 1944 yılında Soyvetlere katılan ve Naziler tarafından öldürülmekten kaçan Yahudi Cemaati´ni mahkemeye vermeyi deniyorlar. Komik bir durum. İkinci sorun ise kurbanların Yahudi olduğunun yadsınması. Örneğin Riga İşgal Müzesi, Letonyalı Yahudiler Naziler tarafından öldürüldü, çünkü Letonyalı idiler şeklinde açıklama yapmaktadır. Eskiden burjuva Hitler faşistleri „barışcıl Sovyet yurttaşlarını“ öldürdüler şeklinde idi. 

Şimdiki Almanya Cumhurbaşkanı, Prag Deklarasyonu´nu imzalayan 3 Batılı´dan biridir. Diğerleri Vaclav Havel ve Litvanya eski Cumhurbaşkanı Vytautas Landsbergis´tir. Almanya şu dönemde 2. Dünya Savaşı ve Holocaust ilişkisinde kritik bir dönemde bulunmaktadır. Bir yandan bilgi ve duyarlılık artmıştır. Öte yandan belirgin bir şekilde „Holocaust Yorgunluğu“ vardır. Savaşta ve savaş sonrasında Alman kurbanları konusunda sesler, daha cesur ve yüksek sesle söylenmeye başlanmıştır. Nazi suçlularına karşı mahkeme süreçleri yavaş yavaş zorunlu olarak bir sona doğru gelmekte ve nihayetinde kamuoyunda bu konudaki tartışmalar yerini tarih kitaplarına bırakacaktır. Bu dönemde Almanya Cumhurbaşkanı, Alman toplumunda yaşamsal önemi olan bir rolü, moral yön gösterme rolünü üstlenecektir. Cumhurbaşkanının açıklamaları ve tutumu, gelecek yıllarda Holocaust´un ulusal ve uluslararası önemi konusunda oldukça önemli bir etkiye yol açacaktır. Joachim Gauck´un Prag Deklarasyonu´nu imzalaması, Almanya´nın şimdiye kadar yürüdüğü yoldan farklı bir yol izleyeceğinin tehlikeli bir işaretidir. Şimdiye kadar mükemmel olmasa da, Nazi geçmişi ile büyük ölçüde başarılı bir yüzleşme temeline oturan bu tavır, Holocaust´un Almanya tarihinde önemsizleştirilmesini ve bilinçlerde daha az yer almasını istemektedir. Zuroff´a göre Almanya Cumhurbaşkanı Doğu Avrupa ülkeleri gibi Almanya´ya da zarar verebilir. Tam da bu nedenle Gauck, önemli bir dönemde yanlış bir kişi olarak Almanya Cumhurbaşkanı seçilmiştir.
Zuroff´a göre, kendi halkı tarafından suçsuz hatta kahraman olarak görülen insanların mahkeme önüne çıkartılması için, tarihi tartışmaktan daha iyi bir araç yoktur. Efraim Zuroff´un 25 yıllık mücadelesi belki de bize de örnek olabilir diye düşünüyorum.