Radikalizmin Yükseldiği Bir Çağda Referandum


Tüm düşünsel parametrelerin ve onlara bağlı değerlerin birer birer çöktüğü günümüzde; minimalist, olabildiğince kısa ve dar hedeflere yoğunlaşmak daha mantıklı olarak görülebiliyor. Oysaki gerçeklik tam tersi yönde ilerliyor.

Çağımız, erken sosyalizm deneyimlerinin çöküşünden ve Batı tarzı demokrasilerdeki yüzeysel özgürlük anlayışının sınırlarına gelmiş olmamızdan ötürü, yeni bir insanlık ve tamamen yeni bir yaşam arayışındadır. Bu arayış, insanlığın şu anki var oluş tarzının derinlemesine sorgulanmasını ve radikal bir kopuşu gerektiriyor. İnsan-insan ve insan-doğa ilişkisi bağlamında tamamen yeni bir yaşam gereksinimi en üst düzeyde hissediliyor.

Bu tür büyük geçiş dönemleri, bilinen tüm psikolojik, sosyal ve siyasal parametreleri geçersiz kıldığından, geniş kitlelerde var oluşunu sürdürememe korkusu ve güvenlik endişesinin yayılmasına yol açabiliyor; fiziksel, etnik, dinsel ve kültürel tehdit algıları en üst düzeye çıkabiliyor. Yine bu geçici durumun yarattığı boşlukta, insanların şiddette başvurma yönündeki baskılanmış ilkel eğilimlerini daha rahat dışa vurduklarına tanık oluyoruz.

Böyle durumlarda geniş kitlelerin dikkate alabileceği söylemler, bu kaotik durumu değiştirebilecek, güvenli ve mutlu bir yaşamı mümkün kılacak kapsamlı sosyal-siyasal projeleri içermelidir.  Batıda yükselen ırkçı sağ ve dünyadaki mevcut otoriter rejimler, geniş kitlelerin bu beklentilerine, insancıl olmayan ama oldukça radikal projelerle sesleniyorlar ve yarattıkları yanılsamalarla kitleleri adım adım kendi saflarına çekiyorlar.

Özgürlük mücadelesi veren özneler minimalist yaklaşımların etkisizliğinin  farkındalığıyla hareket etmeli; bir taraftan bu yakıcı gereksinime uygun, tüm insanlığı kapsayabilecek sosyal –siyasal projeler  üretme çabasında olmalı; diğer yandan güncel olarak karşılaşılacak her siyasal sorunu, maksimalist, olabilecek en geniş sosyal-siyasal bir çerçeveye yerleştirmeye çalışmalıdır.

Bu şekilde yaklaşılırsa dar kapsamlı bir hedef için en geniş kitlesel duyarlılık harekete geçirilebilir; elde edilebilecek kısmi kazanımları da korumak mümkün olabilir.

Referanduma Daha Geniş Bir Perspektifle Yaklaşmak Mümkündür

Referanduma 16 Nisan’la sınırlı bir şekilde yaklaşıldığında, 7 Haziran çağrışımları devreye giriyor ve bir tür duyarsızlık oluşabiliyor. Referanduma bir nokta olarak değil, tüm toplumun güvenliğini ve mutluluğunu önemseyen yeni bir toplumsal sözleşmenin inşa edildiği bir süreç olarak yaklaşılırsa farklı bir duyarlılık yaşanabilir.

 

Referanduma ilişkin yaklaşımımızı şu şekilde genişlettiğimizi varsayabiliriz:

Referandum bir anayasa değişikliğidir. Anayasa değişikliği en iyi ifadeyle bir toplumsal sözleşme olarak görülebilir. Toplumsal sözleşme toplumdaki tüm kesimlerin gereksinimlerini ve mutluluğuna dikkate alan ve herkesin bir ölçüde rıza gösterdiği ortak bir hukuksal metindir. Böyle bir metnin ortaya çıkabilmesi için tüm toplumsal kesimlerin taleplerini özgürce ifade edebildiği bir tartışma ve propaganda ortamına ihtiyaç vardır. Her kesimin istekleri diğer tüm kesimler tarafından dinlenmeli, iyice anlaşılmalı ve bunun yaşama geçirilmesinin koşulları yine tüm taraflarca geniş bir şekilde tartışılmalıdır. Tartışmalar tüm kesimler tarafından yeterli bir olgunluğa ulaşınca ortak metinler çıkmalı ve seçim süreçleri başlamalıdır.

Şu anki anayasa değişikliği metninin bu süreçlerle hiçbir ilgisi yoktur; bu anlamda bu metin bir toplumsal sözleşme özelliği taşımıyor, gerçek anlamda bir anayasa değişikliği niteliğine de sahip değildir. Bu metnin hazırlanışı ve getiriliş şekli tamamen hatalıdır ve 16 Nisan’ın anlamı bu hatanın düzeltilmesidir.

Ancak bu hatanın düzeltilmesi, işin küçük bir parçasını oluşturur.

Tartışma olabildiğince genişletilmelidir. Toplumsal sözleşmenin anlamı ve nasıl oluşturulması gerektiğinden başlamalı; şu anki toplumun gereksinim duyduğu ve anayasal hükümlere dönüştürülebilecek tüm unsurlar ele alınmalıdır. Toplumun tüm kesimlerinin yakıcı ve öncelikli olarak yaşadıkları ekonomik, etnik, dinsel, kültürel…tüm sorunlar tartışılmaya başlanmalı ve gerçek bir anayasa değişikliği, gerçek bir toplumsal sözleşme için ilk hazırlıklar yapılmalıdır.

Toplumsal sözleşme tüm toplumsal kesimleri kapsayacağı için, bu çalışma ‘’evet ‘’ ya da ‘’hayır ‘’ oyu kullanmayı düşünen tüm toplumsal kesimleri kapsamalıdır.

Bu çalışma geniş bir süreç olarak düşünülmeli ve 16 Nisan sonrasında da, toplumun tüm kesimleriyle birlikte, tüm toplumun güvenliğini ve mutluluğunu hedefleyecek demokratik bir anayasa inşa süreci devam etmelidir. Elbette ki, referandumun şu ya da bu şekilde sonucu olacaktır,  sonuçlar sürecin olanaklarını daraltabilir ya da genişletebilir; ancak süreci her durumda devam ettirmek mümkündür; özellikle referandum sürecinde bunun temelleri iyi atılmışsa.

Bu yaklaşım önerisi, referandum gibi sınırlı bir konunun daha geniş ve derin bir perspektife bağlanmasıyla ilgili olarak oluşturulmuştur; çağımızın gereksinim duyduğu radikal sosyal ve siyasal projeler, ayrıca ele alınması gereken tartışmalardır. Ancak, yine de referanduma bu şekilde geniş bir perspektifle yaklaşılması, daha kapsamlı projelerin tartışılmasına kapıyı aralayabilir.