Pan-Cermen/Turan işbirliğinde Hans Freiherr von Wangenheim ve 1915/16

  Pan-Cermen/Turan işbirliğinde   Hans Freiherr von Wangenheim ve 1915/16

Yukarıda adı geçen kişi, 1912 ile Ekim 1915 tarihleri arasında İstanbul´daki Alman İmparatorluğu Büyükelçisi. Oldukça eski ve soylu bir aileden geliyor. Wangenheim sülalesinin, Alman soyluluk kütüklerindeki ilk kayıtlı tarihi 1133 tarihini taşıyor. İsminin önünde Baron eki var. Sonradan olma Prusyalı. Yine Prusyalı bir Barones ile evleniyor. Sülalenin kendine ait bayrakları, flamaları da var. Arjantin, Petrograd, Kopenhag, Madrid ve Meksika´da, 1909-1912 arasında da Atina´da Büyükelçilik yapmış. Ancak Yunanlıları hiç sevmemiş. Sonra da İstanbul´a gönderilmiş. Ekim 1915 yılında geçirdiği bir kalp krizi sonucu İstanbul´da vefat etmiş ve Alman Büyükelçiliği´nin Tarabya´daki yazlığına gömülmüş. Buraya gömülmesini Amerika  Büyükelçisi Morgenthau şöyle ifade eder: „Başka hiçbir son istirahatgah bundan daha uygun olamazdı, çünkü burası onun diplomatik başarılarına sahne olmuştu ve çok değil iki yıl önce tam buradan Goeben ve Breslau´ı telsizle yöneterek, onları güvenle İstanbul´a getirmiş, böylece Türkiye´yi güçlerini Almanya´yla birleştirmek zorunda bırakmış ve ardından gelen tüm zaferlere ve buhranlara uzanan yolu döşemişti.“

Hans Freiherr von Wangenheim, klasik ve geleneksel Prusya ekolünden gelmektedir. Usta bir diplomat olduğunu teslim etmek gerekir. Doğrudan Almanya Başbakanı Bethmann Hollweg´e bağlıdır. Ayrıca İmparator ile göreve başlamadan önce yaptığı özel görüşmelerden gururla bahsedermiş. Merkez ile doğrudan telsizle görüşür, Berlin ile telefon bağlantısı da varmış.  Almanya´nın Fransa´ya saldırdığı günlerde, İstanbul´un birkaç kilometre dışına dev bir telsiz kulesi kurdurmuş. „Eyfel Kulesi´nden gelen tüm mesajları bile alabilecek“ diye övünür dururmuş.

Görev yaptığı dönemde, klasik büyükelçilerden farklı olarak daha geniş yetkileri vardır. Belki de bir büyükelçiden ziyade, Osmanlı´da özel bir misyon ile görevlendirilmiş ve buna uygun yetkileri, hareket alanı olan özel bir kişiliktir. Büyükelçilikten sanki bir sömürge valisine uzanan bir çizgiyi temsil eder. Osmanlı´daki Alman askeri misyonu onun hayır dediği şeyi yapamamıştır. Gerektiğinde Prusya Almanya´sının politikasına ters düştüğünde, askerleri bile harcamıştır. Wangenheim, Almanya´nın Osmanlı´daki herşeyidir diye bir saptama yaparsam, abartmış olmadığım kanısındayım. Askeri, ticari, politik, diplomatik her alanda O´nun izlerini görmek mümkündür. O´nun oluru olmadan Alman Başbakanı Hollweg hiçbir karara imza atmaz, hiçbir kararı onaylamaz, hiçbir şeye evet demez. O´nun bir başka özelliği de, İttihat ve Terakki liderleri, özellikle Enver ve Talat Paşa üzerindeki etkisidir. Onları oldukça iyi tanır. Bu dönemin Dışişleri Bakanı Halil (Menteşe) Bey ile iyi anlaşır. Wangenheim, başka hiçbir sivil ve askeri Alman erkanının yapamadıklarını yapar. Gider Sadrazam Sait Halim Paşa´ya kafa tutar. Goeben ve Breslau´nun geçişine eğer izin vermezseniz Rusları üstünüze salarım diye de, utanmazca şantaj yapar. Öte yandan Osmanlı Maliye Bakanı Cavit Bey´i öylesine azarlar, tehdit eder ki Cavit Bey „köpekler gibi uluyordu“ der. Osmanlı´da basını satın alır, kışkırtıcı, provakatif haberler yayınlatır.

Kendisi Osmanlı tarafından sadece Enver Paşa ve Genelkurmay Başkan Vekili Hafız Hakkı Paşa´nın katılabildiği gizli savaş planları yapılan toplantıya katılır. (Almanya´da da Savaş Konseyi toplantılarına katılmıştır.) İttihat ve Terakki  liderlerine emrivakiler yapar. Özellikle Enver-Talat-Halil Bey üçlüsüne de, nabza göre şerbet verir.  Diğerlerini fazla takmaz. Alman planlarına karşı durduğunu hissettiği Cemal Paşa´yı bile tehdit eder. Cemal Paşa´nın haberi olmadan Souchon´un Osmanlı Donanma Komutanı olmasını sağlar. Genellikle kararlarını Enver Paşa ile birlikte alır. Wangenheim genellikle diplomatik kurallar içinde kalmaya özen gösterse de, damarına basıldığı, gereksiz isteklerde bulunulduğu, işlerin kendi kontrolü altında gitmediğini hissettiğinde, bütün nezaket kurallarını bir yana bırakır. Yani „siz benden habersiz nasıl karar alırsınız“ demeye getirir.

Morgenthau´nun anılarında Wangenheim

Dönemin Amerika Büyükelçisi Morgenthau, Wangenheim ile çok sıkı bir ilişki içersindedir. „Kayser daha başlarda Wangenheim´ın doğuya özgü entrikalara ideal anlamda uygun olduğunu tespit etmişti.“ saptamasını yapan Morgenthau, O´nu şöyle tarif eder: „Keskin hatlı, cüretkar başı, delici bakışları, son derece canlı fiziksel yapısıyla diyebilirim ki, benim tanıdığım Almanya gibi değil, sınırsız ihtirasıyla dünyayı bir korku tüneline dönüştürmüş Almanya gibi duruyordu. Ve Wangenheim´ın her hareketi ve her sözcüğü, ulusların başına gelebilecek yeni ve korkunç uğursuzlukların bir simgesi gibiydi.“  Ve  Morgenthau, Wangenheim´ın tek bir amacının olduğunu yazar: Talat ve Enver´i kontrol etmek.

Morgenthau´ya göre Wangenheim imparatoruna hayrandı. Prusya´nın aristokratik ve otokratik sistemine tapıyor ve böylelikle dünyayı yönetmenin Almanya´nın kaderinde olduğuna inanıyordu. Büyük toprak sahipleri Junkerler, insanoğlunun kusursuzluğunu temsil ediyordu. Wangenheim, insanoğlunu, yönetenler ve yönetilenler olarak ikiye ayırıyor, alt sınıfların üst sınıflara sıçrayabileceğine inanmıyor, İmparatorun kast sisteminin sınıfları dönüştüremez kıldığına inanıyor ve böylelikle hakim sınıfların safkan kalmasının mümkün olduğunu söylüyordu. Prusya askeri sistemine hayranlık duyuyor, yaşamının her aşamasını askeri bir gözle değerlendiriyordu. Morgenthau, „bu Alman diplomat İstanbul´a tek bir amaçla geliyordu. Alman hükümeti 20 yıldır Osmanlı İmparatorluğu´nu kazanmaya çalışmaktaydı. Bu kez Kayser bir dünya savaşına hazırlanmaktaydı ve bu savaşta Osmanlı İmparatorluğu´nun belirleyici bir rol oynayacağı düşünülüyordu“ diye yazar.

Wangenheim´ın görevi, Türkiye´yi yakınlardaki büyük çekişmede Almanya´nın yanında olmasını sağlamaktı. Eğer Wangenheim bu görevi başarı ile yerine getirirse, İmparatorluğun Şansölyeliğine yükselebileceğini düşünüyordu. Wangenheim, Türklerle ilişki kurarken ihtiyaç duyulan güç, inandırıcılık, cana yakınlık ve acımasızlık bileşimine sahipti. Politikasının doğuracağı her türlü sonucu, berbat bile olsa, kabul etmeye razıydı.Yalnızca tek bir amacı vardı ve tipik Alman realizmi ve mantığı ile başarıyı engelleyebilecek tüm insani duyguları  bir kenara bırakmıştı. Bismarck´ın, bir Alman´ın Kayser ve Anavatanı (Almancası: Babavatan) için yalnızca yaşamını değil, onurunu da feda etmeye hazır olması gerektiği biçimindeki ünlü sözünü düstur edinmişti. Morgenthau´nun saptamaları özetle böyle.

Wangenheim ve İttihat ve Terakki

Buradan itibaren Wangenheim´ın İttihat ve Terakki dönemine bir göz atalım. Göreve başladığında Osmanlı hakkında bazı saptamalar yapar. Osmanlı mali açıdan ağır bir sarsıntı geçirmekte, vergi yükleri tahammül sınırlarını aşmıştır, halk bu iktidar altında bir mağduriyet yaşamaktadır ve iktidar Abdülhamit´ten bile daha kötüdür. Kastettiği iktidar İttihat ve Terakki´dir. 1912 Ağustos´unda, Berlin´e yazdığı bir raporda „Ordu önder rolünü oynadığı müddetçe Almanya, rekabette olduğu ülkelere karşı avantajlı bir pozisyonda olacaktır. Zira Türk anlayışına göre Alman ve Türk orduları arasında silah arkadaşlığı bulunmaktadır.“ diyecektir. Buradan hareketle Wangenheim, „Alman ruhunun Türk halkına nüfuzu“ için  „Türk subayları ve erlerini Alman kural ve kaidelerine göre eğitmek yerine, Alman öğretilerini aktaracak ve astlarına anlatabilecek yetenekli Türk subaylarını Almanya´da ya da onların bulundukları yerlerde öncü olarak yetiştirmek daha önemliydi“ diye Berlin´e bir rapor gönderir. Ve devam eder: „Bizim subaylarımızın en önemli görevi, şimdiye kadar olduğundan daha politik olmak durumundadır. Bu politikanın özü de ince ruhlu ve dostane davranarak Türk ordusu içinde mevcut Almanya sempatisini derinleştirmek ve devam ettirmek olmalıdır. „ Bu fırsatı kaçırmayalım diyordu  Wangenheim. Balkan Savaşı´nın bitiminden hemen sonra „reform çalışmalarına katılarak samimi bir şekilde yardımda bulunurken, aynı zamanda tüm Türkiye üzerindeki etkimizi güçlendirmenin yollarını aramalıyız“ diye rapor yazacaktır. Wangenheim, Osmanlı İmparatorluğu´nun Avrupa´daki toprakları olmadan da selamete erebileceği inancını taşıyordu.

Sadrazam ile 26 Nisan 1913´te görüşmesinden sonra gönderdiği rapora şunları da ekler: „Orduyu kontrol eden kuvvet Türkiye´de en büyük kudret olacaktır. Hiçbir Alman düşmanı hükümet, ordu tarafımızdan kontrol edildikçe iktidar mevkiinde kalamayacaktır.“  II. Wilhelm, Osmanlı´ya gönderilecek askeri misyon üyeleri ile vedalaşmak için 9 Aralık 1913´te yapılan toplantıda amacı şöyle açıklayacaktı: Türk Harbiye Nezareti´nin örgütlenme faaliyetlerini doğrudan doğruya denetim ve kumanda altına alarak Türk ordusunun „Almanlaşmasını“ sağlamak. 

Wangenheim, 21 Ocak 1913´te Berlin´e bir telgraf çeker. „Türkler, artık kendi kendilerine kalkınamayacaklarını ve teşkilatlanamayacaklarını anladılar. Orduda, idarede, donanmada yabancı ıslahatçılar istemektedirler. Şimdiye kadar olduğundan farklı olarak en geniş selahiyetle makamların doğrudan doğruya başına geçirilmesi istenmektedir“ diye yazar.  Raporuna, „buna benzer görüşler İttihatçılar çevresinde de bugün hakimdir.“ Ve „bunlar yakında hakimiyeti yeniden ellerine alacaklardır“ diye de not düşer. Wangenheim, 23 Ocak 1913´teki İT`nin Babıali baskınını 11 gün önce, 12 Ocak´ta öğrenir. Yazdığı raporda,  „Enver Bey´den sonra İttihatçı subaylar arasında en fazla nüfuza sahip olan Mülazım Zeki Bey“in kendisini ziyaret ettiğini, „ Arkadaşlarının Kamil Paşa´yı barış sorunu konusunda kararsız davranışından ötürü kınadıklarını ve savaşı sürdürmek için Kabine´yi devirmek niyetinde olduklarını“  belirtir.

Sadrazam 17 Mayıs 1913´te, Wangenheim´a „Hemen kamilen diktatörcesine bir Alman generalin idaresinde ordunun ıslahı“ konusunda bir talepte bulunur. Wangenheim, talebin kabul edildiğini Sait Halim Paşa´ya şöyle teyit eder: „Ulu Efendim, Majeste İmparator-Kral, Osmanlı İmparatorluk hükümeti tarafından gösterilen isteği, lütfen kabul etmek tenezzülünde bulunmuşlardır.“ Böylesi küstahlığı sanırım ancak Wangenheim yapabilirdi. Ancak bu küstahlığa Osmanlı´nın verdiği cevap ta şöyleydi: „ Osmanlı İmparatorluk Hükümeti, bu yüksek teveccüh işaretinde bulunmayı tenezzül ettiğinden dolayı derin şükranını Majeste İmparator´un (Kayser´in) tahtının ayaklarına vazetmesini Ekselansınızdan rica eder. „

16 Ağustos 1914 tarihinde, savaştan hemen önce İstanbul´da gizli toplantılar yapılır. Rusya ve Mısır´a karşı yapılacak taarruz planları görüşülür. Bu toplantıya Osmanlı tarafından Enver Paşa dışında sadece Hafız Hakkı Paşa katılır. Bu çok ciddi taarruz planlarının yapıldığı toplantıya katılanların diğer hepsi Alman subaylarıdır. Tabii ki başlarında da Wangenheim vardır. Harekat Daire Şefi Ali İhsan Sabis, bu toplantıyı „Alman Toplantısı“ olarak niteler. Almanların müttefiki Avusturya-Macaristan Askeri Heyeti Başkanı General Pomiankowski  o dönemi şöyle anlatır: „Almanya´nın nihai zaferine körü körüne inanmışlardı. Berlin Hükümeti´nin çoğu kez kendi çıkarını düşünen bencil öğütlerine hiçbir tetkikte bulunmadan uyup, böylece Türkiye´yi uçuruma sürüklemişlerdir.“

Wangenheim, özel misyonu ve „hayran olduğu İmparatoru“ ile bilebildiğimiz kadarıyla çok az ters düşmüştür. Bu ters düşmelerin birine Osmanlı-Almanya İttifak Anlaşmasında rastlanır. Enver Paşa, 22 Temmuz 1914´te Wangenheim´a, 3´lü İttifaka katılmayı teklif eder. Wangenheim görüşünü şöyle bildirir Kayser´e: Türkiye İttifak´a üye olursa, Rusya´nın açık düşmanı olur. Bu sınır en zayıf nokta olacaktır. Bunun karşılığında da 3´lü İttifak´a çok yük binecektir. Bulgaristan ve Türkiye´nin 3´lü İttifak için değerli bir müttefik olacağı şüphelidir. Kayser, Wangenheim´a „öfkeli bir şekilde müdahale“ eder. Bu teoride doğru, ama şu an için yanlıştır der. „Bu bir oportünist siyasadır ki, burada güdülmesi lazım olan siyasa budur“ der. Çünkü Kayser artık savaşa karar vermiştir, İttifak´ı güçlendirecek, Alman planlarına uyacak herşey değerlendirilmelidir. Nitekim Ağustos ayında Osmanlı-Almanya arasında (Daha doğrusu, Enver, Talat, Cemal ve Halil Bey´in bildiği, diğer Osmanlı yöneticilerinin peyderpey haberi olduğu) gizli anlaşma imzalanır.

24 Temmuz´da Wangenheim, anlaşma için görüşmelere başlama talimatı alır. Alman Dışişleri Bakanı Jagow´dan şu talimatı da alır: „Türkiye´nin ittifak kaabiliyetinden şüpheliyiz. Faydalı sebeplerden dolayı Türkiye´den istifade edilmelidir. Türkiye, Romanya ve Bulgaristan ile birleşme teşebbüsünde bulunmalı, Avusturya´nın emrine girmelidir.“ Bu anlaşma görüşmeleri sırasında başrolü Wangenheim oynar. Osmanlılar O´nu muhatap alırlar. Bu görüşmeler sırasında Wangenheim, fırsat buldukça elçiliğe gelenleri azarlar durur. Almanların sunduğu anlaşma ya kabul edilecektir ya da edilecektir.

1 Ağustos günü anlaşmayı görüşmek üzere Wangenheim, Enver Paşa ve Liman von Sanders, Alman elçiliğinde buluşurlar. En önemli konu, Rusya´ya karşı savaşta Osmanlı´nın katkıları nasıl, ne kadar olacaktır. Bunun ayrıntısı da savaşta Alman subaylarının konumunun ne olacağıdır. Liman von Sanders kesin bir ifadeyle şöyle der: Alman zabitleri, harbin sevk ve idaresine hakiki tesirler icra edecek mevkilere yerleştirilmelidir. Anlatılanlara göre Wangenheim, Enver Paşa´ya bakar. En küçük bir itiraz ve muhalefet yoktur. Wangenheim kalemi eline alır ve şu notu ekler anlaşma taslağına: Alman zabitleri ordunun umumi sevk ve idaresi üzerine fiilen tesir edecek vazifelere tayin olunacaklardır.  Almanya ile gizli anlaşma böylelikle imzalanır. Fiilen Türk Ordusu Alman zabitlerin emir ve komutasına girmiş olur. Wangenheim, hemen Berlin´e bir telgraf çeker. Bu rapordan,  General Liman von Sanders ile Harbiye Nazırı Enver Paşa arasında ayrıntılı bir anlaşma imzalanmış olduğunu öğreniyoruz.

Gizli anlaşmanın imzalanmasından sonra, 4 Ağustos gecesi İttihat ve Terakki içinden bazı itirazlar üzerine, Wangenheim´a verilmek üzere bazı istekler sunulur. Buradaki ana itiraz şudur: İttifak Türkiye´yi Almanya´ya bağlıyor, ancak Almanya Türkiye´ye hiçbir taahhütte bulunmuyordu.  İstekler bunların düzeltilmesi yönünde idi. Wangenheim bu istekleri kabul eder ve kendi adına bir mektupla teyit eder. Çünkü o sıralarda Goeben ve Breslau savaş gemileri Marmara´ya doğru gelmektedir. Wangenheim´ın yazıp verdiği mektup, bir anlamda gizli anlaşmanın bir eki gibidir sanki, en azından Osmanlı zevatı için. Ama sonuçta Wangenheim´ın verdiği sadece bir mektuptur.

Anlaşmanın imzalanmasından sonra aradan 10 gün geçer. Tarihçiler,  Wangenheim´ın mektubuna güvenerek Osmanlı´nın Kapitülasyonların kaldırıldığını ilan ettiğini yazarlar. Almanların elindeki bir koz alınmıştır.  Wangenheim köpürür. Hem de nasıl? Cavit Bey´i yakalar, O´nun tabiriyle „köpekler gibi uluyacak“ ve hatta „ Ruslarla anlaşıp Türkiye´yi taksime gidebileceklerini“ bile haykıracaktır. Cavit Bey şöyle anlatır olup biteni: „Sadrazamın odasındayken Wangenheim geldi. Anormal bir hal ve delirmişcesine. Kendimi kudurmuş bir köpek karşısında hissettim. Söz söylemiyor havlıyordu. Görüşme hemen hemen iki saat devam etti. O sesini yükselttikçe ben sükun ve huzur ile cevap verdim. Fakat hiçbir sözünü, tehdidini, hücumunu cevapsız bırakmadım. Bizim Alman taraftarları bu sahneyi görmeliydi.“

Wangenheim daha da küstahlaşır. İtalya Elçisi´nin yardımıyla 6 büyük Avrupa devletinin ortak bir metinle Osmanlı´yı protesto etme işini de organize eder. İtilaf devletleri, kapitülasyonlar meselesini Osmanlı tarafsız kalırsa müzakere edeceklerini açıklarken, Almanlar İtilaf´a karşı savaşa girilse bile kapitülasyonların kaldırılmasına yanaşmıyorlardı.

Wangenheim ve Goeben/Breslau

Bir başka önemli olaya, Goeben ve Breslau savaş gemilerinin Boğazlara girişi sırasında Wangenheim´a bakalım. Bu iki geminin, daha önce Karadeniz´e getirilmeleri ve Bulgarlarla birlikte Rusya´ya karşı kullanılması kararlaştırılmıştır. Bu işi, Wangenheim-Enver Paşa kotarmıştır.

Gemiler boğaza girmek üzeredirler.  Tarabya´daki elçilik binasında bir akşam yemeği vermektedir Wangenheim. Büyükelçiye, Sadrazam´ın yaverinin konuşmak istediği söylenir. 3 dakika sonra Büyükelçi geri gelir. Yemekten sonra Deniz Ateşesi ve Enver´in dostu Humann´a, benimle geliniz der. Odasında bir mektup verir. Wangenheim´a hitaben yazılan Sadrazam´ın mektubu şöyledir:  „Çok rica ediyorum, Goeben´in Çanakkale´ye gelmesinden vazgeçiniz. Bu Türkiye´nin İtilaf Devletleri´ne harp ilanı demektir. Fakat bir harbe hazır değiliz. Bu bizim, Çatalca´da sayenizde yeniden doğan  imparatorluğumuzun mahvolması, yok olması demektir. Bırakınız kendi çocuğunuz telef olmasın! Bırakınız Goeben Çanakkale´ye gelmesin! Size yalvarıyorum!“  Humann mektubu okuduktan sonra Wangenheim şöyle der:  „Goeben, benim yaşlı Türk hanımını dik tutmak, ayağa kaldırmak için kullandığım bir korse balinasıdır, benim politikamın omurgasıdır. Gelmesi gereklidir.“  Wangenheim Humann´a hitaben devam eder: Sadrazam´a gidiniz. Nezaketle mektubu geri almasını rica ediniz. Eğer razı olmazsa ısrar ediniz. Yine karşı davranırsa daha ısrarlı olunuz. Eğer bunların hiçbiri faydalı olmazsa, çözüm kelimesi „Rusya“ olan ültimatomu veriniz. Humann, yani der ve parmaklarıyla saymaya başlar, a) Sadrazama nezaketle mektubu geri almasını, eğer buna muvaffak olamazsam, b) tekrar denemeyi, c) daima kati bir şekilde ve d) en sonunda ültimatom verme: Ya Goeben´in girişine müsaade edersiniz, yoksa Rusya´yı üstünüze salarız. Humann, Sadrazam´ın Yeniköy´deki beyaz konağına gelir. Humann´ı yan odaya götürürler. Ellerini ceplerine sokmadan, kollarının arasında saklayarak, konuşmaya nasıl başlayacağını düşünür. Karanlıkta bir kapının açıldığını görür. Kapıda bir yüz belirir. Gözlerini iyice açar, karşısındaki gülümsemektedir. Karşısında Enver Paşa´yı görür. Şaşkınlığı geçtikten sonra Sadrazam´ın mektubunu verir. Enver Paşa okur ve güler.  Humann ne yapayım diye sorar. Enver Paşa´nın cevabı „Hiçbir şey“ dir. Enver Paşa devam eder: Goeben benim müsaademle Çanakkale´den geçmeye başladı bile. Humann, dostunun boynuna sarılır.

10 Ağustos´ta iki savaş gemisiyle ilgili Osmanlı Bakanlar Kurulu, gemilerin silahsızlandırılmasını talep eder. Karşılarında Wangenheim´ı bulurlar.  Sinirlidir. Mutad tehdidleri savurur. Yine Rusları salarım üstünüze der. Sinirli Wangenheim´a üst üste ziyaretler yapılır, siniri yatışsın diye. Maliye Bakanı Cavit Bey´in anlatımından bir özet: Hükümet, gemilerin ya silahlarını teslim etmesini ya da çekilip gitmesini talep etti.  Wangenheim gelir. Sadrazam ile görüşür. Birşey çıkmaz. Wangenheim pek öfkelidir. Teslim etmem der, sizin talebinizle geldi der, Fransız ve İngilizlerden kokuyorsunuz der. Tehdit eder, korkutur. Yaparsanız, Ruslarla birleşip sizi taksim ederim der. Cavit Bey, bu tehdidlerden etkilenmediklerini yazar. Bir çözüm bulurlar güya: Gemileri satın alsak mı acaba? Devreye Dışişleri Nazırı Halil Bey girer. Wangenheim salonda sinirli sinirli dolaşmaktadır. Halil Bey´i görünce „Azizim, bu ne haldir! İmparatorun gemilerinin silahları alınamaz. Bizi Ruslarla uzlaşmaya mecbur etmeyin“ der. Üstelik herkes duysun diye yüksek sesle söyler bunları. Halil Bey, Wangenheim´a alttan alır, sakinleştirmeye çalışır. Wangenheim yumruğunu masanın üzerine dayar ve „Buyurunuz, cevabınızı bekliyorum“ der. Gemileri bize satınız der Halil Bey. Biraz düşünür veya öyle gibi yapar Wangenheim. İmparatorun müsaadesi olmadan nasıl söz verebilirim der. Sonra yine düşünür ve elini uzatır. Kabul ediyorum der. Tokalaşırlar. Sanırım Osmanlı Hükümeti o an rahatlamıştır, harika bir çözüm buldukları için. Gemiler satılırmış gibi yapılır, Wangenheim „çok önemli bir taviz“ verirmiş gibi yapar, ancak başka bir aslan parçası koparır. Osmanlı Donanması Komutanlığına da Alman Amiral Souchon getirilir. Ne hikmetse bu Donanma Komutanı Souchon da, Wangenheim gibi asabidir, Osmanlı´nın emirlerini takmaz. Sadrazam´a kafa tutar, Alman imparatorundan harbe girmek için emir aldım. Arkadaşlarımız harb ederken biz burada duramayız der. Sadrazam da, harb etmek istiyorsan memleketine git der. Yani restleşirler. Aslında bu traji-komik durum bununla kalmaz. Souchon Donanma Komutanı olur ama, esas ve resmen Donanma Komutanı İngiliz Amiral Limpus´tur. Ona da bir çare bulunur. Bu rolü Cemal Paşa üstlenir. Amiral Limpus bir üstü olan Cemal Paşa´yı atlayarak Sadrazam´a bir rapor sunmuştur. Hop hop der Cemal Paşa, biz neciyiz burada! İngiliz Komutan bu bahane ile görevden alınır.

Souchon sorunu Cemal Paşa´yı kızdırır. Devreye  Wangenheim girer. Oldukça uzun, yarı diplomatik, yarı askeri, yarı tehdidkar, yarı uzlaşmacı ama anlayana derdini anlatacak bir şekilde Sadrazam´a bir ültimatom verir. Donanma Komutanı Cemal Paşa´yı istememektedir. Hiçbir şeye karışamaz, Amiral benim olurumu alacaktır der. Korkmayın kendi başımıza da birşeyler yapmayız, Sadrazam´a danışırız der.  İngiliz´i alt edeyim derken, Donanma Komutanlığını Souchon´a kaptıran Cemal Paşa, daha sonra Mısır´ı fethetmeye gönderilir. Bu arada Rauf Bey de biraz patavatsızlık yaparak, beni torpido komutanı yapın, iki günde geminin etrafını sarar ve zorla tayfaları çıkartırız der. O da Afgan Emiri´ne Padişahın mektup ve hediyelerini götürmek üzere Afganistan´a gönderilir. Sorunları Wangenheim ve Enver Paşa çözmüştür. Souchon da az değildir hani! Boğazda Rus elçiliğinin önüne savaş gemilerini demirletir. Alman bahriyeleri törenle başlarındaki fesleri çıkarıp, Alman keplerini giyerler. Hoparlörden ve hepbir ağızdan „Deutschland über alles“ (Almanya herşeyin üstünde) marşını söylerler. Ardından da bilumum Alman marşlarını. Sonra yine törenle Alman keplerini çıkartıp, Osmanlı feslerini giyerler. Saatlerce Boğazı Alman marşları ile çınlatıp terk ederler. Daha sonra bu Amiral Souchon, Enver Paşa´nın resmi emriyle gider, Rusları bombalar. Osmanlı´nın mahvının kilometre taşları böyle döşenir.

Wangenheim ile ilgili olan başka bir bölüme geçmeden önce, Wangenheim´ın cenazesinin büyük bir törenle kaldırıldığını ve Talat Bey´in onun hakkında söylediklerini aktarayım: „Gayet mert ve namuslu, doğru sözlü bir zat.“

Wangenheim ve 1915/16

Alman Büyükelçisi Hans Freiherr von Wangenheim, Ermeni tehciri konusunda ne düşünür? Nasıl tavır alır?

Morgenthau anılarında şöyle yazar: Açıkça Ermenilere antipati duyuyordu. Ermenileri ölçüsüz kelimelerle aşağılardı. Ermeniler sadece zararlı böceklerdir. „Siyonistlere yardım ederim, lakin Ermeniler için hiçbir şey yapmam.“  Morgenthau´ya şunu söyler: Siz Almanya´nın düşmanlarına mühimmat sattıkça, benden birşeyler yapmamı nasıl beklersiniz? Hükümetiniz bu tavrını devam ettirdikçe, Ermeniler için hiçbir şey yapamam. Morgenthau ise şöyle yazar: Büyük ihtimalle Alman mantıkçılarının dışında hiç kimse İtilaf´a savaş malzemesi satmamızla, Türkiye´nin yüzbinlerce Ermeni kadın ve çocuğuna saldırısı arasında herhangi bir bağlantı kuramaz.  Morgenthau, „Kuşkusuz Alman Büyükelçisi müdahaleyi reddettikçe, hiçbir Alman´ın Türk Hükümeti üzerinde pek fazla etkisi olamazdı“ diye yazar anılarında. Wangenheim şöyle der Morgenthau ile tartışmalarında: „Ermeniler, bu harpte kendilerini Türklerin düşmanı gibi göstermişler. İki ahalinin aynı memlekette bir arada yaşayamayacağı artık belli. Amerikalılar onlardan bazılarını Amerika´ya göndermeli ve biz Almanlar da bazılarını Polonya´ya sevk edip, şayet Siyonist niyetlerinden vazgeçmeyi vaat ederlerse, onların yerine Musevi Polonyalıları Ermeni vilayetlerine sevk edeceğiz.“

Morgenthau, 1915 Ekim ayının başında Berlin´den dönen Wangenheim ile tekrar görüşür. Uzun uzun olan biteni anlatır ve Wangenheim şöyle cevap verir: „Söylediklerinizin hepsi hakikat. Lakin en büyük meselemiz bu harbi kazanmak. Türkiye harici düşmanlarıyla hesaplaştı. Çanakkale´de ve Gelibolu´da yapacağını yaptı. Şimdi dahili düşmanlarını halletmeye çalışıyor. Kapitülasyonların tekrar başlarına bela olacağından korkuyorlar. Tekrar bu tahdidin altına girmeden önce, harici mihraklardan herhangi bir müdahale olmadan dahili meselelerini halletmeye azimliler. Talat bana bu vazifeyi sulh ilan edilmeden evvel ifa etmeye kararlı olduğunu söyledi. (...) Ermeniler çok zavallı bir ahali. Siz İstanbul´da münevver Ermenilerle temas içindesiniz ve onlar hakkındaki intibalarınızı bu insanlardan ediniyorsunuz, lakin bütün Ermeniler böyle değil. Ancak çok kötü muamele gördüklerini itiraf ediyorum.“

Ve son olarak Wangenheim, Morgenthau´ya şunları söyler: Halihazırda Türkiye´nin dahili meselesi bu, müdahale edemem. Ve 24 Ekim 1915 günü Wangenheim kalp krizi geçirip sonrasında ölür.

Morgenthau, Wangenheim ile ilgi son anısını şöyle özetler: Ve böylece Wangenheim ile son anım, bir ulusun katlini önleme konusunda çaba göstermeyi kesin olarak reddeden bir Büyükelçi görüntüsüydü.. Bu suçları durdurabilecek bir adamdı, hükümeti de yine suçları durdurabilecek bir hükümetti, fakat Wangenheim´ın bana defalarca söylediği gibi „gayemiz bu harbi kazanmak“ idi.

Wangenheim´ın Ermeni tehciri dönemindeki görüş ve tavrına bakalım. Wangenheim, Berlin´e yazdığı bir raporda, Ermeni tehcirini kastederek „belki de beyhude bir gayeyle müdahalede bulunarak, bizim için çok önemli ve çok hayati menfaatleri tehlikeye atabiliriz“ diye yazacak ve „özellikle dikkatli olmalıyız“ diyecektir. Wangenheim, daha 1913 Şubat ayında Berlin´e gönderdiği raporda, tüm Ermenilerin modern silahlarla donatıldığını, Rusya´nın bir işaretiyle Türklere karşı darbe indirmeye hazırlandıklarını belirtirken, aynı zamanda bu durumu İmparatorluğun toprak bütünlüğünün tehdit edilişi“ olarak  tanımlar. Wangenheim, daha sonra 1914 yılı sonuna doğru yazdığı raporlarda iki konuyu sürekli vurgular: Ermeniler silahlıdır. Rusya´nın işaretini bekliyorlar. 1915 yılı ilk aylarında artık Ermenileri vatan haini olarak rapor eder. Hatta müslüman halkı katledecekleri yolunda söylentiler dolaştığını ekler. Bu raporların Wangenheim´ın kendi kişisel bilgilerine dayanmadığı, tersine İT yetkililerinden aldığı belirtilir. Bir anlamda da zaten Ermenileri gözden çıkarmış Berlin´in politikasını haklı çıkaracak bilgiler aktarır.

Wangenheim 1915 yılının ilk aylarında gönderdiği bir raporda, Enver Paşa´nın Ermeni casusluklarına ket vurabilmek ve yeni bir Ermeni başkaldırısını önlemek için savaş durumu ilanını kullanacağını, asileşen Ermeni merkezlerinden tamamen güvenilmeyecek ailelerin tümünü bilhassa Mezopotamya´ya sürecektir diye belirtir. Rapor şöyle sona erer: (Enver Paşa) „Bunun önlenmemesini ivedilikle rica ediyor.“  Kimden rica ediyor? Almanya´dan. Tehcir´in boyutlarının artık netleştiği Temmuz ayında Wangenheim, 7 Temmuz 1915´te şöyle bir rapor gönderir Berlin´e : „Tehcirin  nasıl ve ne şekilde tatbik edildiği, Türk Hükümeti´nin gerçek amacının, imparatorluktaki Ermeni ırkını yok etme olduğunu gösteriyor.“ Politikanın ve diplomasinin oportünist labirentlerinde nasıl gidip geldiğine ilişkin Wangenheim´ın Şubat 1913´te gönderdiği rapor dört dörtlük bir örnektir. Wangenheim, bir yandan Ermenilerin silahlandığını, Rusya´nın işaretini beklediklerini, hatta müslümanların katledileceğine ilişkin söylentileri duyduğunu belirtirken, birşeyi de eklemeyi unutmaz: „Gelecekte Türkiye´nin çözülüş süreci hiçbir şekilde durdurulamayacak hale gelirse, Küçük Asya´da bizim haklarımızın geçerli olabilmesi için yerli Ermeni unsurlarını arkamıza almamız gerekiyor. „  Ancak Vangenheim´ın bu görüşüne Berlin´den 22 Mart 1913´te Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Jagow´dan bir cevap gelir: Ermenilerin hamiliğinin üstlenilmesi bizi iki cami arasında beynamaz kılar. Sonra Türkiye bizi sorumlu tutar. Bu da bizim ana politikamıza aykırıdır.

Alman konsoloslarının ona gönderdiği raporlardan, tehcirin uygulanış biçimleri konusundaki ayrıntıları okur ve Berlin´e gönderir. Bu arada Adana Konsolosu Eugen Büge´yi  „Türk hükümetinin barbarca muameleleri ülkenin çıkarlarına barizce zarar veriyor“ diye yazdığı için azarlar.  Örnekler vererek, birçok hadisede yetkililerin başvurdukları sert tedbirler haklı bile görülebilir, diye yazar ve ekler: „Alman İmparatorluğu Büyükelçiliği söz konusu tedbirleri önleme koşuluna sahip değildir.“ Özel bir görevle Erzurum´a gönderilen Scheubner-Richter, katliamlar ve muameleler konusunda sert tepkilerde bulunur. Başkomutanlık nezdinde girişimde bulunmak için izin ister. Wangenheim, en üst düzey komutan nezdinde talepte bulunabilirsiniz  diye yazar, ancak der „karşıt diplomatik girişimleri önleyici ve dostça tavsiyeler sınırında tutun.“  Konsoloslarından gelen raporlardan durumu tüm açıklığıyla bilir ve öğrenir. Ancak sınırları aşmayın, bizi de zor durumda bırakmayın der. İstanbul´daki Elçilik Müsteşarı Konstantin Freiherr von Neurath ise basının olan bitenden haberdar olmamasını emreder. Wangenheim, Ermenilerin savaşın olduğu doğu vilayetlerinden tehcirinin bir aldatmaca olduğunu da anlar. Almanya Başbakanı´na 7 Temmuz´da yazdığı raporda, Trabzon, Harput ve Sivas´ta tehcir uygulandığını belirtir ve „oysa bu vilayetler düşman tehdidi altında bulunmaktan uzaktır.“ diye not düşer.

Hans Freiherr von Wangenheim, Prusya geleneğinin üstenciliğini ve  kibirliliğini sembolize eder. Hans Freiherr von Wangenheim, politik çıkarlar için insani değerlerin ayaklar altına alınmasını, militarist ruhu, aşırı pragmatizmi, sosyal Darvinizmi ve Prusya´nın, çıkarlar için dünyayı ateşe atmaktan çekinmeyen özünü sembolleştirir. Öte yandan Hans Freiherr von Wangenheim´ın genel Prusya kişiliğine ek bazı özellikleri de vardır. Bu da Osmanlı ile olan ilişkilerinde ortaya çıkar. Hans Freiherr von Wangenheim´ın esas görevi Osmanlı´yı Almanya´nın müttefiki olarak savaşa sokmak olarak tanımlanabilir. O´nun iki saptaması, politikasını da belirler. Orduyu kontrol etmek ve kilit noktalardaki Türk subaylarının Prusya ruhuyla eğitilmesi. Çünkü kendi ülkesinde de ordu herşeydir. Bu iki noktadan hareket ederek kendisine zaten Prusya eğitiminden geçmiş bir yandaş bulur: Enver Paşa. Ancak Osmanlıyı iyi analiz ettiğinden sadece Enver Paşa, amaca ulaşmada yeterli gelmeyecektir. Kendisine subayların dışında başka yandaşlar da bulur. Örneğin Babıali Baskını´nı Enver Paşa´ya en yakın kişiden öğrenecek bir ağ oluşturmuştur. Hans Freiherr von Wangenheim, Osmanlı´yı elde tutacak kilidi ve onu açacak anahtarları iyi belirlemiştir. Enver Paşa, Talat Paşa, Halil Menteşe. Politikasını bunların üzerine kurar. Bu kişilerin dışında kalan bazılarını yedekler. Ancak fazla takmaz. Önünde engel gördüğü an, kişilerin üzerine doğrudan üstüne gider. Buna örnek Cemal Paşa´dır. Sadrazam´ın aslında bir kukla olduğunu bilir. İttifak´a pek te sıcak bakmayan Maliye Bakanı Cavit Bey´i azarlar. Ancak tüm isteklerini öncelikle Enver Paşa yerine getirir. Osmanlı´nın beynini ele geçirmiştir. Bu beyni istediği gibi kullanır. Hans Freiherr von Wangenheim, kendi insanlarına da aslında böyle davranır. Örneğin Enver Paşa´nın çok yakın dostu Humann Paşa, bir anlamda onun emrine tabidir. Örneğin Liman von Sanders, Osmanlı´daki en yüksek askeri komutandır. Ancak o dönemin politikasına  Wangenheim´a göre uymaz. Serttir, çok fazla askercedir. Alman sivil ve askeri misyonu içinde Liman von Sanders´i harcamak için entrikalar  çevirir. Kendisine uymayan askeri erkanı, bir an önce Almanya´ya göndermek için, tenzil-i rütbe için, bilumum ayak oyunlarına başvurur. Wangenheim kendi bahçesini temiz tutarken, Enver Paşa da Osmanlı bahçesini temiz tutar. Enver´in hoşlanmadıklarını o temizler, Wangenheim´ın hoşlanmadıklarını da Enver Paşa. Bu ikili önlerine çıkan her engeli, her pürüzü bir güzel ortadan kaldırırlar.

Hans Freiherr von Wangenheim ve Enver Paşa, bana göre Pan-Cermen/Turan hayallerinin ikiz kardeşleridir.  Amerikan Büyükelçisi Morgenthau´nun, Wangenheim hakkındaki şu saptamasına katılmamak mümkün değil galiba: Sınırsız ihtirasıyla dünyayı bir korku tüneline dönüştürmüş Almanya ve her hareketi ve her sözcüğü, ulusların başına gelebilecek yeni ve korkunç uğursuzlukların bir simgesi“ olan  Hans Freiherr von Wangenheim.

Bu cümleyi şöyle de yazabiliriz: Sınırsız ihtirasıyla ülkesini bir korku tüneline dönüştürmüş İttihat ve Terakki ve her hareketi ve her sözcüğü, ulusların başına gelebilecek yeni ve korkunç uğursuzlukların bir simgesi“ olan Enver Paşa.

(Bu yazıda yararlandığım Almanca kaynaklar hariç, ana kaynaklar şunlar: Büyükelçi Morgenthau´nun Öyküsü, Belge Yayınları, Aralık 2005; Erdoğan Aydın, Osmanlı´nın Son Savaşı/Turan Hayalinden Sevr´e, Kırmızı yayınları, 2. Baskı 2012; Serdar Dinçer, Alman Belgelerinde Alman-Türk Silah Arkadaşlığı ve Ermeniler, İletişim Yayınları, 1. Baskı 2011; Wolfgang Gust, Alman Belgeleri, Ermeni Soykırımı 1915/16, Alman Dışişleri Bakanlığı Siyasi Arşiv Belgeleri, Belge Yayınları, Ocak 2012; Mustafa Gencer, Jöntürk Modernizmi ve „Alman Ruhu“, İletişim Yayınları, 2. Baskı 2010.)