NEDEN EVET

Selim Mahmutoglu - 08/09/2010 13:13:57 (903 okunma)



NEDEN EVET 

Türkiye Cumhuriyeti tarihi, bir yanıyla ulus devletin bekası için baskı ve zulümler tarihi olurken, aynı zamanda da bu baskı ve zulümlere karşı yürütülen, demokrasi ve insan hakları mücadelesi tarihidir. Son 40 yılımızı toplumsal çatışmalar, savaşlar, faili meçhul cinayetler ve darbelerle geçirdik. Bu mücadelede başta Kürtler, Aleviler ve komünistler olmak üzere toplumun bütün kesimlerinden insanlar, canlarını kaybettiler, işkence gördüler, zindanlara tıkıldılar. Bugünlere böyle geldik. 

Ama dün ile bugün arasında çok büyük farklar var. Hem dünyada hem de ülkemizde. 

Duvarların yıkılması, kurulması gibi insanlık tarihinde bir dönüm noktası oldu. Anlaşılan yenisi kurulana kadar sular bir süre bulanık akacak. Dokunulmaz sanılana 11 Eylül’de ikiz kulelerle birlikte dokunuldu. Artık dünya soğuk şavaş döneminin kurumları ile yönetilemiyor. Bu yüzden“Başka bir dünya mümkün” diyoruz.

Ülkemizde ise, demokratikleşmenin önünde en büyük engel olarak gördüğümüz ve “İkili iktidar” diye adlandırdığımız, bugün daha anlaşılabilir bir ifade ile adına “Vesayet rejimi” denilen oligarşik yapı artık açığa çıktı, tamamı olmasa bile bir kısmı yargılanıyor. Faili meçhul cinayetlerin bir devlet politikası olduğu, nihayet itiraf (!) edildi.

Kürt halkı, tarihte hiç bir dönem göremediğimiz kadar örgütlü ve güçlü. Kimliklerinin tanınması, eşitlik ve özgürlük için çok çetin bir savaş veriyorlar.

Bu verili koşullarda 12 Eylül 2010 tarihinde halk oyuna sunulacak anayasa değişikliğini tartışıyoruz. Birkaç gün sonra bu da, şu veya bu biçimde sonuçlanacak, hayat kaldığı yerden devam edecek.

Kuşkusuz hepimiz parça bölük bir değişiklik yerine, yeni bir anayasa istiyoruz. Daha da ötesi, barajları olmayan, eşit, adil seçimlerle oluşmuş, üzerinde hiçbir vesayet olmayan, şeffaf, denetlenebilir bir parlamento istiyoruz. Ama bunu bize kimsenin vermeyeceğini, bunların ve daha ötesinin ancak mücadele edilerek alınacağını biliyoruz. Yani ortaya bir siyasi irade koyamadan, hiç bir şey yapılamayacağını da.

Artık önümüzde somut bir belge var ve biz ne yapacağız? Kendi adıma yapılan değişiklikleri, bu konulardaki farklı görüşleri elimden geldiğince yakından izlemeye çalıştım. İki temel argüman gördüm ve bunun üzerinde durmak istiyorum.

1.Bu değişiklikler var olan derin devleti daha da güçlendirecektir.

2.Getirilen bu değişikliklerle AKP kendi derin devletini kuracaktır. 


Öncelikle, sonuçları birbirinin zıddı olan bu iki argümanı birlikte kullanmayı anlamakta zorluk çektiğimi ifade etmeliyim. Birincisinde, AKP, sistemin bir parçası, ikincisinde ise, mevcut sisteme karşı ama kendi derin sistemini kurmak isteyen bir parti. Kuşkusuz her ikisi de demokrasi açısından kabul edilebilir değil.

O zaman AKP ne yapmak istiyor? Bence, AKP hükümet olmuştur ama iktidar olamamıştır. Davul boynunda, tokmak başkasındadır. Yapılan değişiklikleri devleti demokratikleştirmek için değil, kendisi için, kendi geleceği için istemektedir. Tabii şunu da unutmamak gerekir, parlamenter bir yapıdan bahsediyoruz, sosyalist bir sistemden değil. Böyle olunca da halktan % 47 oy almış bir partinin kendisi için bir şey istemesi de çok yadırganacak bir durum olmasa gerek. Neyse bu uzun bir mevzu, geçelim. Özetle AKP kendisini garantiye almak için anayasada küçük de olsa bir gedik açmak zorundadır. Böyle bakınca da Anayasa mahkemesi ve HYSK üzerine koparılan kıyameti, bir kayıkçı döğüşü olarak görmüyorum. Ortada çok ciddi bir kavga var.

Peki bu durum bizi hiç mi ilgilendirmiyor? Bence çok ilgilendiriyor. Bana göre siyaset tam da burada başlıyor. Evet, yapılan değişikliklerle birilerinin iktidarına dokunuluyor, bu kesin. Ama bunu ben de istiyorum. Açılacak bu gediği derinleşleştirebilir, devletin demokratikleştirilmesi yönünde bir adıma çevirebiliriz. Bu süreçte AKP ile çok çatışılacaktır. bunu biliyorum, bence iyi de olur. En küçük bir demokratik kırıntıyı dahi değerlendirmeyi çok anlamlı buluyorum. Bunu TİP’te öğrendim. TİP’in geçmişte hem parlamentoda, hem de senatoda anayasa yorumları ile ilgili mücadelesini hatırlarsak sanıyorum ne demek istediğim daha iyi anlaşılır.

Ayrıca bu durumun sola yeni bir siyaset alanı açacağını düşünüyorum. Bunu “devletin demokratikleşmesi” için bir mücadele alanı olarak görüyorumve çok önemsiyorum. 

Çünkü demokrasi mücadelesi esas olarak devletin demokratikleşmesi hedefine oturtulmadan, bütün güç ve enerji bu hedefe odaklanmadan, kalıcı bir başarı elde edebilmeyi mümkün görmüyorum. Bir başka deyişle; işçi ve emekçilerin ürettiği kaynaklara el koyan, onunla beslenip, palazlanan sermaye sınıfı ve onun payandaları olan ordu, yüksek bürokrasi ve yargının üzerine gitmeden, bunların ipliğini pazara çıkartmadan bir başarıdan söz edemeyeceğiz.

Çünkü bu uğursuz yapı yüzünden Türkiye Cumhuriyeti hiç bir zaman demokratik bir devlet olamadı. Demokratik devlet olamadığı için laik devlet, sosyal devlet ve hukuk devleti de olamadı.

Özetle, güncel görev, bu yapıların üzerine gitmek, bu yolda atılan tüm adımlara destek olmaktır. Sol, siyasette bir aktör olmak istiyorsa, bu somut durumu çok iyi değerlendirmek zorundadır.

Ben böyle düşünüyorum. Anayasa değişikliğinin sola yeni bir siyaset alanı açacağını düşünüyorum ve bu nedenle evet diyorum.

Herkesin kararına saygıyla. 
07 Eylül 2010