Sol parti üzerine notlar

Selim Mahmutoglu - 13/07/2009 15:47:16 (727 okunma)



Sol parti üzerine notlar

Türkiye siyasetinde şöyle bir söz vardır “Hükümet olabilirsin ama iktidar olamazsın!” Biz bunu geçmişte TİP’te “İkili iktidar” diye ifade ederdik. Bir tarafta kurucu iradeyi temsil eden “Devletin Sahipleri”, diğer tarafta seçimle işbaşına gelen, yine seçimle veya darbeyle işbaşından giden “Hükümetler”. 

Bu rol dağılımında hükümetlere düşen görev ; Bütçe yapmak, yol, su, elektrik vs. hizmetleri yerine getirmektir. Bu tespit abartılı gözükebilir ama maalesef gerçek. Bugüne kadar hiç bir hükümet, bir kez bile olsun sivil bir Anayasa yapamadı. Kurucu iradenin istemediği hiçbir şeyi; başta Anayasa veya yasa değişiklikleri olmak üzere, dış ve iç politikada, ekonomide yeni açılımlar gerçekleştiremedi. Çünkü “kurucu İrade” buna izin vermedi.

Bu yapı varlığını hala sürdürüyor ama sokaktaki vatandaş da artık bu yapıyı biliyor. Ergenekon süreci ile birlikte bu yapının; başta demokratik hak ve özgürlükler olmak üzere, ülkenin birikmiş tüm sorunlarında uğursuz bir rolü olduğunu görüyor.

Dün bizim için net olan bu ikili yapının, bugün artık çok daha geniş kesimlerce biliniyor olması, ikili yapının sonunun gelmesini hızlandırabilir ve nitekim hızlandırmaktadır. Bu da demokratik bir cumhuriyete giden yolun önünü açabilir, açacaktır da. 

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu uğursuz yapı yüzünden hiçbir zaman demokratik bir devlet olamadı. Demokratik Devlet olamadığı için de “Laik Devlet”, “Sosyal Devlet”, “Hukuk Devleti” de olamadı.

Özetle, ülkede iyi şeyler de oluyor. Ancak sol, bu sürece seyirci değil müdahil olması gerekiyor. Bu da kuşkusuz solun kitlesel bir siyasal odak olabilmesinden geçiyor.

Sol ülkede kitlesel bir siyasal odak olmalıdır. 

Tüm sorunların kaynağı kapitalizmdir, emperyalizmdir, sınıfsaldır. Solcular iktidara geldiklerinde bu yağmacı düzeni değiştirip kendi sosyalist düzenlerini kuracaklar, ülkenin ve halkın tüm sorunlarını sınıfa karşı sınıf mücadelesi ile çözecekler “ önermesi, bunca yıldır hiç bir işe yaramadı, yarayamazdı da.

Sol, bugünden değişimin olabileceğini savunmalı, reel siyasete girmeli, elini taşın altına koymalı ve siyasal aktör olmayı becerebilmeli. 

Bu nasıl olacak? Önce kuramsal bir zihniyet birliğinin oluşması gerekiyor. Çünkü sistem yolsuzluklar ile birlikte çok büyük adaletsizliklerle de sürdürülmek isteniyor.

Nedir bunlar?

Üretimin paylaşımında ortaya çıkan gelir dağılımı, büyüme ve istihdam adaletsizliği

Başta Kürt kökenli vatandaşlar olmak üzere ve kimi azınlıklara uygulanan kimlik veya tanınma adaletsizliği

Alevi ve Sünni ayrımından kaynaklanan inanç adaletsizliği

Kadınların iş ve siyasete katılım adaletsizliği

Doğaya bakıştan kaynaklanan çevre adaletsizliği


Bunları çoğaltmak mümkün.

Sol'un tüm bu sorunları biz çözeriz diye otaya çıkması gerekiyor.

Nasıl mı? 

Sol’un Parlamentoyu ciddiye alması gerekiyor. 

“Her şeyi biz biliriz, her şeyin en iyisini biz yaparız” veya yalnızca eleştiren söylemin, dün olduğu gibi bugün de hiçbir anlamı olmadığı ortada. Çünkü sana “hadi o zaman yap diyorlar”. Sol, yapabileceğini göstermek zorundadır.

Haksız rekabet ve paylaşım, ayrımcılık, dışlanma, tanınmama gibi adaletsizliklerin ortadan kaldırılmasının sistem içinde de mümkün olabileceğine kabul etmek ve bu hedefler için mücadele etmek, kapitalizmin benimsenmesine değil, halkın örgütlenmesine yarar.

Sol, reformların kapitalizmin değil halkın işine yarayacağını düşünmesi yani reformizm yaftasından korkmaması gerekiyor.

Geçmişteki TİP deneyimi bu nedenle çok önemli. TİP’in iki kez kapatılması, sistemin buna izin vermeyeceği iddiası bugün artık geçerliliğini yitirdi. Darbelerle sürekli kapatılan parlamentonun halkın hiçbir sorununu çözmediği ve çözemeyeceği gerçeği bugün ülkemizde çok daha net görülüyor.“Ordu göreve” diye bağıranlar, buna çanak tutan medya, artık kitleleri eskiden olduğu gibi kolaylıkla etkileyemiyor. Halk artık inanmıyor. Gelişmenin bu doğrultuda olduğunu görülmesi gerekiyor.

Zaten yukarıda sözünü ettiğim ikili iktidar yapısının kırılması, sonunun getirilmesi ve darbecilerden hesap sorulması için de parlamento çok önemli. Parlamentoyu her zamankinden daha çok ciddiye almamız gerekiyor. 

Sol, yeni bir siyasal kültür geliştirmek zorundadır

Demokrasiyi içselleştirmek zorundayız. Dünyada evrensel hale gelmiş çoğulculuğu esas bir demokrasiyi bizde esas almalıyız. İşkence ve kötü muameleye karşı mıyız? O zaman kime yapılırsa yapılsın rakibimiz hatta düşmanımız bile olsa ona da karşı çıkmalıyız. Siyasi partilerin kapatılmasına karşı mıyız? O zaman sadece DTP’ye değil, AKP’nin kapatılmasına da karşı çıkmalıyız. 

Doğruyu, iyiyi, güzeli kim yaparsa yapsın, düşmanımız bile olsa takdir etmeliyiz, desteklemeliyiz. Bizim dışımızda gelişen olaylara sessiz kalmamalıyız. “Yesinler birbirlerini” bizim jargonumuz olamaz. Biz rakibimiz bile olsa haklının, mağdurun yanında yer almalı sesimizi yükseltmeliyiz.

Sol, nihilist imajını temizlemeli, iyiyi takdir eden, daha iyisini yapmaya aday, yeni bir imaj oluşturmalıdır. 

Sol, tembellik hakkından ve atalet özgürlüğünden de vazgeçmelidir. En azından bunlar herkes için kullanılabilir hak oluncaya kadar ertelemelidir.Sol çalışan, üreten, büyüten ve adaletli paylaşan olmalıdır. Bunu becerebilirse sesine kulak verilecek, dinlenecek, ciddiye alınacaktır.

Sol, yeni bir örgüt ve örgütlenme modeli ortaya koymalıdır.

İnsanoğlu henüz iktidar için siyasi partiden daha modern bir araç üretemedi. Peki, nasıl bir parti? Komünist parti mi, sosyalist parti mi? işçi partisi mi? Bence isimlere takılmamak gerekiyor. Ne yapmak istiyoruz? O’na bakmamız gerekiyor. Kimlerle birlikte yapacaksak onları temsil etmesi gerekiyor.

Sorunlarımız ne? İş, aş, özgürlük, eğitim, sağlık, kimlik, dışlanmışlık, çevre vb. Talebi bunlar olan insanların ortak özelliği ne olabilir. Çalışmak ve üretimde olmak. Kim bunlar? İşçiler, memurlar, eğitim ve sağlık elemanları, serbest meslek sahipleri, esnaf, köylü, küçük ve orta boy işletme sahipleri vs.

Özetlersek; insan onuruna yaraşır bir yaşam için her türlü yokluğa ve yoksulluğa karşı çıkan emekçiler, toplumun kendilerine biçtiği role karşı çıkan kadınlar, savaş karşıtları, çevreye duyarlı insanlar, Anadolu’nun çeşitli kentlerinde yerel ekonomiyi tetikleyen işadamları vb.

Yani ezilenlerin ve başkaldıranların partisi. Bütün bu kesimleri örgütleyen, örgütlü sivil toplumun güçlenmesine hem yol gösteren, hem de yardım eden ve onun içinde örgütlenen bir kitle partisi.

Katılımcı demokrasiyi içselleştirmiş, sınıf kavramı ile anayasal vatandaşlık kavramını birleştirmiş ve toplumla birlikte hareket eden, emek odaklı bir parti.

Mağdurları içine alan, ancak ağlayan sızlayan değil, programı ve hedefleri olan ve bunları öne çıkaran bir parti. Ekonomiyi büyütmeyi ve adaletli paylaşımını öngören bir parti. Türkiye’nin böyle bir partiye ihtiyacı var.

Bu parti nasıl kurulur. Önce şunu söylemeliyim. Bütün sol bir araya gelse ve örgütsel bir birlik oluştursalar, bu parti kurulmuş olur mu? Bence hayır. Önce yukarıda da belirttiğim gibi zihniyet birliğinin oluşması lazım. Ve maalesef Türkiye’de mevcut sol grup ve partilerde bu zihniyet birliği yok. Gazetelerde, dergilerde, internet sitelerinde ve sempozyumlarda bu konular çok tartışılıyor. Bir ayrışmadan veya aynıların bir araya gelmesinden söz edebiliriz. Ancak güçlü, kuramsal bir zihniyet birliği henüz oluşamadı.

Toplantı notlarına bakarak, 4 Temmuz toplantısında bir araya gelen grup ve kişilerin de, bu kurumsal zihniyet değişikliğinin tam ayırdında olduklarını görebilmek maalesef mümkün değil. Ancak aynıların bir araya gelişinden söz edebiliriz ki o da tam değil. Ancak eski alışkanlıklarımızı ve önyargılarımızı aşa aşa bir yerlere varacağımız konusunda da iyimserim. Bu tür toplantı ve ardından sürdürülecek temaslar, solu kuramsal bir zihniyet değişikliğinde birleştirebilir. Zor ama imkansız değil.